“Ne?” 

“Ne?” 

Zeynep ve Azra’nın aynı anda yükselen sorusuyla Aslı dönerek gülümsedi. “Anlatırım,” deyip salona ilerledi. Kızlar da arkasından koşar adım yetişip iki koluna girmişlerdi. “Vasiyet,” dediğinde başka bir şey diyemedi. Evin içinde annesinin öfkeli sesi öyle bir çıkmıştı ki Aslı ve kızlar yerinden sıçramıştı. 

“Aslı,” diye bağıra çağıra merdivenleri hızla inen annesine şaşkınlıkla kaşlarını çatmış bakıyordu. 

“Ne oldu?” dedi panikle. Bu canhıraş tavrın çok önemli bir sebebi olmalıydı. Ayşe’nin öfkeden kararan yüzü, dışarı fırlamaya can atan göz bebekleri Aslı’yı korkutmuştu. 

Ayşe yine bağıra çağıra aşağı inerek Aslı’nın karşısına durup kızın sağ kolunu kavramak için önce Zeynep’i itmesi gerekti. Aslı bir saniye kadar öylece bakmış ve kolunun acıyla kıvrılmasıyla  annesinin ne diye böyle bağırdığını anlamıştı. Göz devirip yüzünü çevirdi. 

“Evleneceksin o adamla! Bir kuruş bırakmayacak, alacaksın ondan. O para bizim hakkımız. Buna izin vermem Aslı. Duyuyor musun?” 

Aslı kolunu sertçe çekerek kurtardı. Kendisi Yiğit ile evlenirdi. Evlenecekti. Ama bu onun özgür iradesiyle verdiği bir karardı. Eğer Yiğit yerine karşısında başka biri olsaydı, bunu asla ama asla yapmazdı. Çalışır kendine bakar ama sevmediği biriyle evlenmezdi. 

“Ne o, satıyor musun beni?” dedi ters ters bakarak. Kızının deli ve inat hallerini bilen Ayşe hanım Aslı’nın inatla parlayan göz bebeklerini görünce yüzünü yumuşattı. “Buna satmak denmez. Bize ait ne varsa o adamda. Sen buna izin mi vereceksin, nasıl yaşayacağız?” dedi sert sesini bastırmaya özen göstererek. 

“Bana ne Anne! Bana ne! Ben doktorum, çalışır kendime bakarım. Babam da sana baksın. Hem daha karar vermedim. Bana bu şekilde yaklaşman çok kırıcı. Beni mal gibi satmak istiyorsun.” demesi ardından annesine söz hakkı vermeden evin çıkışına yürüdü. Azra ve Zeynep’te Ayşe hanıma yan bakış atarak Aslı’nın peşine düştüler. 

Çantasını eline alan evden dışarı çıkıp yalının bahçesinde bulunan arabaların yanına yürüdüler. Aslı annesinin tavrına içerlemiş olduğundan yüzünde büyük bir burukluk oluşmuştu. Bir anne evladını para uğruna hiç sormadan evleneceksin, der miydi? Üzülmüştü ve az önceki tatlı halinden eser kalmamıştı. 

Zeynep Aslı’nın yanına oturmuştu. Azra da kendi aracına… Her zaman gittikleri cafeye gitmek için sözleşerek evden ayrılmışlardı. Yarım saatin sonunda vardıkları cafede her zaman aynı köşe aynı masada yeyip içtikleri, anılarını paylaştıkları yerde yine üçü baş başa vermişti. 

“Bırak şimdi anneni, bize esas olayı anlat.” Zeynep merakla iki kolunu göğsünde bağlayıp Aslı’ya bakıyordu. “Evet Aslı. Annenin yeni halleri değil. Sen bize Yiğit’i anlat,” dedi masaya yaklaşıp cevap bekledi Azra da. İki kız arasında gidip gelen göz bebekleri masanın ortasında son buldu. “Dedem neyi var yok hepsini Yiğit’e bırakmış,” dedi ve Azra ile Zeynep ağızları bir karış açık arkadaşlarına şokla baktılar. 

“O da yetmemiş olacak ki, beni Yiğit ile evlenmeye mecbur bırakmış. Evleneceğim ve Yiğit’ten bir çocuk sahibi olacağım. Bir de varis istiyor. Evlendiğim takdirde her şeyin yüzde ellisi benim olacak. Anne babama tek kuruş bırakmamış. İki yıl evli kalmak zorundayım. Boşanma yok. Ve bebek en büyük şart. İki yılın sonunda bir vasiyet daha açılacak. Ama onda ne yazıyor kimse bilmiyor. Olan bundan ibaret,” deyip önündeki kahveden bir yudum aldı. 

Kızlar kaşları havada ağızları açık Aslı dan birbirlerine döndüler. İlk önce Zeynep gülümsedi. Ardından Azra ve başları arkalarına giderek kahkahayı bastılar. Aslı da dudak büküp sırıttı. 

“Aslı istedi bir gözünü, Allah verdi Yiğit’in hepsini…” diyen Azra’ya Zeynep parmağını salladı. “Artı bebek,” deyip yine güldü. 

“Adam bana “artık” dedi. Hem de gözümün içine baka baka… Beni kendi gibi zannediyor. Eh bunda benim de payım yüksek tabii ki. Ama kanıma dokundu. Bana öyle bir kelimeyi kullanmaya hakkı yok.” dedi yüzünü hüzünle kaplayıp. “Sevdiğin erkekten duymak çok kötü bir his.” 

“Ay kendine baksın o. Asıl artık kendisi.” diyen Azra elini uzatıp Aslı’nın kolunu sıvazladı. 

Zeynep, “Deden bunu neden istemiş olabilir? Acaba bir şey mi fark etti. Bir bakış ya da aramızda konuşurken bizi duymuş olabilir mi?” diye sordu. Aslı dudağını büktü. “Bilmiyorum, ama…” deyip sustu. Kollarını masanın üzerine koyarak camdan sahili izledi. “Benim adım da Aslı ise Yiğit’e bunun hesabını soracağım.” 

…. 

Eve gitmeyip geceyi Azra da geçiren Aslı, annesi ve babasına sözde tavrını belli etmek istemişti. Ama ne Annesi ne de babası aramaya tenezzül etmemişti. Buna alışmış olması içine oturmadığını göstermiyordu. Gecenin yarısına kadar yatağında anne babası ve Yiğit’i düşünmüştü. Dedesinin yaptığı aklına geldikçe yatakta kahkaha atıyordu. Yıllarca ne yapmışsa Yiğit’in gözüne girememişti. Ama Rasim Demirkan bir kalemiyle bunu gerçekleştirmişti. 

Henüz bilinmeyen ise Yiğit’in onu kabul edip etmeyeceğiydi. Gerçi istememek gibi bir şansı da yok gibiydi. Üstelik Yiğit kendisine, “Gelecekteki kocan ile konuştuğunu unutma!” demişti belli ki onun da niyeti vardı. Yarınki planını düşünerek uykuya dalmıştı. Sabah kahvaltıya gelen Zeynep’e sipariş ettiği kıyafetleri görünce kızlara aklındakileri bir bir anlatmıştı. 

Avucunun içi gibi bildiği adamın bugün nerede, ne yapıyor olduğunu da pek tabii biliyordu. Fakat bunu ilk defa yapacaktı. Tenis oynamayı çok severdi ama bu konu da Yiğit’in karşısına hiç çıkmamıştı. Bugün günlerden Pazardı. Ve Yiğit her Pazar tenis oynamak için Floryada ki spor tesislerine giderdi. Farklı olan bugün Aslı’nın da gidecek olmasıydı. Belki lazım olur diye zamanında yaptırdığı kayıt bugün işe yarayacak gibiydi. 

Spor tesisinin kapısından içeri girdiğinde etrafına bakındı. Aşina yüzler dikkatinden kaçmamıştı. Ama o hedefine yöneldi. Başıyla selam verip hafifçe gülümseyerek görmek istediği yüzü aramadan önce üzerini değiştirdi. Kızlar Aslı ile kıyafetlerini değişmiş  Aslı dan önce çıkıp Yiğit’in yerini bulmuşlardı. Mevsim kış olduğu için kapalı salonun yanında, arkadaşlarıyla birlikte kahve içen adamı görmüştü. 

Derin soluk aldı. “Hadi bakalım. İlk raunda hazırım,” demesiyle adımlarını beylerin olduğu yöne çevirdiler. At kuyruğu yaptığı saçlarına taktığı beyaz bant ile giydiği tenis kıyafetleri içerisinde kimse ona Yiğit’i bulmaya mı geldin, diye soramaz hatta aklına bile getiremezdi. 

Zeynep kırmızı saçlarıyla ve beyaz teniyle ateşim ben edasıyla dolaşıyordu. Azra esmer tenine uygun siyah saçlarıyla esmerin tadıyım gibiydi. Aslı ikisi ortasında bir yapıya sahipti. Buğday tenine kumral saçları ve can alan yeşil gözleriyle bir bütündü. 

Yiğit yanında bulunan Murat ve Fırat’a dün olanları aktarıyordu. “Aslı, düşünebiliyor musunuz?” deyip kahvesine baktı. 

Murat, “Sen de buna sevinmedin yani, öyle mi?” dedi. 

Fırat gözleriyle Yiğit’i inceliyordu. “Pek sevinmiş gibi görünmüyor. Sen değil miydin, Aslı’yı çekici bulan?” dedi. 

“Evet bendim. Hâlâ da benim. Aslı benim gözüme güzel, alımlı, çekici gelen tek kadın. Diğerlerinden farkı var. Ama bu şekilde olması…. Bilmiyorum. Bana, ben seninle evlenmem, dedi. Öfkeye kapıldım ve ona neler dediğimi bir bilseniz.” Dünden bu yana dilinden dökülen sözler için pişmandı ama laf ağızdan bir kez çıkmıştı. Kızın yüzüne karşı, “Ben fahişe miyim?” diye bağırması kulaklarından gitmiyordu. Yanında gördüğü adamlar aklına geldiğinde tekrar öfkeye kapılmıştı. Kendi yanında olan kadınlar gibi ise ya ölürdü ya da öldürürdü. Kanında yüksek dozda kıskançlık dolanıyordu. Her zaman dolanmıştı. Ama Aslı’nın yanında gördüğü her adam Yiğit’in ondan uzak durması gerektiğini aşılamıştı. 

“Bakın burada kim varmış…” Aslı Yiğit’in tepesinde dikilmiş tek kaşı havada adama bakıyordu. Yiğit karşısında Aslı’yı görmenin şokuyla kaşlarını istem dışı havalandırmıştı. “Aslı,” diyebildi. 

“Aslı ya, ne güzel tesadüf değil mi?” 

Murat Aslı’yı es geçerek yanındaki esmer güzeli Azra’ya çapkın bir bakış attı ama kızın kendini gördüğü falan yoktu. 

“Merhaba Aslı, otursana,” diyen Fırat içlerinde en sakin olanıydı. “Merhaba Fırat,” dedi Aslı. “Olabilir, oyundan önce biraz oturabiliriz.” 

Boş olan yerlere yerleşen kızlar bilerek Yiğit’in yanını boş bırakmıştı ki Aslı oraya otursun. Yiğit hala Aslı’yı burada görmenin şaşkınlığı içindeydi. Yanına oturan kızın minicik eteğine baktığında gözlerini kaldırıp yan profilden kıza sert baktı. Aynı anda kendine dönen Aslı, tek kaşıyla, “Ne var?” bakışı atıp Murat’a döndü. 

“Nerelerdesin, uzun süredir yoksun?” dedi. 

“Yurt dışına gitmek zorunda kaldım. Başın sağolsun, burada değildim, dün gece geldim.” 

“Dostlar sağ olsun. Teşekkür ederim.” 

Fırat daha ilk gün duyar duymaz gelmiş ve cenazeye katılmıştı. Yiğit’in yakın arkadaşları olan Fırat ve Murat’ı iyi tanırdı Aslı. Fırat nadir olarak ortada görünürdü. Kendi gece kulübü vardı. Sakin hoş bir yer işletiyordu. Seviyeli sakin, gidenin huzurla vakit geçireceği bir mekandı. Ama Murat hem yakın arkadaşı hem de Demirkan Holdingin müdürüydü. En az Yiğit kadar çapkın olan adamın namı da aynıydı. 

“Burada ne arıyorsun Aslı?” 

Soruyu soran adama döndü, yavaş ve temkinli bakışlarıyla. “Hesap mı soruyorsun?” 

“Haddim mi?” 

“Elbette değil.” 

Yiğit gözlerini kısıp baktı. Cin gibiydi bu hatun. Hazır cevap kadındı. Karşısındaki daha düşünmeden o önceden onlarca cevabı aklından geçirip en uygun olanı kısa sürede karşısındakine yapıştırıyordu. “Seni burada daha önce hiç görmedim. Vasiyetin açılmasıyla peşime düştüğünü düşünmeye başlayacağım.” 

Azra dudaklarını birleştirip sert gelen sözlere, ‘uu’ işareti yaparken Zeynep, gözlerini büyütmüştü. Düz bakan Aslı hemen ardından gülümsedi. “Sen kendini önemli bir şey sanıyorsun. Unutma ben doktorum. Kendime bakacak kadar para kazanıyorum.” 

“Yiğit!” diye uyarıda bulunan Fırat’a dönmedi. Gözlerini Aslı dan tekrar kahvesine indirdi. Mirasa ihtiyacım yok demek miydi bu?  İçine oturan sıkıntıyı kimseye fark ettirmemeye çalıştı Yiğit. Her halükarda onu istiyordu. Otuz beş yaşındaydı ve artık aile kurmak için yanıp tutuşuyordu. Karşısına gönlünü çelen biri çıkmamıştı, Aslı dan başka… 

“Mirası istemediğini mi çıkarmalıyım bu konuşmadan?” Tekrar Aslı’ya döndü. 

“Öyle bir şey söylemedim. Sadece sen bana saldırıya geçtin, bende sana cevabını verdim.” demesiyle Yiğit’in dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. “Sen ne istediğini bilmiyorsun,” dedi Yiğit gülümsemesine engel olarak. 

Aslı adamın yüzünden geçen gülümsemeyi kaçırmamıştı. “Evet bilmiyorum. Fikirlerimde her hangi bir değişlik yaparsam sana haber veririm.” 

Arkadaşları önünde gerçekleşen konuşmadan kimse rahatsız değildi. Hepsi yakın arkadaşlarıydı. Olaya ve birinci şahısların iç dünyalarına da ayrıca vakıf olan tek insanlardı. 

“Neyse… size keyifli sohbetler biz biraz keyfimize bakalım.” Kızlar ile birlikte ayağa kalkınca beylerde nezaketen kalkmıştı. Yiğit hariç. Beylere görüşürüz diyen kızlar arkalarını döndüklerinde her gün yapıyorlarmış kadar doğal görünmeye çalıştılar. 

Zeynep, “İlk el benim. Önce kimi ezeyim?” dedi. 

“Ezecekmiş… Ben oynayacağım ama ezilen sen olacaksın.” dedi Aslı. 

“Dur!” 

Sesin sahibini kulakları algılarken adımı yerde kaldı. Ayağını kaldırmak yerine etrafında çevirdi. Ayağa kalkan Yiğit Aslı’nın içini eriten çapkın, can alan bakışıyla kendine bakıyordu. 

“Yiğit, şuraya eğlenmeye geldim. Tadımı kaçırma,” diye salladığı toz pembe yalana bilmese Azra ve Zeynep bile inanırdı. O yüz  hatları, o mimikler… 

“Benden iyi rakibi nereden bulacaksın? Kaybeden kazananın istediği bir şeyi yapacak, var mısın?” 

Aslı içinden kahkahalar attı. Aylardır tenis oynamıyordu. Yiğit’i yenmesi çok zordu. Adam müthiş oynuyordu. Aktif oynuyor olsa, Yiğit’i yenmek ister miydi? Belki… Kaybetmeye gönüllüydü. ‘Teniste kaybeder aşkta kazanırım.’ düşüncesiyle Yiğit’e sırıttı. 

“Kabul.” 

Yarım saatlik oyunda Yiğit Aslı’nın pas tuttuğunu fark etmişti. Eğer çok iyi oynuyor olsaydı ona bile isteye yenilmeyi düşünmüştü. Yine de fazla üzerine gitmeden bir kaç sayı farkla kızı yenmişti. Kendisi Aslı dan ne isteyeceğini biliyordu ama Aslı kazanmış olsa ne isteyeceğini merak etmişti. Yanakları pembe pembe olan kızı artık yormamak için raketi son kez salladı ve maçı aldı. 

Aslı müsait olabilse dilini dışarı çıkaracak raddeye gelmişti. Ne biçim oynuyordu bu adam. Âdeta karşısındakini raketiyle eziyordu. Yorulmuştu ama gururuna toz kondurmazdı. Omuzlarını kaldırıp derin derin soludu. Ortaya doğru sırıtarak ilerleyen adamın yanına yürüdü. 

“Kazandın,” dedi toplamaya çalıştığı sesiyle. 

“Paslanmışsın. Daha sık oynamalısın,” dedi yüzünde tatminkar bir gülümsemeyle Yiğit. Kıza baktıkça içi eriyordu. 

“Bu konuda haklısın,” deyip elindeki raketi havaya kaldırdı. Yiğit’in göğsüne bastırdı. Raketin yuvarlak kısmı adamın göğsünde duruyordu. “Söyle ne istiyorsun?” 

Rakete kısa bir bakış atarak başını kaldırıp Aslı’ya baktı. “Yarın akşam yemek yiyeceğiz.” 

Aslı gözlerini devirdi. Adamın göğsünden indirdi raketi. “Olmaz!” 

Yiğit’te raketini kaldırdı. Aslının iki göğsü arasına bastırdı. “Olur. Oyunu kaybettin ve ben kazandım. Yarın akşam seni evden alırım,” diyerek raketi çekip arkadaşlarının yanına gitmek için yürümeye başladı. 

“Yarın gece nöbetim var.” diye bağırdı Aslı. 

Yiğit durup Aslı’ya döndü. Ellerini cebine attı. “Sen ülkenin en zengin kadınısın Aslı. Çalışmak zorunda değilsin. Ve biz o yemeği yiyeceğiz.” 

Aslı gözlerini öfkeyle kısarak Yiğit’in karşısına geçti. “Ha ha ama bak beş parasız kaldım. Yani canım,” diyerek raketi kaldırıp adamın çenesine dayayıp hafifçe kaldırdı. Yiğit üstten bakıyordu şimdi. “Demek ki neymiş, dedene çok güvenme! Ortada bırakır. Erkeğe çok güvenme! Altın bilezik gerekir. Takıldığın süslü pandalarla karıştırma beni,” deyip raketi adamın çenesinden çektiği gibi adamın göğsüne bastırıp hızlı adımlarla çıkışa yürüdü. Yiğit şaşkındı. Hiç beklemediği bir cevap almıştı. Hem de fazlasıyla sert gelmişti. Takdir ettiğinin nişanesi olan gülümsemeyi Aslı göremedi. “Bak sen, neler de bilirmiş,” diye mırıldandı. 

…. 

Göz doktoru olma yolunda asistanlığının birinci senesini doldurmuştu Aslı. Yoldaşı Zeynep ile denk düşen nöbetlerin de sabaha kadar birlikte zaman geçirirlerdi. Aslı’nın çok fazla meşguliyeti olmazdı ama Zeynep her daim yoğundu. Jinekoloji asistanı olan Zeynep çoğu zaman bitik bir halde gelir Aslı’nın yanına otururdu. Bu gece de Zeynep ile birlikteydiler. 

Gecenin on biri olmuştu. Zeynep az önce çıktığı ameliyatın üzerine kazınan midesini doldurmak için cafeteryaya indi. Çay ve kahve artı tost bir doktorun her şeyiydi. Tostunu alıp asistanlar odasına çıkmayı planlıyordu. Tabii bir doğum daha başlamazsa biraz dinlenebilirdi. 

Danışmada gördüğü bedeni yanlış görüyor olma ihtimaliyle elleriyle gözlerini ovaladı. Yok, doğruydu. Koşar adım danışmanın yanına varıp Yiğit’i kolundan tutup kendine çevirdi. 

“Yiğit.”

“Zeynep, bende Aslı’yı arıyordum ki sen geldin.” diyen Yiğit tatlı bir gülümseme eşliğinde Zeynep’in şaşkın haline bakıyordu. 

“Yiğit, sen burada…” 

“Evet. Hemşire hanıma da söyledim, nişanlımı göreceğim diye. O da bana eşlik edecekti ama sen geldin.” Zeynep’in bakışları genç hemşireye kaydı. Ama hemşire Yiğit’i gözleriyle yemekte ısrarcıydı Zeynep’e hiç bakmadı. 

“Ben eşlik ederim.” Yiğit’in koluna girerek onu yönlendirdi. 

Aslı meslektaşı olan Rıfat ile tıp dergisinde okudukları bir makale üzerinde fikir alış verişine girişmişlerdi. Yan yana oturmuş, orta ve büyük sehpanın üzerinde açık duran dergiye bakıp konuşuyorlardı. 

“Benim branşım değil ama yine de bu şekilde düşünmem çok zor,” dedi Aslı gözlerini dergiden kaldırmadan. Rıfat’ta gözlerini yazılar üzerinde tutuyordu hala. “Haklısın. Fazla risk canlı üzerinde ürkütücü duruyor. Bir de malum dünyanın bir ucunda başlayan tedavi bize gelene kadar eskiyor zaten.” dedi. 

Kapının önüne geldiğinde durdu Yiğit. Önündeki dergide ne okuyorsa kilitlenmiş gibiydi. Kızı oturduğu yerden inceledi. Saçları dağılmış basit bir topuzu kalemiyle tutturmuştu. Üzerinde mavi önlük, ayağında mavi hastane terlikleri. Yiğit’in dudakları şaşkınlıkla büküldü. Gecelerin parlayan kadını Aslı. Yüksek topuklar üzerinden inmeyen kadın. Gece elbiselerinden arınmış haliyle karşısındaydı. 

“İyi geceler,” diyen tok sesle Aslı yerinden sıçradı. Makaleye öyle dalmıştı ki bir de ses yüksek ve sert çıkmıştı. Başını kaldırmasıyla Yiğit’in kısık gözleriyle karşılaştı. Elinde bir tepsi ve üzerindeki içecekleri gördüğünde kaşları havalandı. 

“Yiğit.” 

Odanın içini adımlarken Yiğit’in bakışları Rıfat üzerinde yoğunlaşmıştı. Rıfat Elbette Yiğit’i tanıyordu. Onu tanımayan çok insan olabilirdi. Aslı dan daha medyatik biriydi Yiğit. 

Zeynep’te odaya girmişti. Yiğit elindeki tepsiyi sehpanın üzerine bırakıp doğruldu. “Yemek sözün vardı ama rahatsız ettim sanırım,” dedi bakışlarını Rıfat’tan çekmeden. Rıfat kendisine ima edilen sözleri anlayacak kadar zeki bir adamdı. Gülümseyerek elini Yiğit’e elini uzattı. “Rıfat, Aslı’nın meslektaşı.” Yiğit kendine uzanan eli tereddüt ederek sıktı. “Yiğit Demirkan, Aslı’nın nişanlısı.” 

Aslı’nın gözleri büyürken Zeynep kıkırdadı. “Daha….” demesiyle odaya giren asistan Şeyma’nın, “Kim kimin nişanlısı?” sorusuyla Aslı bitiremediği sözlerine yenilerini eklemek zorunda kaldı. 

Şeyma hastanenin en fettan asistanı. En havalısı, en çapkınıydı. Yiğit kapıdan içeri giren Şeyma’ya döndüğünde Aslı Rıfat’ın yanından resmen zıplayarak Yiğit’in yanına geçti. Adamın koluna girip Şeyma’ya döndü. “Tanıştırayım canım. Yiğit Demirkan nişanlım.” 

Şeyma uzun boyuyla ve esmer güzelliğiyle salına salına Yiğit’in karşısında durdu. “Hastanemizde bir CEO,” deyip elini uzattı. “Yiğit bey hoş geldiniz, Şeyma.” 

Yiğit Aslı’yı Rıfat ile baş başa bulmanın öfkesiyle Şeyma’ya çapkınca sırıtıp elini sıktı. “Böyle güzel doktorlar oldugunu bilseydim daha sık uğrardım?” diyerek kızı baştan ayağa süzdü. 

İçindeki en kıskanç kadının çarkları dişlileri takmış dört nala dönmeye başlamıştı. Yiğit’in kolunu öyle şiddetli sıktı ki adam etinin kopacağını sanmıştı. Ceketin üzerinden yayılan baskı canını yakmıştı. 

Şeyma aldığı iltifat ile mayışırken, Yiğit kolunu Aslı’nın elinden kurtarıp kızı omzuna sardığı gibi kendine sertçe çekti. “Tabii en güzeli benim nişanlım,” demesiyle Aslı rahatlarken Şeyma yerle bir olmuştu. 

“Neyse… Bizim yemek sözümüz vardı. Malum nöbet girince araya bende buraya geleyim demiştim.” dedi Yiğit. 

“A ama sizi bulmuşuz bırakır mıyız Yiğit bey? Buraya hergün gelmiyorsunuz. Yemeği yine yersiniz.” 

Aslı’nın niyeti bir an önce Yiğit’i buradan göndermekti. Güzel asistan ve doktordan ne çok ne vardı burada. Aralarında net bir şeyde yoktu ki. Her an birine kaptırabilirdi koca adayını. 

“Kusura bakma canım ama onun gitmesi gerekiyor.” Yiğit’e dönen Aslı zoraki gülümsemesiyle, “Gel canım ben seni geçireyim,” dedi. 

Daha fazla üstelemenin ters tepeceğini tahmin etmişti. Aslı’nın şakağına dudaklarını bastıran adam kızın sert bedenini hissediyordu. Aslı elinden geldiği kadar rahat olmaya çalışıyordu.  Zeynep dışında fark eden de yoktu. Odanın içindekilere gülümseyerek, “İyi geceler,” dedi Yiğit. Aslı’nın elinden tutarak kapıya ulaştığında Dç. Doktor Nurseli ile burun buruna gelmişlerdi. 

Aslı göz devirdi içinden de, ‘Şimdi sıçtık,’ diye geçirmişti. Hastanenin gözde bekarı yaşının aksi on sekizlik gibi duran hocası çoktan Yiğit’i yemeye başlamıştı. Topuklarını bir adım da şaklatıp Yiğit’in görüş alanına yaklaştı. 

“Hocam izninizle misafirimi geçirip geliyorum.” 

“Dur dur, nereye? Yiğit bey sizi burada görmek, çok şaşkınım. Nurseli,” diyerek elini uzatan kadına da gülümsemek zorunda kalmıştı Yiğit. “Yiğit Demirkan.” 

Elini geri çeken kadın mümkün olsa hep Yiğit’in elinde bırakabilirdi. Aslı az sonra öfkeden ikiye ayrılacak hiç bir cerrahi de bir araya getiremeyecekti. 

“Adınızı bilmeyen mi var?” 

“Teşekkür ederim. Nişanlımı görmeye gelmiştim. Gidiyordum. Sizi tanımak çok hoş.” 

Nurseli tek kaşı havada Aslı’ya baktı. “Aşk olsun Aslı, demek nişanlandın. Hiç haberimiz olmadı.” 

Aslı derin bir nefes alarak dağılan saçını eliyle arkasına topladı. “Henüz tören yapmadık hocam, dedem malum,” dedi. 

“Ah evet, çok üzgünüm. Sağlıklı günlerde yine bekleriz Yiğit bey.” 

Bir başka doktora ve asistana denk gelmeden hızla asansöre yürüdüler. “Ne işin var burada? Reklam oldum sayende. Bir saate kadar tüm hastane beni konuşacak.” diye öfkeyle söylendi Aslı. Açılan kapıdan içeri girdiler ve kapı kapanınca Aslı Yiğit’in dizine tekme attı. Kıskançlık duygusundan kaynaklanan öfkeyle,

“Pis kazanova, adi çapkın. Sosyete yetmedi bir de hastanelere mi bakayım dedin?” dedi eli belinde gözleri alev alev…

Yiğit, kızın tekme attığı yere eğilip eliyle baskı uyguladı.  “Bana bayıldılar ama itiraf et. Hiç fena fikir değilmiş. Sağlıklı günlerde yine geleceğim,” diyerek kahkaha attı. 

“Bak birde gülüyor. Pislik. Gel tabi sana bir kadın yeter mi? Sen alışkınsın tabii… Bu hastanede güzel kadınlar kadar yakışıklı doktorlarda var.”  Kapı açılınca Aslı kendini toplayıp kapıdan çıktı. Yiğit ardından sıktığı dişleriyle takip etti. Çıkış kapısından çıktığında tenini yalayan derin hava ile aklı daha iyi çalışmaya başlamıştı. Yanında duran adama yan ve öfkeli bakışlar attı. “Niyetin ne senin?” 

Elleri cebinde olan adam gülümsemesine son verdi. “Vermemiz gereken bir karar var. Bunun içinde anlaşmak zorundayız. Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama benim senin hakkında gözüm yok. Benim olan bile bana ait değil Aslı.” dedi gayet ciddi ifadesiyle. 

Adamın ciddiye binen haliyle kendisi de yerinde kıpırdadı ve soluğunu tazeleyip Yiğit’e döndü. “Tabii ki hakkın. Dedem için çok şey yaptın. Onun oğlu gibiydin. Diğer konuya gelecek olursak, ne düşüneceğimi bilmiyorum. Bir ara oturup konuşabiliriz ama lütfen buraya gelme!” 

“Neden?” 

“Ne neden? İçeride Şeyma’ya dediklerini unutmadım.” 

“Sen de Rıfat denen adamla dip dibe idin. Ona ne diyeceksin?” kızın pürüssüz yüzüne baktığında bir şey daha fark etti Yiğit. Makyajsız bir Aslı saf ve duruydu. 

“Arkadaşım o. Sadece makale okuyorduk. Dur biraz, ben sana neden hesap veriyorum ki. Sana ne Yiğit.” diye dişlerini sıkarak adama doğru bir adım attı. 

“Sabah seni almaya geleceğim.” 

“Gelme!” 

“Geleceğim.” 

“Gelme işte, gelme!”

“Bana sökmez bu inatların Aslı geleceğim.” 

Aslı başını arkaya atarak gözlerini kapatıp açtı. Başını indirip adamın güzel suratına baktı. “Yarın akşam çıkacağım.” diyerek arkasını dönerek kapıdan içeri girdi. Yiğit’in dudakları yukarı kıvrılırken, aynı gülümsemenin Aslı’nın yüzünde de oluştuğunu elbette göremedi. 

…..