Ağustos 26, 2020

6. Ben Bir Eşeğim

ile payelll

 

Yiğit oturduğu yerden kalkmadan Ayşe’ye sırıttı. Öfkeli kadından da şantaj yapmak için kullandığı sözlerden de etkilenmemişti. “Hadi koş söyle. Aslı öğrensin senin annesi olmadığını Hasan’nın da babası olmadığını da beş kuruşsuz bıraksın sizi.” 

Ayşe bunu da düşünmüştü. Buraya gelirken kendini dik tutmaya ve elinden geleni ardına koymamaya kararlıydı. “Ha ben değil mi? Peki ya sen?! Seni ne yapacak? Ben annesi değilim ama sen kocasısın. Ondan sakladığın gerçeği öğrendiğinde hala yanında mı kalacak sanıyorsun? Tek celsede boşar Aslı seni.” 

“Beni bağlayan hiç bir şey yok. Biz Aslı ile evleneli ne oldu ki? Evliliğimizden önce birbirimize selam veren iki ayrı insandık. Kaldı ki ondan gerçeği saklayan ben değildim. Bunu sen de biliyorsun. Aslı benim karım ama senin hiç bir şeyin değil. Zannetme ben onu o beni boşar. Biz boşanmak için evlenmedik. Ama sen illa diyorsan anlatacağım buyur gel birlikte gidelim konuşmaya.” 

Ayşe öfkeden kırmızıya dönmüştü. Adam haklıydı. Buraya göz korkutmaya gelmişti ama yapamamıştı. “Bana o hisseleri vereceksin Yiğit. Ne Aslı’ya yediririm o parayı ne digerine! Ben gerçek bir Demirkan’ım.” 

Yiğit sabrının sonuna gelmiş hızla ayağa kalkmıştı. Ellerini masaya dayayıp öne doğru eğildi. “Bu sözlerimi hafife alma Ayşe! Ben yaşadığım sürece sen kızlara yaklaşamayacaksın! Sana ne verirsem omunla yetineceksin! Yoksa seni beş kuruşsuz sokağa atarım, gerçek Demirkan kimmiş anlarsın. Sen ne kadar Demirkan isen onlar da o kadar Demirkan. Ama sen soysuz olansın. Çık!” diye bağırdı. 

Ayşe dişlerini sıkarak derin nefesler aldı Yiğit’in karşısında. “Hepinize lanet olsun.” Geldiğinin aksine hızla çıktı. 

Yiğit kravatını gevşetip koltuğuna kendini sertçe bıraktı. Rasim Demirkan’ın arından bıraktıklarını toplamak onun payına düşmüştü. Ve kara kara Aslı’ya gercegi nasıl söyleyeceğini düşünerek akşam etmişti. 

“Nasıl yani?” Ağzı bir karış açık bakan Azra’ya gülümsedi Aslı. Zeynep’e baktığında çakal bakışlarına bir de kaş kaldırış ekleyen arkadaşı açıklama bekliyordu. “Aynen duyduğunuz gibi.” dedi Aslı. “Her gece geliyor. İlk gece çok korktum hayalet olmayacağını bildiğimden hırsız sandım nefesimi tuttum kıçımdan ter aktı resmen.” 

“Geliyor ve hiç bir girişimde bulunmuyor öyle mi?” dedi Azra duyduğu şeylerin şaşkınlığıyla. 

“Ne yapacak lan yanına girip yatacakta bu da ahtapot gibi sarılacak mı? O’tür şeyler kitaplarda olur canım ve inan bana çok iğrenç. Ne o öyle gece bir bok anlama sabah uyan a adamın koynundayım dur uyandığımı fark etmesin de biraz daha koklayayım, falan mı bekliyorsun Aslı dan? Geç bunları biz bir klişe değiliz. Farkımız bile açık ara fark atar.” Bir çırpıda konuşan Zeynep’e, “Az nefes alsaydın be.” dedi Azra. 

Kızların haline kahkaha attı Aslı. “Valla Zeynep haklı. Yanıma girse bile alacak değilim.” 

“Sadece şaşırdım. Yiğit ve odana gelmesi… Bana bak kız gelen adamın derdi belli olur. Havuz problemi çözmeye gelmedi ya.” diyen Azra arkadaşlarının meraklı bakışlarına sırıttı. “Kızım Yiğit senden hoşlanıyor. Derdi iki denklemi bir araya getirmek olsa ohoo her türlü alırdı seni koynuna. Çünkü sen onu seviyorsun ve bir yerde pes ederdin.” 

Dilini damağına çarpıp işaret parmağını Azra’ya salladı Zeynep. “Hatun haklı börülcem.” 

Başını arkaya atıp, “Of,” dedi Aslı. Kızlara döndü. “Aklım karıştı. Hoşlantı nedir ya? Ben hoşlantıya falan gelemem. Aşk istiyorum ben aşk.” 

“Oh ho kızım sende yani Yiğit deyince devrelerine karınca mı kaçıyor anlamıyorum ki. Hoşlanıyorsa kendine aşık edebilirsin.” 

“Nasıl olacak o?” dedi Aslı kollarını göğsünde bağlayıp. 

“Çok basit kükürtü potasyuma dokundur çek dokundur çek,” diyen Zeynep ellerini havaya açtı. “Bum, kibrit alev aldı.” 

İki kız da Zeynep’in görsel deneyiyle yerlerinden sıçramıştı. Gözlerini büyüten kızı sesini ve el hareketlerini de hesaba katınca boş bulunmuşlardı. Elini yüreği üzerine koydu Azra, “Kafa kırık, yeminle kırık.” deyip gözlerini devirdi. 

“Adamı ateşle diyorsun da ateşi ben söndürmeyeceğime göre… Ee sonra?” dedi Aslı. Abaza bir Yiğit sinirlerini depreştirmeye yeterde artardı bile.  

“Çüş Aslı! Adam senin kocan. İmamıyla imzasıyla hemde. Sen onu seviyorsun o da senin yolunda. Kavur kavur ölsün ocakta ver fırına pişsin.” dedi Zeynep. 

Azra, “Kızıl şeytan doğru söylüyor pampa. Ondan boşanmayacaksın o da senden boşanmayacağını söylüyor zaten. Ee bir de bebek olayı var. Bir bebek doğacak illaki gökten zembille inecek değil ya.” dedi. 

“İkna olmadım çok erken henüz. Ama çalışmalara başlarım. Yiğit Demirkan’ı yoldan çıkarmak çok zor olmasa gerek hem de benim için delirdiğini saklamıyor. Ayrıca ilgili de biri, azıcıkta odun.” 

Zeynep elini havada salladı. “Erkek dediğin azıcık odunsu olur ne o öyle peşinde ‘Aşkitommmm kediciğimmmm elmalı turtammmmm’ diye gezen bir Yiğit düşünsene.” Zeynep kollarını uzatarak eze eze söylediğinde hem Azra hemde Aslı yüzlerini buruşturdular. 

Azra hışımla masaya yumruğunu indirdi. Masanın üzerindekiler ses çıkarmış etraftan bakışlar atılmıştı ama kızların hiç umurunda bile değildi. Onlar şu an toplantının en dibindeydiler. “N’olamaz u’leyn biz Kadir İnanır filmeleriyle büyüdük. Cancanlı erkeğimsiler bize ters!” 

Dudaklarını büküp ellerini havaya kaldırdı Zeynep, “Yürü be Kadir abi,” diye bağırdı. 

Aslı kahkahanın alasını attı. Gözlerinden yaş gelene kadar güldüler birbirlerine. Garsona seslenip taze çaylar istedikten sonra konuşmaya sakince devam ettiler. 

“Tamam hemen olmaz ama sen de gelecek zamana biraz zemin hazırla. Bu bedeni Allah boşa mı verdi sana? Kocan o adam senin, helalin. Sok gözüne gözüne. Senden başka bir şey düşünemesin.” Zeynep’e başını salladı Aslı. “Yapacağım ama şimdiden söyleyim uygun gördüğüm yerde kaçarım. Onun gibi  bir abaza ile başa çıkamam ben.” Azra ve Zeynep birbirlerine bakıp kıkırdadı.  

Azra, “Kaç işte daha tatlı olursun kaçan kovalanır. Ama çekirge bir kaçar iki kaçar üçüncüye bir bakmışsın minnak Yiğit yolda.” dedi. Aslı’nın gözleri kocaman açılırken Zeynep alttan tekme attı Azra’ya. “Iııggg” diyerek yerinde dikleşen Azra’nın sesi kesilmişti.  “Ne olacaktı ya? O bebek her türlü doğacak zaten,” deyip Azra’ya göz belertti. 

Zeynep, “Bak aklıma bir şey geldi. Kızgın bir Yiğit daha çabuk gaza gelebilir.” dedi. 

“Niye kızdırıyoruz adamı? Anlamadım.” dedi Aslı. 

“İşte çabuk gaza gelsin hislerini bilsin bize de ne hissediyor onu göstersin diye.”  

“Kafa kırmızı nokta ama maşAllah beyin hücreleri Stephan Hawking.” dedi Azra. Zeynep’in kaşları inip kalktı, “Herhalde” dercesine. 

“Sadede gelsen,” diyen Aslı’ya döndü Zeynep. 

“Ok. Geliyorum. Onu biraz baştan çıkaracaksın. O da sana yaklaşmaya çalışacak işte o arada ona bir şekilde trip falan atacaksın. Bul bir şey hiç olmadı ters baktın dersin. Sonra ona şunları diyeceksin; Yok sana bebek falan bu iş olmayacak. Aşılama yöntemi yapacağız.” 

Azra yüzünü buruşturdu. “Ya pis, elinde tüp taşıyan içinde spermleri olan bir Yiğit canlandı gözümde.”

“Ne var ki? Neler gördü bu gözler hey yavrum hey.” dedi Zeynep. “Kadınlarla çalışıyorum kızım ben.” 

“Olur. Bunu beğendim.” dedi Aslı Yiğit’e yapacağı şeyleri şimdiden planlamaya başlamıştı.

Akşam yemeğinden sonra müştemilatta kalan Suzan hanım evine geçmişti. Yiğit çalışma odasında, gün içinden yanına gelen ve esip gürleyen Ayşe’yi düşünüyordu. Bir delilik yapmayacağına emindi ama gerçekleri Aslı’ya nasıl açıklayacağını bilmiyordu. Dalıp gittiği boğazın ışıklarına. Sırtında sıcacık bir elin dokunmasıyla başını çevirdi. Gömleğinin üzerinden dokunan elin etkisi bile kalbinde kıvılcımlar çakıyordu. Gülümseyen kadının yukarı kıvrılmış dudakları nasılda davetkârdı. 

“Sana seslendim ama burada degil gibisin.” Adamın sırtından elini çektiği sırada Yiğit kolunu karısının omzuna atıp kendine çekti. Canına minnet bilen Aslı da kendine engel olmadı. Birlikte ışıkları izleyemeye başladılar. “Aklımda bir şey var Aslı.” 

“Belli oluyor canım o. Benimle paylaşmak ister misin?” 

İsterdi de nasıl olacağından bir haberi yoktu Yiğit’in. “Evet ama şimdi değil. Bir gün öğreneceksin zaten.” 

Aslı adamın kollarından çıkıp karşısına geçti. “Anlamadım.” 

“Anlatacağım ama şimdi değil. Merak etme evliliğimizi etkileyecek bir şey değil.” 

“Bana bak Yiğit! Çocuğun falan mı var senin?” Yiğit’in şaşkınca büyüyen gözlerine baktı. “Var var belli oluyor. Ulan bende seni boşamazsam Aslı deği…” Konsolun üzerinde duran kristal vazo kendiliğinden içindeki su ve çiçeklerle sert zemine büyük bir gürültüyle düşmüştü. İçindeki su ve cam parçaları ikisinin de ayağının dibine serilirken Aslı korkuyla bağırıp kocasının kollarına atladı. “Yiğit!” diye feryad etmeyi de ihmal edemedi. 

Kendine sarılan karısını sımsıkı kollarına sardı. Ayaklarını yerden keserek camların olmadığı yöne yürüdü. “Ay Yiğit iyi saatte olsunlar mı bastı evi?” diyerek titreyen ve bedenini kocasına saran Aslı’ya bıyık altı güldü Yiğit. “Ah her saat gelseler ya,” dediğinde Aslı kendini geriye çekip ayakları üzerine bastı. “Fırsatçı,” diye çıkışıp gözlerini büyüttü. 

“Şimdi fırsatçı mı olduk? Az önce öyle demiyordun.” 

Aslı kırılan vazoya baktı. Evet az önce kocasından başkası yalandı ama açıklayacak değildi. “Büyükannemin kristal vazosu,” deyip yüzünü buruşturdu. “Hiç sevmezdim zaten.” 

“Hadi çıkalım yarın temizlerler,” diyerek elinden tuttuğu kadını çalışma odasından çıkardı. “Konumuza dönelim. Benden ne saklıyorsun sen?” 

“Ben saklamıyorum tatlım. Çocuğum falanda yok. Olacaksa bile annesi sen olacaksın. Sahi zaman geçiyor. Hala bana güvenmiyor musun sen?” Aslı’nın üzerine doğru yürümeye başladı. Yiğit ileri Aslı geriye yürüdü. Yiğit’in yadsınamaz çekiciliğiyle yutkundu Aslı. Dağları dize getirirdi de bir adama karşı konulmaz mıydı? 

“Ne yaptın ki daha güvenimi sağlayacak?” 

“Daha ne yapacağım Aslı? Vasiyetin okuduğu andan bu yana üç ay geçti ve ben  yalnızım. Sen bana acımıyor musun kadın?” Sırtı duvarı bulan Aslı ellerinin ayasını duvara yasladı. Ensesindeki ter damlası yine faaliyete geçmişti. Yiğit’in eli yanağından boynuna doğru yol çizerken nefesi tekledi. “Acıyayım mı?” dedi safça aklına başka bir şey gelmemişti. 

“Cık. Acıma. Sen en iyisi sev beni.” 

İçindeki Aslı ‘Seviyorum u’leyn’ diye bağırıyordu hemde avaz avaz. Diğer Aslı ortaya çıkmasaydı şimdi kollarına atılabilirdi. ‘Sev miş! Önce o sevsin ittikle şunu,’ diğer sert Aslı’yı dinleyen kadın ellerini duvardan alıp kocasının göğsüne dayadı. Tatlı tatlı baktı. Gözlerini Yiğit’in üzerinde gezdirdi. “Öyle sev demekle oluyor mu koca adam? Önce sen seveceksin beni, sonra ben bakacağım duruma göre.” Adamın göğsünde gezdirdiği elleriyle Yiğit’e iskence ettiğini biliyordu ve inanılmaz bir haz veriyordu Aslı’ya. Adamın kısılan gözleriyle hedef aldığı dudakları kendiliğinden aralandı. Ne kadar inkara gitse ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da ona karşı koyması her saniye zorlaşıyordu. 

“Bırakmıyorsun ki seveyim,” dedi Yiğit elerini duvara dayayıp karısını kıskacına aldı. “Kim yapıyormuş onu tövbe ben olamam,” dedi Aslı kalbi göğsünde dışarı fırlayacak gibi atarken. 

“Bu bir izin mi?” diye sırıttı Yiğit. Aslı paniğe kapıldı yanlış anlaşılırsa sonunu yatakta bulmaktan korktu. “Ne izni?” 

“Bunun izni.” Ne kadar zamandır istediğini veya hayal ettiğini dahi unutmuştu Yiğit. Bir kadını öpmek degil. Aslı’ya dokunmanın ne olduğunu bilmiyordu. Sevdiği kadının dudaklarına yapışıp şaşkınlığını gizleyemeyen kadının hareketsiz kaşlıyla daha da galeyana gelip ellerini duvardan aldı. Aslı’nın beline ve sırtına yerleştirip sertçe kendine bastırdı. 

İlk öpücüğünü aldığı anda ruhu çekilen Aslı ne yapması nasıl hareket etmesi gerektiğini bilememişti. Ama adamın tecrübeli dokunuşlarıyla kendine yol bulup acemice görünmekten korktuğu için hareket etti. Bunu ona göstermemek için kendini cesur davranmaya karar verdi. Kollarını Yiğit’in boynuna dolarken kendini adama iyice bastırdı. 

Bu hareketinin Yiğit’i baştan çıkardığını bilseydi yapar mıydı? Onun elinde olmadığı için yine adamın çekimine kapılır yapardı. 

Erkeğin sevdiği kadını öpmesi kadar güzel bir şey olmadığına kanaat getirdi Yiğit. Karısından aldığı tadı daha önce hissettiğini hatırlamadı. Dudaklarda hüküm sürdükçe kadına ait olma istegi kat be kat artmıştı. Nefesi tükenen Aslı kendini kopardığında Yiğit bundan sonra Aslısız nefes bile alamayacağını anlamıştı. 

Aslı’nın tüm kanı yüzüne çekilmiş gibiydi. Adamın kollarından çıkarken ellerini yüzüne kapattı. Yiğit gülümseyerek Aslı’nın bileklerini tutup çekmeye çalıştı ama Aslı izin vermedi. “Bana utandığını söylemeyeceksin değil mi?” 

Utanç mıydı? Belki birazcık ama Aslı yüzünün alev aldığını hissediyordu. Bunu ona göstermek istemiyordu. Az önce adama sıkıca sarılan kendisi değilmiş gibi… Ellerini çekmek zorundaydı. Nihayetinde indirip Yiğit’e baktı. “Neden utanayım canım şey için… E şey işte hah kendimi toparlamak adına şey ettim.” 

“Hmmm baya dağıldın cidden. İstersen hiç toplanma direk odamıza gidelim.” Yiğit’in çapkın bakışları, sinsi sırıtışı, yakışıklı suratı bunlar Aslı’nın kalbine zarardı. Adam bir de kalkmış odamıza gidelim demiyor muydu? 

“Çok biliyorsun canım sen, var mı başka emrin?” 

Yiğit elini Aslı’nın saçlarına soktu. Saç derisine parmak uçlarıyla minik daireler çizmeye başladı. “Emir mi? Ben ancak rica ederim. Hem karımsın sen… Kadınımsın.” Aslı gözlerini kapattı. Omuzları indi. “Yapma şunu. İkimizde henüz yabancıyız. Bizi bağlayan bir kağıt parçasından başka nedir. Sana daha önce de söyledim. Ben gerçek bir evlilik istiyorum. İki yıl sonra boşanmak ve kucağımda bir çocukla yalnız kalmak istemiyorum.” 

Elleri hala karısının saçları arasındaydı. Aslı’nın sözleri ona hiç etki etmemişti. Etkilenmesini gerektirecek bir sebep yoktu Yiğit için. O zaten Aslı’yı asla bırakmazdı. “Ah Aslı seni bırakacağımı nasıl düşünüyorsun bilmiyorum ama seni asla ama asla bırakmayacağım.” 

Kocasının göz bebeklerinde dolaşan aşk kıvılcımlarını ona aynı şekilde karşılık vererek izledi. “Göreceğiz Yiğit. Sana inandığım gün Aslı senin tabii sende benim.” 

“Bana inanmak nedir Aslı?” diyerek göz devirdi Yiğit. “İstediğin nedir hala anlamış değilim. Sana nasıl biri gibi görünüyorum? Aylardır diyorum yalnızım.” 

“Sen ona kadınsızım desene.” 

“Hayır Aslı ben kadınsız değilim. Ben karımsızım.” Aslı’nın elini tutup kalbinin üzerine bıraktı Yiğit. “Bak sızım sızım Aslısızım diye deli oluyor.” dedi gülümseyerek. 

Adamın hali gülme isteği uyandırmıştı. Gülümseyerek başını sağa sola salladı. “Bana aşıksın diyeceğim olmayacak. Komik şey diyeceğim kalıbına ters. Ben sana ne diyeyim Yiğit?”

Yiğit başını eğerek Aslı’ya yaklaştı. “Kocam dersin, erkeğim dersin hiç olmadı aşkım dersin. Ayrıca da senin gibi bir kadına aşık olmaktan gurur duyar kalbim ve ben.” 

Aslı kaşlarını kaldırdı. Yiğit’ten beklediği ama hiç ihtimal vermediği sözleri işitiyordu Aslı. “Hadi canım… Sen değil miydin bana artık diyen? Zengin şımarık sosyete kızı diyen? Sen değil miydin bana fa…” Yiğit diğer elini Aslı’nın dudaklarına kapattı. “Ne olur tekrar etme lütfen.” Pişmanlıkla kısılan gözleri karısına ulaştığında öpmek için biraz daha yaklaştı. “Ben bir eşeğim Aslı.” Kocasının nefesini teninde hissedince onun gibi yaparak adamın az sonra kendini öpecek olan dudaklarına kilitlenip aklını askıya aldı. “Öylesin.” 

“Dünyanın en kötü kadını bile olsan yine gel! Aşkım ol! Sevdiğim ol! Benim ol! Senin olayım! Gerisi yansın dünya.” Elinin altındaki kalbin atışı kendi kalbi gibiydi. Bir an kendi kalbi durmuş Yiğit’in kalbiyle yaşıyormuş hissine kapıldı. Dudaklarını örten tene uçurumdan düşercesine sarıldı. 

Nefesleri tükenince ayrılmak zorunda kalmışlardı. Yiğit tükenen nefesine lanet ediyordu. Aslı da boğulsa neden öldüm diyemeyecek kadar kendini kaybetmişti. 

Alınları birbirine yaslı olan karı koca nefeslerini tazelerken sağ duyusunu kazanmaya çalışan Aslı kaçacak bir yol bulmazsa sonunu görebiliyordu. “Evet sen bir eşeksin ve ben daha seni affetmedim.” Başını kaldırıp kocasına baktı. Çehresi değişen adamın her yerinden tutku akıyordu. “Affedene kadar odamın kapısı yasaklı.” Son darbeyi vurdu kocasına. Uzanıp dudaklarını adamınkilere bastırıp hızla geriye çekildi. “İyi geceler kocacığım.” 

Arkasına bakmadan odasına hızlı adımlarla çıktı. Kendisi harap haldeydi. Her yeri Yiğit diye inliyordu. Kocasını düşününce gülümsedi. “Yazık sana.”