Eylül 17, 2020

18. Av ve Avcı

ile payelll

Hem ağabeyi hem kocası gideli tam beş gün olmuştu. Hilal her zamanki özleminden fazlasını hissediyordu. Nergis de kendinden aşağı değildi. Kızlar gitmek için beyler gelmek için can atıyordu. Kemal’in aklı Hilal den çok Selim deydi. Günde yirmi kere arıyordu. Hilal de çoğu zaman bahçede çalışıyor oluyordu. Kemal Selim’i sormaya çekiniyordu. Yanlış anlaşılma olmasın, güvenmediğini düşünmesin Hilal diye.

Ama Nergis’den haber alıyordu. Hoş Nergis olsa da ona söylemeyeceğini çok iyi biliyordu. Ama uzaktan başka bir şey yapamıyordu. Selim ve arkadaşları hâlâ yoğun bir şekilde çalışıyorlardı. Ürün kaldırma işlemi bitmek üzereydi. Çöpe giden tonlarca çay için Hilal’in içi yanıyordu. O da elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ve illaki diğer mühendislerle yan yana geliyor, gerekirse de  saatlerce çalışıyordu. Bunu tam anlamıyla Kemal’e anlatmıyordu.

Selim de  Hilal’e karşı ters bir harekette bulunmuyordu. Hatta iş dışında hiç konuşmuyorlardı. Ama Kemal’e bundan dahi bahsetmiyordu. Yanlış anlaşılır diye ödü kopuyordu. Nergis’i de sıkı sıkı tembih etmişti. Bir kaç güne kadar Kemal gelecek ve ailelerine evleneceklerini açıklayacaklardı. Bu, Hilal’i çok heyecanlandırıyordu.

Yanlız bir buçuk ay içinde nasıl düğün yapamaya ikna olacakları hakkında hiçbir fikri yoktu. Yalnız kaldığında evlilik cüzdanına bakıyor ara ara korksa da çoğu zaman kendini tebessüm ederken buluyordu.

Tüm günün yorgunluğu üzerine çökmüştü Hilal’in. Akşam güneşi batmak üzereydi. Ve en sevdiği şeyi, hamağa uzanıp kısa bir şekerlemeyi hak ettiğini düşünüyordu.

Eldivenlerini ve çizmelerini çıkarıp kenara bıraktı. Kendini yavaşça hamağa bıraktı. “Allah’ım beni böyle uykucu yarattığın için sana teşekkür ederim.”

Tam uykuya kendini bırakacağı sırada cebinde titreyen telefonla bütün hücreleri uyandı. “Allah’ım sen bana neden bu kadar meraklı bir koca verdin bir bildiğin var mı yüce Rabbim?” diye söylenerek açtı telefonu.

“Efendim?”

“Hayatım ne yapıyorsun?”

Önce bir off çekti Hilal. “Seninle daha yarım saat önce konuşmadık mı canım bir bırakmadın uyuyayım.”

“Ah olamaz uyandırdım degil mi?”

“Evet ama sorun değil. Şimdi ne soracaksın Kemal bahanen nedir.”

“Eve mi geçtin sen bana hamakta uyuduğunu söyleme.”

“İlk defa yaptığım bir şey mi Kemal? Evet hamaktayım.”

“Mavi git evde uyu oralar çok tenha Nergis nerede hem?”

“Canım beni boş ver. Sen ne yapıyorsun?” Hilal konuyu değiştirmek istemişti. Gereksiz kıskançlık ediyordu Kemal. Hilal’e öyle geliyordu. Selim’den hiç beklediği tepkiyi görmemişti. Şu ana kadar…

Arkasından işittigi sesle başını çevirdi Hilal. Anlaşıldı bugün şekerleme haramdı ona. “Hilal?” dedi Selim.

Kulağında Kemal karşısında Selim. Bir an ne yapacağına karar veremedi.

“Hilal o kim?”

Kemal’in sesiyle döndü telefona. “Hiç kimse canım ben seni ararım birazdan kapatayım şimdi işim çıktı,” dedi, konuşanın Selim olduğunu anlamamasını diledi.

“Selim. Hilal eve dön!”

Hilal, Kemal’in son sözlerini duymamıştı bile. Kemal yüzüne kapanan telefonla şok oldu. Telefonun boş ekranına baktı.

“Ah Hilal, kadın öldüreceksin beni,” dedi Kemal telefonu avucunda sıkarak.

Hilal yattığı yerden dogruldu. “Ne istiyorsun Selim? Bir şeye mi ihtiyacın var?”’

Selim küçük adımlarla Hilal’e doğru yürüdü. “Hayır sadece konuşmak istiyorum.”

Sıkıntıyla yüzünü buruşturdu Hilal. “Ne konuşacaksın benimle?”

Selim kendinden emin bir ifadeyle, “Senden benden. Yıllar oldu.”

Sanki önceden arkadaşlardı şimdi bu neyin nesiydi? Hilal içinden tartıp düşündü.  Ayağa kalktı. Çizmelerini giydi. Selim’e döndü. “Ben iyiyim. Görüyorum ki sende iyisin konuşma bitti.”

“Hadi Hilal yapma alt tarafı biraz sohbet edeceğiz.”

“Selim görüyorum ki yıllar seni hiç değiştirmemiş hâlâ  ısrarcısın işle ilgili söyleyeceğin bir şey yoksa ben gideyim.” Arkasını dönerek bir adım attı Hilal. Selim’in sözüyle durdu.

“Onu seviyorsun.”

Kimden bahsettiğini düşündü Hilal. Bu kadar kısa zamanda ne görmüş olabilirdi? “Kimden bahsediyorsun sen?”

Selim, mavi gözlerini Hilal’in mavilerine sabitleyip, “Kemal,” dedi.

Duyduğu şeyle kısa bir şok anı yaşadı. Nasıl anlamış olabilirdi? Neden Selim’e yalan söylesindi ki? “Evet seviyorum hem de çok seviyorum ama bunun seni ilgilendirdigini düşünmüyorum.”

“Haklısın sadece bilmek istedi, beni yıllar önce reddetmen de bu yüzdendi sanırım.”

“Sana oturup hayat hikayemi anlatmak istemiyorum.”

Çok yakından gelen sesle rahatladı Hilal. “Hilal!” diyordu Nergis. Başını çevirip Nergis’e minnet dolu gözlerle baktı.

Nergis önce  Hilal’e sonra Selim’e baktı. “Selim sana bunu ilk ve son söyleyişim ya işini yap burada kal ya da  niyetin yıllar öncesine dönmekse hemen şimdi buradan  gidiyorsun.” Kendinden emin adımlarla Selim’in önünde durdu. Hilal Nergis’in içindeki bu pantere hayrandı. Zevkle izlemeye koyuldu.

“Niyetim kötü değildi Nergis, lütfen abartma.”

“Tek cümle!” dedi Nergis. Yıllar önce hiç karışmamıştı bu meseleye ama şimdi Hilal ağabeyinin karısıydı. Evet Nergis ağabeyiyle Hilal’in evli olduğunu biliyordu. Ama bildiğini belli etmemişti. Hilal’den duymak istiyordu. Çok sevinse de bir tarafı çok kızgındı. Lâkin onu sonra soracaktı.

“Söyle?” dedi Selim bıkkın sesiyle.

“İşine son verildi. Şimdi buradan gidiyorsun.”

Ağzının payını verir diye bekliyordu Hilal. Bunu beklemiyordu. Nergis arkasını dönerek Hilal’i de alıp Selim’i arkasında bıraktı.

Selim yine kaybetmişti. Selim alışkındı. Ama Hilal her gidişinde Selim’den bir şeyler koparıyordu. Selim inatçı olabilirdi. Ama hırslarına yenilen biri olmamıştı. Toprağa tekme savurdu. “Allah’ım beni bu yürek yangınında kurtar artık. Yıllar geçti o neden geçmedi? Onu görene kadar unuttuğumu düşünüyordum ama değilmiş.” Herkes sevdiğine yanardı, Selim de öyleydi.

Evin önüne gelince sordu Hilal. “Sen nereden bildin bizim orada olduğumuzu?”

Nergis sakin sesiyle, “Abim aradı,” dedi.

Hilal’in gözbebekleri kocaman oldu. Telefonu kapatırken anlamamış olmasını dinlemişti. Hatta anlamadığından emindi.

“Ne?”

“Ne si yok Hilal abim aradı.”

Elini alnına vurdu Hilal. “Yandım ben yandım ne anladı Allah bilir.”

Nergis eve doğru yürürken devam etti. “Abimin ilk defa bu kadar öfkeli olduğuna şahit oldum, Hilal işin zor bacım.”

Ne yapacağını bilemeden olduğu yerde birkaç dakika dikildi Hilal. Ne yapsa arasa mıydı? E nice zaman oldu Kemal için bu zaman çok bile neden aramamamıştı. Sıkıntıyla ellerini saçındaki yazmaya götürdü. Çıkarıp cebine sıkıştırdı. Saçlarını çözüp elleriyle karıştırdı.

Allah’ım ne geldi aklına kim bilir. Ne diyeceğim şimdi kesin çok kızacak ama benim ne suçum var ki…

Aptal, adamın yüzüne kapattın telefonu hemde Selim’i görünce.

Beyninde bir dünya soru işareti cebinden çıkardı telefonu ekrana baktı. Hiç aramamıştı. Mesaj dahi atmamıştı. Hah kızım Hilal. Adamı yollar mısın sen bana güven diye al işte güvenmiş sana. Sen Ne yaptın şak diye kapattın telefonu suratına.

Kemal’in numarasının üzerine dokundu. Kulağına götürdü. Uzun uzadıya çalıyordu. Hilal’e olduğundan daha uzun geliyordu o dıt sesi. Yüreği sıkılmıştı. “Açsana be adam,” diye hem söyleniyor hem bahçede volta atıyordu.

Kemal oturduğu yerde belki onuncu kez uzun uzun çalan telefona bakıyordu.

“Mavi arıyor.” Ekrana bakıyordu. İçinde öfke boy boy olmuş Kemal’i sıkıp duruyordu. Aklında dönen düşünceler onu çıldırtıyordu.

“Hilal o adamla yalnız hem de kimsenin olmadığı bir yerde. Hilal telefonu yüzüme kapattı hem de o adam için. Hilal ona güvenmemi söyledi ama o adamın yanında. Hilal beni seviyor ama Selim de Hilal’i seviyor. Ve ben orada yokum. O ikisi orada yanlız. Ya dokunduysa Mavi’ye? Hayır olamamıştır olsa da Hilal buna izin vermez.” Yumruğunu masaya vurdu.

Kalkıp odanın ortasında ileri geri gitmeye başladı.”Hiç bırakmamalıydım dinlememeliydim. Sürükleyerek de olsa onu buraya getirmeliydim.”

Kıskançlık damarlarına kandan daha fazla hücum ediyordu. Hilal’i pek çok kez kıskandığını biliyordu. Ama bu an ağır olanıydı. Sizin olmayan şeyleri kıskanmak daha basitti. Ama sizin olan size ait olanı kıskanmak bambaşkaydı. Kemal iliklerine kadar hissediyordu.

Telefonu eline aldı. Nergis’i aradı.

Nergiz olayın dışında kalmak istesede bir şekilde içine çekiliyordu. Biri ağabeyi biri kardeşi kadar sevdiği can dostuydu. Ekrana baktı. Açıp açmama arasında gidip geldi. Nereye kadar atmayacaktı.

“Evet abi.”

“Nerede?”

Camdan dışarı baktı Nergis. “Bahçede volta atıyor neden açmıyorsun kızın telefonunu?”

“Bana tek şey söyle Nergis Hilal’e dokundumu o pislik?”

“Tabii ki hayır neler geçiyor aklından senin dokunsa ne olur iyice karısını kıskanan kocaya bağladın.” Tabii ki  Nergis bilinçli söylemişti sözlerini alacağı tepkiyi merak ediyordu.

Kısa bir duraksamanın ardından, “Oraya gelip o adamı öldürene kadar dövecegim.”

Al işte yine söylemedi. Nergiz belki söyler umudunu rafa kaldırdı.

“Saçmalama lütfen işine son verdim Selim’in, haberin olsun gitti ve bitti.”

“Güvenmiyorum o adama yarın ilk uçakla İstanbul’a geliyorsunuz biletleri ben ayırırım.”

“Sen şaka mısın? Ben söyleyeceğim de Hilal gelecek, aç telefonu kendin soyle.”

“Açmayacagım da aramayacağım da, geleceksiniz.”

Suratına kapanan telefona baktı Nergis. “Te Allah’ım bütün çatlaklar benim başıma çökmüş.”

Telefona doğru çemkirdi. “Oldu bizim köyde de inekler uçuyordu zaten.” Telefonu cebine atıp Hilal’in yanına gitti. Biraz sakinleştirse iyi olurdu. Kızın ne suçu vardı ki? Öküz erkekler diye söylendi.

Çardakta suratını asıp karalar bağlayan arkadaşının yanına oturdu. Elinin omzuna atıp kendine çekti. “Gel bakalım bahtsız gelinim.”

“Bu gidişle gelin falan olamam ben baksana abin telefonlarımı açmıyor benim suçum ne Nergis?”

“Senin suçun kıskanç bir adamı sevmek.”

“Suç mu bu şimdi?”

“Hayır değil. Aksine ödül diyebiliriz.”

“Güldürme beni ne ödülü halime bak her ağlayabilirim.”

Aklındakini söyledi hiç vakit kaybetmeden. “Yarın İstanbul’a gidelim mi?”

Hilal başını kaldırdı. “Hayır, olmaz beni aramadan olmaz ne diye gideceğim ayaklarına mı kapanayım beni affet diye? Kaldı ki ben bir şey yapmadım yani suratına telefonu kapatmaktan başka.”

Nergis kaşlarını havaya kaldırdı. “Öyle mi yaptın?”

“Selim beni çağırınca panik oldum sesini duymasın diye,” diyerek omuz silkti Hilal.

“Ama duymuş peki ya duymasaydı? Hilal sana zarar verebilirdi. Sonuçta o bir erkek sanırım abimin kızdığı şey de tam olarak bu.”

“Olabilirdi de olmayabilirdi de bilemiyorum.”

Hilal parmağındaki evlilik yüzüğüyle oynamaya başladı. Yeşil zümrütten yaprak süslü yüzüğü. Bunu taktığı güne dönmek istedi.

“Abim mi aldı onu sana?”

“Evet Artvin’de almıştı.”

Tam zamanı diye düşündü Nergis. “Bana ne zaman anlatacaksın Hilal?”

Hilal neyi anlatması gerektiğini düşündü.

“Neyi anlamadım?”

Yüzüğü işaret ederek, “Bunu,” dedi.

Hilal battıkça batıyordu. Ne kadar saklayabilirdi ki? Hele de Nergis’ten. Nasıl anlamıştı? Nerden başlamalıydı?

Derin bir nefes aldı. “Nasıl öğrendin?”

Nergis arkasına yaslandı. “Sürekli yüzüğünle oynuyorsun. En ufak şeyde utanıyorsun gözlerini benden hep kaçırıyorsun. Ve evlilik cüzdanını iyi saklayamıyorsun.”

“Sen den korkulur.”

“Senden de korkulur neden yaptın bunu? Yani zaten size engel olan bir şey yoktu. Neden habersiz neden gizli?”

Nergis içerliyordu bu şekilde olmasına. Ağabeyi ve arkadaşı neden bu şekilde olsundu? Daha iyisi olabilirdi.

“Özür dilerim.”

“Özür dileme abim mi zorladı seni neden bu kadar yıl beklediniz de biraz daha bekleyemediniz?”

“Ben onu çok seviyorum hep sevdim o da beni seviyor. Bizi sadece istedik.”Başını önüne egdi Hilal. Utanmıştı. Nergis’den bu kadar utanıyorsa ailesi duysa utancından ölürdü herhalde.

“Senin Murat’ın kardeşi olduğuna şahit istemez biliyor musun?” Kafasını kaldırıp yengesine baktı Hilal.

“Ne?”

“Ne si, öyle işte.” Nergis kahkahayı bastı. Hilal’i rahatlatmak için bu yolu seçmişti.

“Oww aşk olsun bana hiç bahsetmedin.”

“Dinime küfreden müslüman olsa bari.”

“Ahh hatamı ettim dersin hata dersen hemen yarın açayım davayı.”

“Hı abimde seni bırakırdı zaten.”

“Hah abinde kimmiş? Deli damarıma basmasın yoksa…”

“Kes kes hemen atarlanma.”

“Ne yapacağım şimdi söyle bana?”

“İstanbul’a gidip canına okuyacağız.”

“Hayır onu geç.”

“Ama duyacaklarından sonra bir daha düşün.”

“Neymiş o?”

“Murat aradı bugün, yarın parti kokteyl gibi bir şey varmış. Tüm beyler eşleriyle katılıyormuş. Ve bizimkiler eşsiz.” Son kelimenin üzerine basmıştı Nergis.

Hilal şirkette çalıştığı için bilgisi vardı. Bu tür gecelerden.Bir yemekte Kemal’i Yeliz’e kaptırmamak için ne çaba göstermişti. Aklına hücum eden şeyle telefonu eline aldı. Eski sekreteri, bugün ağabeyinin olan sekreteri aradı.

Kısa bir bilgi aldı. Kim neden katılıyor ve tahmin ettiği gibi olmuştu. Yeliz yarın o partiye katılacaktı. Hem de  kocasına asılmak şartıyla.

Telefonu kapattı. Kendisine bakan Nergis’e “Kalk gidiyoruz,” dedi.

“Nereye gidiyoruz?”

“Kocalarımızı Yeliz den ve diğerlerinden kurtarmaya.”

“Yeliz kim be…”

“Bizimkiler av, Yeliz avcı…”