Kasım 24, 2020

5. Esved

ile payelll

 

Ünlü ses sanatçısı Şehrazat, eski sevgilisi, iş insanı Rohan Al Ehadyan ile barıştı. Katar’a giden Şehrazat’ın henüz geri dönmediği biliniyor. Çiftin, Doha’da Rohan Al Ehadyan’a ait evde birlikte olduklarını öğrendik.

Sayfayı kaydırdı Şehrazat, nefesini sıkıntıyla salmıştı. Hala bu tür haberlerin nasıl yayıldığını anlamış değildi. Ne kadar dikkat ederse etsin bir şekilde duyuluyordu. Sıradaki haberi okumaya başladı.

Ülkemizin gururu, genç yaşında mega starlık unvanını alan Şehrazat’ın Katar’da eski sevgilisi tarafından alıkonduğu kulağımıza gelen haberler arasında. Petrol zengini olan Rohan Al Ehadyan’ın devasa bir serveti olduğu biliniyor. Gücünü konuşmaya gerek duymadık. Katar Şeyh’i, Ahmad Bin Aziz Samadi’nin yeğeni olan Rohan Al Ehadyan’dan  ve Şehrazat’tan basın açıklaması bekliyoruz.

Şehrazat’ı yer göğe sığdıramayan yazıda Rohan harcanmış görünüyordu. Başını sağa sola sallayıp alt habere geçti. Eski fotoğrafları kullanılmıştı haberlerde, eskilere bakıp gülümsedi. Onu gülümseten sadece bir fotoğraftı. Yazılanlara geçince gülüşü söndü.

Eski sevgilisi Rohan Al Ehadyan ile barıştığı söylenen mega star Şehrazat’ın sevgilisiyle evleneceği ve müziği bırakacağı söyleniyor. Rohan Al Ehadyan’ın sevgilisinin şarkı söylemesine izin vermediğini biliyoruz, mega star aşkı için kariyerine nokta koyacak mı?

Buna benzer yüzlerce haber, yüzlerce magazin yorumcularının aslı olmayan konuşmalarıyla doluydu. Öfkeyle çıkış yaparak ekranını kararttı. Telefonunu masaya bırakıp, dirseklerini masaya verdi. Yüzünü elleri arasına alıp sıkıntıyla ofladı.

Yakında, ‘Şehrazat hamile mi? O yüzden mi ülkesine dönmüyor?’ diyen yüzlerce haber daha çıkacaktı. Şehrazat bunların hangisiyle baş edecekti? Bir anda ellerini yüzünden çekti. Gözleri kocaman açılırken nefesini tuttu. “Allah’ım…” diye inledi.

Doğum kontrol haplarını bırakalı bir aydan biraz fazla olmuştu. Sekiz aydır hormon tedavisi görüyordu ve son bir, bir buçuk aydır ilaçları bırakmıştı. Üç koca gündür Rohan’la beraberdi. Rohan’ın alışkanlığı değildi korunmak, Şehrazat’ın kumandasında olan bir durumdu bu ve Rohan ilacı bıraktığını bilmiyordu. Bunu Rohan’a söylerse biterdi. Korunmasını isterse yine anlardı. Çıkışlar kapanmıştı, yapacak daha iyi bir şeyi yoktu.

Yerinden kalkarak merdivenlere koşar adım yürüdü. Evin içindeki apliklerden yayılan ışıklarla yolunu buluyordu ama önünü görecek kadar ışık vardı. Merdivenin ilk basamağında en üstteki basamakta gördü Rohan’ı. “Rohan!” derken sesi dünya yıkılıyor telaşıyla çıkmıştı.

Kaşları çatılan geç adam, Şehrazat ona doğru gelirken yarı yolda yakaladı. “Ne?” Kadının yüzüne, bedenine bakıyordu.

“Rohan… Ben ilaçları bıraktım.”

Rohan’ın kaşları daha derinden çatıldı. Anlamıyordu. “Ne ilacı?”

Telaşla bir basamak daha çıkıp adamın boy hizasına geldi. “Doğum kontrol… Hormon tedavim bitmişti. Ben de ilacı bıraktım.”

Susan kadının gözlerinin içine bir süre baktı. Kelimeler zihninde bir yere oturunca yüzünde şaşkın bir gülüş belirdi. “Yani?” diyordu ama cevaplar belliydi.

“Gülme!” Şehrazat adamın karnına yumruğunu geçirdi. Eli karnına gitse de canı yanmamıştı. O hala şaşkın ve umutlu kadının yüzünü izliyordu. “Ben ne yaptım ki bana vuruyorsun? Haberim bile yoktu.”

“İyi, şimdi var! Birkaç kez de hamile kalacak değilim ya. Çok umutlanma, bu düşük bir ihtimal. Ona göre davran artık.” Sözlerinde ciddi, kendinden emin bir hava vardı.

Rohan başını salladı kadına. “Anladım,” dedi. Haklı olabilirdi. Elinden tuttuğu kadını odalarına çekiştirdi. “Doğru tabii, sanmıyorum, Azizetii. Merak etme seni zor durumda bırakmam.”

Dili ayrı, kalbi ayrı konuşuyordu. Neler vermezdi Şehrazat onun bebeğini taşısın, annesi olsun… Sonsuza kadar yanında kalsın…

***

“Sen aklını mı kaçırdın, Rohan?” dedi Aswad. Kuzeni Rohan’a gülümsüyordu. Sözleri o kadar saçmaydı ki kahkaha atmak istiyordu. Uzun zaman sonra içinden geldiği gibi gülmek… “Benim ben, Aswad…” Kuzenine bakarken daha çok gülmek istedi ve sonunda kahkahayı patlattı. Rohan ona bakarken sırıttı. Eğer bu fikir onu bu kadar güldürüyorsa, Ezlem’le yaşayacağı anlar daha güzel olacaktı. Çıkışta Şehrazat vardı, gerisi mühim değildi. Herkesi harcarım derken doğruyu söylüyordu. Şehrazat kız kardeşine aşırı düşkündü ve Ezlem onun en büyük kozu olabilirdi. Sonuçta Aswad’de yalnız ve yaralı bir adamdı ve baldızı müthiş bir kadındı. Neden olmasındı?

“Bana yardım etmek zorundasın. Evet, zorundasın, sen benim kardeşim değil misin? Şehrazat gitmemeli ve ben bunun için elimden geleni yapacağım.”

Karak çayına uzandı Aswad. Bir yudum alıp fincanı izledi. Gülüşü son bulmuştu. “Senin amacın ortada, beni harcamak istiyorsun da ben buna uyacak mıyım?”

Rohan gülümseyerek arkasına yaslandı. “Ezlem çok güzel bir kadın. Çok zeki, şık ve saraylara layık.”

“Magazin takip etmiyorum, görmedim. O bir Türk ve babam sana bile bilenirken, benim kalkıp da baldızınla görünmem felaket olur.”

“Şeyha?” dedi Rohan. “Annene çok güveniyorum bu konuda, Şeyha ne derse Emir ona uyacak kadar çok seviyor anneni.”

“Olabilir ama bu demek değil ki baldızınla görüşmeliyim, ona yakın olmalıyım. Bunu neden yapayım, Rohan?” Kalıcı bir kadın için hazır değildi Aswed. Eşini çok seviyordu ama erken ayrılmıştı dünyadan, hala onun anıları taze gibiydi.

“Yapma, Aswad. Hayata yeniden biraz olsun dönebilirsin. Ezlem’in sana iyi geleceğini düşünüyorum. Ayrıca ben sana evlen mi diyorum? Doha’yı gezdirme işini sana bırakmak istiyorum sadece, bu çok zor değil.”

Kuzenine alttan baktı. Çok acınası bir durumun içinde olduğunu biliyordu. Aşkı yaşamış bir adam olarak Rohan gözünde büyüyordu çünkü Şehrazat için nelere göğüs gerdiği ortadaydı. “Bani tanıyor mu?”

“Kuzenimin veliaht olduğunu biliyor ama bunun sen olduğunu bildiğini sanmıyorum.”

“Emin misin? Yüzüm ekrana yabancı değil, Türk basını bizi seviyor.”

“Bilemiyorum, net değilim ama yine de sanmıyorum. Şehrazat biliyor tabii ama onunla konuşurum veya hiçbir şey demem. Onu gezdiren rehberin sen olduğunu bilmesi gerekmiyor, değil mi?” Rohan sinsice sırttı. “Yapacak mısın?”

Fincanını tabağına bırakıp, kuzenine döndü. “Sadece Şehrazat’la olan o güzel aşkınız için. Umarım buna değer ve sana asla bir söz vermiyorum. Bir kez olacak. Belki de bir daha onu görmek istemeyeceğim. Bundan da kimsenin haberi olmayacak.”

Tatminkar ifadesiyle gülümsedi. Ezlem, kuzeni gibi bir adama neler hissedebilirdi? Aswad bir kadını en çok ne kadar beğenebilirdi? “Bir daha isteyeceksin.”

Aswad göz devirdi. “Çok fazla güzel kadın var etrafımda, ben güzellik aramıyorum. Ben evelenmek de istemiyorum. Biraz daha konuşursan vazgeçerim.”

Rohan ağızına fermuar çekti. Kocaman bir gülüşle teslim oldu. Ezlem değil miydi prens isteyen? O istesindi, Rohan zevkle yerine getirirdi.

***

Otelin lobisinde karşılıklı duruyorlardı. Az sonra Rohan, Şehrazat ve Oya Türkiye’ye uçacaktı. Ezlem bir iki günlüğüne Doha2da tek başına kalacaktı. İstanbul’daki işleri yoluna koyduklarında hemen döneceklerdi.

“Çabuk dönün, sıkılırım,” dedi Ezlem.

“Sıkılmazsın,” dedi Rohan. “Yarın sabah sana rehberlik yapması için birini ayarladım. Biz gelene kadar aklına bile gelmeyeceğiz.”

Şehrazat kaşlarını çattı. “Kim?”

“Bir tanıdık,,” derken içinin aktığı kadından baldızına döndü. “Karış karış Doha’yı tanıtacak sana, çok eğleneceğine eminim.”

Ezlem sağa sola bakarak başını salladı. “Olur, yarın kaçta, ona göre kalkarım.”

“Mesaj atarım ve o seni bulacak.” Şehrazat’ın elini tuttu. “Gidelim, çabuk dönelim. Ezlem, şoför seni otele bırakacak. Biz dönene kadar emrine amade.”

Kabul ettiğini belli eden baş sallamasıyla ablasına ve Oya’ya sarılıp onlar giderken bir süre arkalarından bakıp onu bekleyen arabaya binip otelin yolunu tuttu. Gece yarısıydı ve en iyisi uyumaktı.

Göz bandını biraz yukarı ittirdi. Kapıda bir tıkırtı var ama o, henüz uykuya doymuş bile değildi. Burası bir oteldi hem de eniştesinin, onu kim ne diye rahatsız ederdi? Saat kaçtı? Bir gözü açık diğeri kapalı telefonun uzandı. Saat henüz sekizdi. Öfkeli bir hırıltıyla doğruldu. Saten kırmızı örtüyü sertçe açarak çıktı yataktan. Mor, tüllü ve oldukça akıl alıcı kısacık geceliğinin üzerine hiçbir şey almadan süitin kapısından geçip ana kapıya ulaştı. Kim olduğuna bile bakmadan hızla açtı.

Arkası dönük adam aniden döndü. Kuzenin zoruyla gelmişti ve niyeti kadını uyuz etmekti. Sabahın bu saatinde evden çıkmıştı. Yanına iki kişi almış, tanınmamak iççinde gözlük, yüzünü gizleyen bir şapka tercih etmişti. Ama şu an ne şapka ne gözlük yüzünde değildi. Öfkeli mavi gözler, uyandırılmanın verdiği kızgınlıkla gerilmiş kırmızı dudaklar, dağınık siyah uzun saçlar ve kahretsin enfes bir fizikle karşısındaki kadını izliyordu.

Bir çift ela göz, uzun bir yüz ve köşeli bir çene, çıkık elmacık kemiklerinden adamın omuzlarından başlayan incelemesi ayaklarına kadar inerek tekrar yüzüne çıktı. “Bu ne Yarabb?” diyerek Türkçe mırıldandı. Adamın kaşları birleşti, bunu kaçırmadı Ezlem. Bakışları değişirken bir eli kapıda diğer eli saçına uzandı. Burası Katar’dı. Arapça bilmiyordu ama İngilizce ana dili gibiydi.

“Yanlış geldiniz sanırım,” dedi İngilizce, Türkçe devam etti. “Ben senin gibi yanlışlığa kurban olayım, oğlum kimsin sen?”

Aswad boğazını temizlerken hafifçe sırttı. “Hayır, doğru geldim. Ezlem Tabur siz değil misiniz?” Kadının bedenine bakmamak için kendini zorluyordu. Yüzü ayrı güzel, bedeni bambaşka güzeldi. Ve Türkçe konuştukları… “Rohan Al Thani beni size rehberlik etmem için görevlendirdi.”

Ezlem’in bakışları parıltılarla büyürken elini kapıdan aldı. “Aa… Şey… Evet, söylemişti.” İki eli birden kabarmış saçlarına ulaşınca göğüsleri gerildi ve Aswed bu kadarından kendini alamadı ama çabuk toparlandı. “Ben sizi lobide bekliyorum.”

Ezlem başını salladı. Adamın gidişini izleme zevkine erişmek için kapının pervazına yaslandı. Gözden kaybolan adamın arkasından hızla odaya girdi. Koşarak telefonunu alıp yatağa oturdu. Muhtemelen uyuyorlardı, Ezlem uyanıktı onlarda uyansındı. Rohan’ın numarası üzerine basıp beklemeye başladı. Son derece uykulu ve yorgun sese aldırmadan saymaya başladı.

“Enişte! Bana bulduğun rehber insan mı?”

Gözler kapalı olan Rohan gülümsedi. Demek kuzeni iş başındaydı. “İnsan olduğunu fark etmiş olmalısın?”

Ezlem heyecanla devam etti. “Peki, bu güzel insan bekar mı? ona göre yürüyeceğim?”

Rohan’ın gülüşüyle sarsıldı yatak, aşırı yorgun olan Şehrazat gözlerini aralayıp Rohan’a bakınca genç adam sevdiği kadını tek koluyla kendine sardı. Gözleri yine kapanıyordu Şehrazat’ın ama bu saatte Rohan’ bu kadar güldüren şeyi de merak etmişti.

“ Bekar sayılır, dul. Çok mu beğendin?”

“Tamam, kapat.” Aklın gelen yeni bir şeyle, “Dur! Türkçe biliyor mu?”

Rohan alt dudağını ısırdı. “Bilmiyor.” Gülüşü içini kaynatıyordu ve bir an önce telefonu kapatması gerekiyordu. Telefon suratına kapandı. Telefonu başucuna bırakırken kahkaha attı. Uykusu iyice dağılan Şehrazat başını kaldırıp bakarken gülümsüyordu. Ona öyle merakla bakan kadını üzerine çekti. Birde kuzeniyle konuşabilirse neler olacağını anlayacaktı. “Ezlem ona ayarladığım rehberi çok beğenmiş de onu söylüyordu.”

Şehrazat göz devirirken başını çıplak adamın göğüs kafesi üzerine bıraktı. “Zannedersin ayda bir sevgili değiştiriyor. Ayran gönüllü o, beğenir ama yarım saat sohbet etsin yüzü buruşur. Biz gidene kadar adamın adını unutacağına eminim.”

Rohan hiç öyle düşünmüyordu, Aswad bunu başaracaktı. Ezlem de onu unutmayacak kadar ilgi çekici bulacaktı. “Göreceğiz…”

Yatağa kaydı Şehrazat. “Ben uykuma devam edeceğim, bir iki saat daha uyuyabilirim.”

Yüzüstü yatarak örtüyü üzerine çekti. Rohan’ın bakışlarında dolanan çılgın fikirlerden habersiz yumuşacık yatağa gömüldü. Örtünün üzerinden kayışını hissettiğinde gülümseyerek yastığı başının üzerine aldı. “Uyuyacağım.”

“Sence ben buna izin verecek miyim?”

Yastığın altından gelen boğuk ses, “Rohan… Zor bir gün beni bekliyor, biraz dinlenmek zorundayım,” diyordu örtü üzerinden tamamen giderken. Rohan’ın eli bacaklarında dolaşmaya başlamıştı ve Şehrazat kaybedeceğini çoktan sezmişti.

“Hiçbir şey zor olamayacak.” Kadının sırtına öpücükler kondururken yastığı çekip aldı. Sırtına dağılan saçları geriye itti. Şehrazat altında gevşiyordu, dağılıyordu ve Rohan’a her daim teslim bayrağı çekiyordu. Rohan en çokları arasına bunu da koyuyordu. Şehrazat onun için her zaman hazırdı. Gözleri kapalı kadının kulağına fısıldadı. “Bir zamanlar çok büyük hayranındım.”

Gözlerini açmadan gülümsedi. Rohan gibi bir hayran olsun istemezdi. Bundan sonrada olacağı yoktu. “Senin gibi hayranlara açığım,” dedi yine de, kızacağını bile bile. Rohan’ın yaramaz parmakları en hassa noktalarında ona acı verircesine gezinmeye başladı. Sesine hakim olamazken bedeni de kasıldı.

“Nesin nesin, duymadım?” Geceliği yukarı sıyırırken bakışları aşağılara indi. Şehrazat’ın kıvrılan bedeni onun aklına zararlıydı. Ona baktıkça kendini vatanında sanıyordu. O çölleri andıran ten rengi gözlerini boyuyordu, eşsiz bir görsel sunuyordu.

“Bir daha düşünebilirim,” dedi Şehrazat, alt dudağını dişleri arasında kıstırıp. Rohan’ın parmağının boş bıraktığı kadınlığı onunla dolarken yüzünü yatağa bastırdı. Bedenleri bir bütün oldu. Rohan’ın boğuk sesi yine kulağının dibindeydi. “Ben artık senin hayranın değilim, dermanı olmayan hastanım. Sen sadece benimsin.” Darbeleri kadını yatağa adeta çivilerken, Şehrazat bunun doğruluğunu bedeninin her zerresinde hissediyordu.

O, sadece Rohan’a aitti ve hep öyle kalacaktı. Dermansız bir dert varsa o da kesinlikle Rohan’dı.

***

Kalın askılı jilesi, göğüslerinin tamamını kapatmıştı. Jilenin uzun, uçuşan etekleri bu sıcağa karşı en ideal kıyafetti. Boynundan küçük askılı çantasını geçirdi. Hasır şapkasını eline alıp aynada kendine son kez göz attı. Gözlerine hiçbir şey sürmemişti. Zaten belirgin gözleri vardı ve sıcakta akmasını istemedi. Hafifçe renklendirmiş olduğu cildine azıcık allık sürmüştü. Dudaklarını kremle nemlendirmişti. Bundan emin olamayınca biraz vişne renginde bir parlatıcı kullandı. Şimdi yenmeye hazır elma şekeri gibi görünüyordu. Saçlarını salık bıraktı ama çantasına küçük bir lastik toka bıraktı. Telefonunu, oda kartını alıp çıktı. Lobiye ulaştığında gözleri onu aradı. Adını bile soramamıştı ve kahvaltı etmesi gerekiyordu. Belki de adsız güzel adamı yerdi? Derin soluk aldı ve arkasından gelen kadife sesle irkildi.

“Ezlem.”

“Ezlem sana kurban olsun erkek güzeli, söyle bir tanem?” Türkçe sözleri adam dönünce İngilizceye dönmüştü. “Merhaba…” Adama elini uzattı. “Adını öğrenebilir miyim?”

Aswad dağılan yüz ifadesini toplarken nasıl bir kadınla karşı karşıya olduğunu düşündü ama bu düşünceler zihninden hemen uzaklaştı. Anlaşılan o ki, bugün eğlenecekti. “Aswad,” dedi kadının küçük ve ince ellerini sıkıp bıraktı. İsmi dilinin ucunda çevirdi. “Türkçe okunuşu Esved olsa gerek,” diye mırıldandı. Gülümseyerek, “Memnun oldum, gidelim mi? Ve senden bir şey isteyebilir miyim?”

Öne doğru bir adım atıp durdu Aswad. “Elbette, her şeyi isteyebilirsin, bunun için buradayım.”

Ezlem’in mavi gözleri erir gibi büzüldü. “Yapma ya, her şeyi mi?”

Aswad gülümseyerek başını sağa sola salladı. “Ben Türkçe bilmiyorum ve sürekli kendi kendine konuşuyorsun. Seni anlamam için bana yardımcı olur musun?”

“Olmaz mıyım, yiğidim? Olurum tabii…” derken bile kendine engel olamıyordu. Adamın gülüşüne gülüşüyle karşılık verdi. “Çok pardon, alışkanlık işte, kendim Türk olunca herkesi öyle sanıyorum.” Yalanların arkasına saklanıp, masum bir ifadeyle baktı. “Peki, beni Türk kahvaltısına doyacağım bir yere götürür müsün, zeytin peynir yemeyince kendime gelemiyorum da.”

Aswad kadının isteğine şaşkınlıkla baktı. “İsteseydin burada da bulurdun ama sen istiyorsan gidelim tabii.”

Gittiği ülkelerde, o ülkelere ait yemekleri tatmayı seviyordu ama sadece tadımlık olsun diye düşünüyordu. Kendi kültürü kendi kültürüydü. Canı bugün Türk kahvaltısı istiyordu. “Çok istiyorum.”

Kadının mavi göz bebeklerine bir süre bakındı. Hem şımarık bir kız çocuğu hem de içinde ateşler saçan bir kadın vardı. Ara ara biri gelip diğeri geliyordu. Gözlüğünü ve şapkasını taktı. Rahat kıyafeti her katari kadardı. Beyaz ferah keten gömleğine, krem keten bir pantolon giymişti. Amacı az da olsa gizlenebilmekti. Belki bu güzel gün ona da iyi gelecekti.

“Rohan dönünceye kadar istekleriniz benim için emirdir.”

“Enişte hiç dönme.”

Aswad yine sırıttı. Eliyle açtığı yoldan devam etti Ezlem. Kapıdaki cipi görünce derin bir soluk aldı. Bunu da kullanmalıydı. Hatta bundan almalıydı. Ezlem çok ama çok zengin bir kadın olmalıydı…

***

Rohan kulağını kaşıdı. Çınlayıp duruyordu. “Doktora mı gitsem, Şehrazat? Kulağımda bir çınlama var.”

Saçlarını kurutmuş tarayıp şekil veren Şehrazat aynadan ona gülümsedi. “Bizde bir söz var, biri seni andı deriz. Biri seni anıyor olabilir, her çınlamada doktora gidecek olsak…”

Kulağını tekrar kaşıyınca geçen çınlamayı unuttu. Şehrazat’ın dolabında ona ait her şey duruyordu. Bu bile onu daha çok sevmesi için bir nedendi. Tişörtün üzerine spor ceketini geçirip kendine göz attı. Siyah kotuyla ve botlarıyla kendini izleyen adama kıskanç bakışlar atıyordu. Adamı çok can yakıcıydı. Onun erkeği olabilirdi ama kadınların gözüne set çekemiyordu.

“Abartma tamam, iyisin. Bu süs ne diye sabah sabah?” Saçlarını sımsıkı at kuyruğu yapmıştı. Kahve gözleri ortaya çıkmış, çekik bir hal almıştı. İnce sütlü kahve rengindeki kazağı ve siyah kalem etek tercih etmişti.

Rohan ona bakıp tek kaşını kaldırdı. “Bana diyene bakınız.”

“Ben kadınım, süslenirim. Bu zevk bana ait, sana ne oluyor?”

“Yine kıskançlık damarın tuttu,” dedi Rohan, keyfi yerindeydi. “Benimki tutmasın dikkat et.” Kadının bedenine bakarak gözlerini kıstı. “Eteğin çok dar, kazağında öyle. Ne varsa ortada maşallah maşallah. Çok zayıf bir kadın değilsin ve bunu bile kullanıyorsun hem de beni delirtmek için.”

Şehrazat’ın gözleri büyüdü. “Sen bana şişman mı dedin az önce?”

Rohan kadının tepesinde belirip, etrafında tam tur döndü. Bakışları kalçalar, bel ve göğüsler arasında gidip geldi. “Tam ağızıma layıksın demek istedim. Benim ağızıma, anlatabiliyor muyum? Anlamıyorsan biraz daha anlatabilirim.” Şehrazat’ın önünde durdu. Saç başlangıcına dudaklarını bastırdı. “Böyle çok güzelsin. Ve ne kadar şanslıyım ki benimsin.”

Rohan’ın ona nasıl düşkün olduğunun pek tabii farkında olarak gülümsedi. Ceketinin yakalarını düzeltir gibi çekiştirdi. “Aynı şeyi düşünüyorum, Rohan. Seni kaybeden kadınlara acıyorum çünkü benimsin.”

Gülümserken başı arkasına düştü. Şehrazat’ın dudakları adem elmasına dokundu. Rohan kendini kadınına dayan bir adamdı ve bu tarz sözler, dokunuşlar onu en tepelere kadınıyla birlikte çıkarıyordu. “Sen…” dedi başını indirip sinsice sırıtan kadına baktı. “Sen çok acımasız bir kadınsın. Neyi nereden vuracağını çok iyi biliyorsun.”

“Ben adamına aşık bir kadınım, özel bir şey mi yapıyorum ki? Her aşık kadının yapacağı şeyler bunlar, yoksa değil mi?”

Şehrazat’ın yüzünü elleri arasına alıp, dudaklarına minik dokunuşlar bıraktı. “Her aşık kadını bilemem ama sen işini biliyorsun bu da benim hoşuma gidiyor, sana hayran bıraktırıyor.”

Şehrazat’ın yüzüne masum ve mutlu bir gülüş yerleşti. “Hadi kahvaltıya, bugün çok işimiz var. Gece değilse bile yarın sabaha döneriz.”

Elinden tutup onu odadan çıkaran kadına ayak uydurdu. “Önce nereye?”

“Yapım şirketine daha sonra babama gideriz, kendini hazırla. Erol’a mesaj attım, şirkette olacak. Ne kadar süreceğini bilemeyiz. Belki beni kovacak Hasan abi. Belki ben de Erol’u kovacağım. Sonra babam da bizi eve almayabilir. Uzun ve zor bir gün olacak, habibi.”

“Hasan seni kovarsa onu kendi şirketine paspasçı yapabilir miyim?”

Şehrazat kahkaha attı. “Yapma, yazık. Çok ekmeğini yedim.”

“Çok iyi niyetlisin. Onlar senin üzerinden nice ekmekler yiyor. Seni kovamaz.”

“Bence de kovamaz. Peşimde bir sürü şirket varken, benden vazgeçeceğini sanmıyorum.” Şehrazat adama yandan baktı. “Kovulsam senin işine gelecek oysa ki, birden beni savunmaya geçtin.”

Rohan durup ona döndü. “Seni yanıma zincirleyebilirim, o şirketi satın alıp senin patronun da olabilirim hatta seni oradan, tüm şirketlerin kapısından içeri bile aldırmam ama benim istediğim bu değil. Eğer bunlar olsaydı bana böyle gülümser miydin?”

Daha büyük gülümseyip adamın yanağına öpücük bıraktı. “Sanırım, hayır.”

***