Ekim 8, 2020

19. Mavicik

ile payelll

 

Saat akşamın dokuzu olmuştu. Evdekilere laf anlatmak dışında her şey yolundaydı. Evdekilere, “Sürpriz yapacağız sorarlarsa bağda bahçede olduğumuzu söylersiniz,” diye sıkı bir tembihten geçirmişlerdi.

Kenan onlara eşlik edecekti. Arabayı da o kullanıyordu. Sessizlik içinde Trabzon’a doğru iniyorlardı. Herkesin kendi içinde ölçüp tarttıgı düşünceler vardı. Sessizliği bölen Hilal’in telefonu oldu. Kemal düşüncesiyle heyecanla aldı eline ama değildi. Daha ilginci Deniz arıyordu. Hemen açıp kulağıma götürdü.

“Efendim canım.”

“Hilal neredeysen oraya geliyorum.”

Ses tonundan iyi olmadığını anlamıştı Hilal. “Deniz sen ağlıyor musun, iyi misin?”

“Ben iyi değilim sanırım gidecek başka yerimde yok, eğer Artvin’den çıkmazsam yine beni üzecek, bilemiyorum aklım çok karışık.”

Konuyu tam anlamasa da telefondan sormak istemedi Hilal. “Aracınla, Trabzon’a gel hiç bekleme ben Trabzon dayım seni karşılarım.”

“Tamam bir kaç saate oradayım.”

Telefonu kapatıp düşündü. Ne olmuş olabilirdi? Yani pek çok şey olmuş olabilirdi. Ama zaten aşkım canım anlaşan tipler de degillerdi.

Nergis, “Kim?” diye sordu.

“Deniz, Artvin’de Kemal tanıştırmıştı. Arkadaşının nişanlısı ama sanırım bir sorun var.”

Nergis’i eve bırakmıştı Kenan. “Abla çay içelim mi? diye teklifte bulundu.

“İçelim, Deniz’in gelmesine bir saat var daha.” Açık adres bir kafede bekliyorlardı Deniz’i. Evi bulma veya bulamama sorunu ortadan kalksın diye düşünmüştü Hilal.

Kenan çayından bir yudum aldı. “Abla sana bir şey sormak istiyorum.”

“Sor bakalım meraklı yine neyi merak ettin?”

“Abim ve sen.”

Hilal artık halka arz oluyordu. Dışarıdan çok belli olduğu kesindi.

“Ne abin ve ben?”

“Aranızda bir şey var dışarıdan çok hoş görünüyor biliyor musun?”

Ah sen bir de içeriden görsen, diye geçirdi içinden Hilal. “Yapma! Nasıl hoş görünüyormuş?”

“Öyle işte… Ben pek anlamıyorum bu işlerden aşk meşk işleri bana göre değil ama size imrenmemek imkânsız  tabii ablam ve Murat abi de öyle.”

“Neden sana göre değil bu işler?”

“Dünyada milyonlarca kadın var ve sen gidip bütün dünyayı bir kadının üzerine kuruyorsun ya, bu bana ters geliyor.”

“Henüz böyle düşünmen normal yıllar sonra bu konuyu bir daha konuşalım sen dünyayı üzerine kuracağın kadını buldugunda. Şimdi ne desem yalan gelir sana.”

“Öyle bir şeyin olacağına pek emin değilim.”

“Henüz on sekize yeni girdin, Kenan. Hayatında daha neler göreceksin. Yıllar sonra gülersin bu dediklerine.”

“Göreceğiz.”

“Görüşelim o zaman.”

Hilal Deniz’in onu görebilecegi bir yerde onu beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra Deniz göründü kapıda. Gerçekten iyi görünmüyordu. Hilal bunu ilk dakika da fark etmişti. Kendi içi de ondan farksız değildi. Ama şimdi Deniz ile ilgilenmesi gerekiyordu.

Deniz, Hilal’e sarıldığında  ağlamaya başladı. Deniz bu şekilde ağlıyorsa cidden sorun vardı. Çok zamandır tanımıyordu Deniz’i. Ama karakterini çözmüştü Hilal. Her şeye ağlayan zırlayan biri olamazdı Deniz.

Kollarında ağlayan kadına bir şeyler söylemesi gerekiyordu.”Neyin var Deniz?”

“Hayatımda Erdem var Hilal, daha ne olsun?”

“İnanki seni anlıyorum.”

Kendinden ayırıp gözlerini sildi Hilal. “Hadi ağlama eve gidelim önce sakinleş sonra konuşuruz.”

Kenan karşında ağlayan kadına çok üzülmüştü. Bu aşk ve ilişkiler oldukça zor olmalı diye düşündü. Ablası ve karşısında gördükleri ona sadece bir kaçıydı. Her geçen gün aşık olmamak için kendine yeni sözler veriyordu. Hanımları sessizce takip etti. Arabaya binmelerini bekledi. Kendi de yerini alıp, gaza basarak eve sürdü.

Nergis, karşında bu kadar güzel bir kız görmeyi ummuyordu. Ve bu kadar üzgün. Kısaca tanıştılar. Kenan kendi dairesine geçmişti. Şimdi üç kadın  yalnız kalmışlardı. Deniz’i önce duş alıp üzerini değiştirmesi için ısrar etmişlerdi. Saat gece yarısını çoktan geçmişti.

Hilal’in aklı hâlâ kendisini aramayan kocasındaydı. Elindeki telefonu ritmik hareketlerle ileri geri ittiriyordu. Kendisi de aramayı uzun süre önce bırakmıştı. O beni aramıyorsa ve telefonumu açmıyorsa bende aramıyorum, diyordu kendi kendine, ama iç dünyası bir neden! Almış gidiyordu.

“Hayırdır sana ne oldu?” Hilal sese dönünce ıslak saçları umzuna dökülen, karşısında ağlamaktan burnu ve gözleri kızaran Deniz’i gördü.

“Sence…”

Karşısındaki koltuğa oturdu Deniz.  “Kemal,” diye mırıldandı.

“Ta kendisi.”

Başını önüne eğdi Deniz. “Bu saatte çok özür dilerim Hilal, rahatsız ettim.”

Yerinden kalkıp Deniz’in yanına oturdu. “Saçmalama Deniz, o ne demek? İşin aslına bakarsan ben zaten rahat değilim bu gün. Yani beni rahatsız falan edemezsin. Kemal yeterince etti.

Nergis elinde üç çay ile yanına servis ettiği kurabiyeleri orta sehpa ya bıraktı. Karşılarına geçip oturdu.

“Bence çayımızı içelim ve uyuyalım. Deniz biraz dinlensin yarın konuşursunuz,” dedi Nergis.

“Evet. Nergis haklı ama izin ver bir şey soracağım,” dedi Hilal.

“Sor tabii,” dedi Deniz.

“Erdem’in haberi var mı buraya geldiğinden?”

“Hayır yok. Muhtemelen şimdi beni arıyordur. Burada olduğumu öğrenmesi çok uzun sürmez. Senin yanına geldiğimi tahmin etmiştir.”

Sessizce onları dinleyen Nergis’in telefonu çalınca yerinden kalkıp baktı. Bu saatte olsa olsa Murat’tır diye düşündü. Ama hayır küs koca Kemal’di.

“Efendim abi?” Bıkkın bir sesle söylemişti. Hem Deniz hem Hilal dikkat kesildi.

“Nerdesiniz Nergis.”

Artık sinir sınırlarına gelmişti Nergis. Hırsını alması şart olmuştu. “Ne var abi ne sürekli aynı şeyi soruyorsun?”

Böyle bir çıkışı beklemiyordu Kemal. Bir an duraksadı. “Tamam sakin, başka bir şey soracaktım.”

“Ömrümü size mi hediye ettim de ben ne tüketip duruyorsunuz?”

“Kes zırvalamayı.”

“Olur kestim ne istiyorsun?”

“Neredesiniz?”

“Trabzon’da.”

“Yanınızda Deniz adlı biri var mı?”

Telefonu kulağından uzaklaştırdı. Fısıltılı sesiyle, “Deniz seni soruyor ne diyim?”

“Kemal mi?”

“Evet.”

“Bana verir misin telefonu?” dedi Deniz.

“Kemal.”

Kemal beklemedigi sesle durdu. “Deniz?” dedi Kemal. Deniz ona her şeyi anlatabilirdi. Ama şu an değildi. O da bir erkekti. Ve karısını üzen bir erkeğin kendini anlamasını beklemiyordu.

“Kemal ben iyiyim ona söyle bir müddet dönmeyeceğim. Beni arayıp yanıma gelmeye kalkmasın.”

“Tamam. Ben konuşurum ama lütfen oradan ayrılma yine yollara düşüp seni aramak istemiyorum.”

Anılar tek tek beynine hücum ediyordu Deniz’in. Yıllar önce yine terk etmişti Erdem’i. O zaman da haklıydı. Şimdi de haklıydı.

“Merak etme, Hilal neredeyse ben onunla olacağım biraz kafamı toplayıp dönerim.”

“Peki yine konuşuruz,” diye kapattı telefonu Deniz. Kendini pür dikkat izleyen Hilal’e baktı.

Ciddi anlamda kırıyordu Kemal onu. Hilal’i aramak yerine sürekli Nergis’i arıyordu. Kontrolünü bu şekilde yapıyordu. Ama bir tık edip Hilal’i aramıyordu. Öfkeden gözleri kısılmıştı Hilal’in.

“Benim adım da Hilal ise bunun hesabını soracağım o öküze.”

Deniz ne olduğuna pek anlam verememişti. Son bıraktığında gayet iyi anlaşan yeni evli bir çiftti.

“Ne oldu size?”

Hilal elini beline dayamıştı. “Bana güvenmedi daha ne olsun.”

Ne Deniz ne de Nergis sesini çıkarmamıştı.

Hilal odanın ortasında gidip geldi. Kemal’in ona yaptığı yenilir yuturlur cinsten değildi. “Yarın ilk uçakla İstanbula gidiyoruz sende geliyorsun, Deniz.”

“Geleyim de ne yapacağız İstanbul’da?”

“Kemal’in canına okuyacağız.”

Nergis kahkahayı bastı.

“Ne gülüyorsun sen hain görümce?”

Nergis gülüşünü tutup cevap verdi. “Sen mi okuyacaksın kızım sen safın önde gidenisin nasıl yapacaksın?”

“Sen öyle zannet…”

“Yapma Hilal seni tanıyorum abim sana bir tatlı söz söylese hemen yelkenleri indirirsin.”

“Olabilir, ama önce onu delirtecegim.”

“Ama İstanbul’a gideceğimizi kimseye söylemeyin sürpriz yapacağız.”

Ertesi sabah saat onbir de uçağa bindiler. Kenan’ı ne dedilerse ikna edemediler. “Olmaz bensiz gidemezsiniz bende geleceğim.” Demişti. Mecbur onuda aldılar yanlarına. Nergiz önceden kocasını aramış, hangi evde kaldığını gizliden ağzından almıştı. Anne babalarına ait olan dairede kalıyordu Murat.

Bu da şu demek oluyordu. Kızlar Nergis’in yeni evine geçecekti. Akşam da partiye sürpriz olarak katılacaklardı.

İstanbul’a inince Kenan’ı yanlarından postaladılar. Sıkı sıkı da tembih ettiler. Kimseye görünme görünürsen de  bizi bilmiyorusun diye.

Üzerlerine uygun birer elbise seçtiler. Deniz için çok iyi olmuştu. Kafası gerçek anlamda dağılıyordu. Bu kızların atışması bile ona iyi geliyordu. Bu geceki partiye katılmak istemese de Hilal bunu kabul etmemişti. “Sen bana emanetsin kuzum, ben nereye sen oraya,” diyerek  tatlıdan ikaz etmişti Deniz’i. Deniz tek çocuktu. Kardeşi yoktu. İşine aşık bir babası, sevgi dolu olmayan bir annesi vardı.

Hilal’e gittikçe ısınıyordu. Hilal de onu yanlız bırakmıyordu.

Akşam olana kadar Nergis’in telefonu hiç susmamıştı. Bir Murat bir Kemal arayıp duruyordu. Kocasının kendisine hâlâ küs olması. Hilal’i hem kırıyor hem de  ciddi anlamda kızdırıyordu.

Aynada kendilerine son bir göz atan kızlar güzel olduklarına kanaat getirdiler.

“Abim seni bu elbiseyle gördüğünde ölüm emrini imzalamış olacaksın, Mavicik, Nergis demedi deme.”

Önce fön çekip sonra maşaladıgı saçlarını savurup cevap verdi Hilal.

“Ölümüm onun elinden olacaksa razıyım.”

Deniz’den, “Wowwww,” sesi yükseldi. “Bu kadar aşıksın yani?”

“Ben kendimi bildim bileli aşığım ona, azını çoğunu bilmem ama sanırım onun şüpheleri var.”

“He Hilal he daha neler…” dedi Nergis.”

Sırtı beline kadar açık mavi şifon elbisenin eteklerini savurdu Hilal.

“Hadi gidelim de görelim kim kimi gömüyor.”

Bir saate yakın trafikte kalmışlardı. Her geçen dakika Hilal’in heyecanı artıyordu. Biraz da korkuyordu. Ne diyeceğini ya da ne duyacağını bilmiyordu.

Kenan’ı yine atlatamamışlardı. Üzerine giydiği takım elbisesiyle on sekizinden fazla ve çekici duruyordu Kenan. Kapıyı açtıklarında karşılarında bulmuşlardı Kenan’ı. Denize kolunu uzatmıştı Kenan. “Güzel hanımefendi, bu gece bana eşlik etmek şerefini bana çok görmezsiniz umarım,” diyerek jest yapmıştı.

Deniz’in çok hoşuna gitmişti bu hareket hemen elini uzattı. “O şeref bana ait yakışıklı beyefendi.”

“Kenan, abilerin seni vuracak bize yardım ve yataklıktan,” dedi Hilal.

Dudaklarını büktü Kenan. “Sanmam, bence beni unuturlar sizi görünce hem siz de beni korursunuz.”

Nergis, “Hah bizi kim koruyacak acaba?” dedi.

“Erdem burada olsaydı. Ben hepinizi korurdum. Çenem ancak onu görünce firar ediyor, pis domuz,” dedi Deniz. Yine aklına gelmişti. Zaten unuttuğu da söylenemezdi.

“Neyse hanımlar geldik. Kozlarınızı abilerime saklayın. Deniz abla Erdem’le tanıştırsana beni.”

“Ne yapacaksın o maymunun suratını sen?”

“Okkalı bir yumruk atacağım.”

“Ah bak o zaman olur. En kısa zamanda tanıştırayım sizi.” Kendi başına geleceklerden bihaberdi oysa…

Salon davetiyeliydi. Ama kendi şirket davetine davetiyeyle girecek değillerdi. Otelin kokteyl salonu tutulmuştu. Beş yıldızlı olanından.

Deniz etrafına göz attı. “Hm, siz bayağı zengin tayfası oluyorsunuz sanırım.”

Hem Hilal hem Nergis güldü. Hilal elini Deniz’in omzuna atıp, “Yok canım ne zengini, herkes kadar. Bir şeye ihtiyacımız yok çok şükür,” dedi.

Deniz neden güldüklerini anlamamıştı. “Neden güldünüz?” diye sordu.

Nergis, “Eğer annemler burada olsaydı temiz bir terlik yemiştik senin yüzünden de ondan güldük,” dedi.

Deniz’in iyice aklı karışmıştı. “İnanın yine anlamadım.”

Hilal devam etti. “Şöyle ki, ailemizde paranın ve zenginliğin muhabbeti yapılmaz. Eğer biri ağzından kaçıracak olursa annemlerden kırk numara terlik yeriz. Ve bilsen bizi büyütürken neler ettiler bize evde bulaşık makinası olmasına rağmen koca koca süt ve yağ kazanlarını bize elde yıkatırlardı.”

Nergis elini salladı. “Tamam kes hatırlatma şu günleri.”

Deniz zengin ama mütevazi insan duymuştu. Kendisi de yoksul olmamıştı. Babası Valiydi. Annesi zengindi dedesi tarafından. Kendisinin de paraya aman aman ihtiyacı olamamıştı. Ama bu kızların anlattığı gibisini ilk kez duyuyordu.

“Çok ilginç geldi.”

Hilal kıkırdadı. “Bu da bir şey mi, daha ahır kısmına girmedim bile.”

Kenan arabayı valeye verip yanlarına geldi. “Hadi buyurun cenaze namazına güzeller. Yazık oldu size daha çok gençtiniz.”

Nergis, Kenan’ın omzuna vurdu. “Kes sesini istenmeyen yumurta.”

“Aşk olsun apla kalbimi kırdın,” dedi Kenan, sırıtarak. Kenan’a annesi istemeden bilemeden hamile kalmıştı. Nergis ara sıra dalga geçerdi kardeşiyle ama Kenan buna hiç aldırmazdı. Kenan içi dışı mutlu biriydi. Çok nadir kızdığı görülmüştü. Üzüldüğünü daha gören olmamıştı.

Adım adım salona ilerliyorlardı. Nergis çok rahattı. Kocasının ona herhangi bir tepki vermeyeceğini biliyordu. Deniz’de rahattı. Erdem yanında yoktu. Gerilmesine sebepte yoktu. Ama Hilal’in kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu. Şimdi onu görecekti. Ne diyeceğini bile bilmiyordu. En iyisi o yokmuş gibi takılmak, nasıl olsa o gelecek yanıma asla dayanamaz, diye düşünüyordu.

Kemal iş arkadaşlarıyla yaptığı muhabbetten pek de bir şey anlamıyordu. Fikir veriyor, alıyordu ama aklı hâlâ karısındaydı. Onu deli gibi özlemenin yanında müthiş de bir öfke hissediyordu. İçine düştüğü bu ironi onun aklını karıştırıyordu. Ve yine kendini Hilal’i özlerken buluyordu.

Emir’den gelen sesle ona baktı. “Neyin var Kemal burada değil gibisin?”

Kemal ne deseydi şimdi? Yalan söylemek tercihi olmamıştı hiç ama dogruyu da söyleyecek değildi. Daha cevabını bile verememişti.

Emir’in, “Hilal Hanım mı o?” demesiyle başını çevirdi. Olduğu yerde çakılı kaldı Kemal. Evet Hilal’di. Uğruna en büyük çılgınlığı yaptığı kadın. Çok sevdiği kadın. Onun ve hep onun olarak kalacak kadın.

Şok dalgasını üzerinden atmak istese de yapamıyordu. Onu bu gece burada görmek aklının ucundan bile geçmemişti. İki saat önce Nergis’i aradığında Trabzon’da gezdiklerini, alışveriş yaptıklarını söylemişti.

Bu neydi şimdi? İçinden, “Siz kadınlar gerektiğinde ittifak olmakta bir dakika bile tereddüt etmiyorsunuz,”’diye geçirdi.

Yanındakilere baktı. ‘Deniz Kenan’ın kolunda ne arıyor? Erdem görmese bari, ah bu kadın beni öldürecek ne giymiş o öyle?’  İçinden sayıyordu. Sonunda içinden konuşmayı keserek onlara doğru yürüdü. Aynı anda Murat’la yanlarına vardı.

Murat gözleri parlamıştı Nergis’i görünce, hiç vakit kaybetmeden kollarına aldı karısını. “Geleceğinizi neden söylemediniz?”

“Sürpriz olsun istedik,” dedi Nergis.

“İnan buna çok güzel sürpriz oldu,” dedi Murat.

Kemal Hilal’in tarafına bile bakmıyordu.Hilal’de bunu fark etmiş o da ona bakmamıştı.

Kemal, Kenan’a, “Deniz’i bırak Kenan!” dedi. Kaşlarını çattı Hilal ve Deniz. Anlam verememişlerdi.

“Neden? Ben bu güzel kadının kavalyesiyim bu gece.”

“Çek elini o güzel kadından yoksa ben o eli kırarım.”

Şu anki topluluktan çıkmayan bu sese döndü tüm başlar.

Deniz’den çıkan hayret dolu bir sesti.  “Senin ne işin var burada?”

Hilal araya girme gereği duydu. “Erdem sakin olur musun Kenan bizim kardeşimiz.”

Nergis ve Murat öylece seyrediyordu. Konuya aşina değillerdi. Kenan’da şaşırmıştı. Bir Erdem vardı ama bu kadar yakışıklı ve yapılı birini beklemiyordu Kenan.

Kenan, Deniz’in elini sıkıca tuttu. “Denizciğim hadi gel içecek bir şeyler alalım.”

Kemal’in kardeşi olması ve küçük olması içini rahatlatsa da bunu kimseye gösterecek değildi Erdem.

“Sen git bir şeyler iç küçük. Bizim konuşacaklarımız var Denizciğinle.”

“Burada rezalet çıkarmak istiyorsan yaklaş ve rezalet nasıl olur gör,” dedi Deniz.

Deniz, Erdem’i umursamadan Kenan’ın kolunda salınarak geçti Erdem’in yanından. Erdem sinirden kuduruyordu. Murat’da karısını alıp Kenan’ı takip etti. Hilal Erdem’in yanına geçti. “Lütfen sakin ol bir şey yok ortada sadece seni kızdırmak için yapıyor. Bak sorun ne bilmiyorum ama bu halinle çözemezsin.”

Bir diğer yanında kuduran kocasıydı. “Nasıl çözülür uzmansın sanırım?”

Hilal ya sabır çekti. “Seninle konuşmuyorum.”

Erdem gözlerini karı kocanın üzerinde gezdirdi. “Size ne oldu?”

“Neyse ben salona geçeyim tanıdıklar varsa sohbet ederim,” dedi Hilal. Arkasını dönmesiyle kulaklarını dolduran sesle durdu.

“Olduğun yerde kal.”

Hilal haince sırıttı. Elbisenin arkasını gördüğüne emindi. Kemal’e dönerken yine konuştu Kemal. “Sakın dönme sen beni katil etmeyemi geldin?”

Erdem ortada ne olduğunu anlamasa da en iyisinin ortadan kaybolması gerektiğini anladı.

“Git başımdan Kemal. Onu benim telefonlarımı açmadığın da düşünecektin.”

“Eğer bir adım atarsan seni buna pişman ederim.”

Hilal hızla döndü. “Kes sesini, hiçbir şey yapamazsın.”

Kemal ellerini cebine soktu. Sakin bir tavırla ve sinsi bir gülüş takındı yüzüne, “Bahse var mısın?”

“Hayır yokum. Seninle hiçbir şeye yokum.”

Bir haftalık evli olmalarına rağmen didişmeler başlamıştı. İkisi de birbirinden aşağı kalmıyordu. Kemal etrafına bir göz attı. Aradığı kişiyi bulması hiç zor olmadı. Buraya geldiğinden biri Yeliz’den kaçıyordu. Bu Hilal’i çıldırtmaya yeterde artardı. Hilal nereye baktığına baktı göz ucuyla. Gözlerini kocaman açtı.

Parmağını Kemal’e çevirdi. Kısık sesle konuştu. “Eğer bunu yaparsan sen pişman olursun.”

Kemal, Hilal’i dinlemeden yürüdü Yeliz’e doğru. Hilal arkasından öfkeyle baktı.

Ellerine beline dayadı. “Eğer ben de sana bunu ödetmezsem içimdeki karadeniz kızı ölsün Kemal Kurşunlu.”

Salonu baştan aşağı göz gezdirdi. “Emir’i arıyordu gözleri. Yeliz buradaysa Emir’de buradadır diye düşündü. Ama bulamıyordu. Kulağında yankılanan sesle irkildi.

“Hilal,” dedi o ses.

Hilal başını yana çevirince deminden beri aradığı adamı yanında gördü. Normalde zivek zivek kaçardı bu adamdan ama gün intikam günüydü. Düşüncelerinden sıyrılıp gülümsedi.

“Emir, merhaba.”

Karşısında kendine hayran hayran bakan pek çok yakışıklı bir adam vardı. Aklı ve kalbi başkasına aitti. Ne kötü şans, neden kadınlar kendilerini üzen erkekleri daha çok seviyordu? Ve aşık oluyordu?

“Merhaba.” Emir belki bir şansım hâlâ vardır düşüncesiyle kendini teselli ediyordu. Hilal’i baştan ayağa inceledi.

“Çok hoş görünüyorsun,  bana bir dans lütfeder misin?”

Tam da Hilal’in istediği şeydi Kemal’i kurdurmak, için en iyi yol tek bir danstı. ‘O, yaparsa bende yaparım hem sadece bir dans ne olacaktı?’

“Elbette neden olmasın.”

Gözleri Kemal’i aradı. Tam da tahmin ettiği gibi Yeliz’le dans ediyordu. Ve Hilal’in yanında Emir’i görmesiyle öfke gözlerine hücum etmişti. Hilal yirmi metre kadar bir mesafeden bunu görebiliyordu.

Emir’in kollarında çok rahatsızdı Hilal. Yalnız Kemal’in gözlerindeki ateş çok keyifliydi. Muhtemelen sonrasında Kemal onu öldürebilirdi. Ama şimdi intikam zamanıydı. Ve Hilal bunu ziyadesiyle yerine getiriyordu. Yeliz halinden çok memnun görünüyordu. Sürekli konuşuyor ve gülüyordu.

“Burada olman çok güzel, seni görmeyi beklemiyordum,” dedi Emir.

“Sürpriz yapalım dedik kızlarla.”

“Güzel sürpriz oldu doğrusu.”

Hilal derin nefes alıp aklındakinı dışarı vurdu.

“Emir sen iyi birisin çok da yakışıklı ve karizmatik bir adamsın, ama…”

Emir önce tebessüm etti.  “Ama…” dedi.

“Çok da zekisin, kesinlikle benden daha iyilerine layıksın.”

Emir gözlerini Kemal’e çevirdi. “Ama sen ona aitsin.”

Kaşları havaya kalktı Hilal’in. Kime baktığını görmek için başını çevirdi. Emir’i üzmek istememişti Hilal. Kesinlikle iyi biriydi.

“Kalbimize yön verebilseydik emin ol hiç aşk acısı seçmezdik,” dedi  Hilal.

“Kesinlikle haklısın.” Dansı bitirmek istemişti Emir. Hilal’i bırakıp, kolunu uzattı. “Hadi güzel kız bir kaç dakika daha eşlik et bana ama seninki beni öldürmeden son bulsun, çok kötü bakıyor.”

Hilal duydukları karşında gülmeden edemedi. “Merak etme ben seni korurum.”

Kemal’de Yeliz’i bırakmıştı. Ve son sürat Hilal’in yanına geliyordu. Emir omuzundaki el ile durdu. Dönmeden anlamıştı Kemal olduğunu. Beton gibi suratla baktı Kemal.

Kıskançlık önü ardı olmayan, dizginlemeyen bir duyguydu. Ateşe dokunsa canı yanmazdı kıskanan kişinin. Ruhu zaten alev alevdir. Kemal’de aynen öyledi. Bu geceyi atlatırsa kötü sonuçlar doğurmadan sonrası gayet normal olurdu. Ama şu an kan beynine hücum etmişti. Ya yanacak ya yakacaktı.