Kasım 24, 2020

4. Ölürüz

ile payelll

Banyodan çıkıp, dolaba yöneldi. Rohan’a ait bir tişört almaktı niyeti ama bıraktığı kıyafetlerin eski yerinde duruyor olduğunu görünce omuzları çöktü. Bu, pek çok kadın mutluluk kaynağıydı. Şehrazat bundan acı çekiyordu. Rohan onu, onun tahmininden daha fazla seviyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Belki biraz boş vermiş bir adam olsa arkasına bakmadan kaçar giderdi. Umursamazdı. Değmemiş derdi. Sevmemiş derdi ama bunların hiçbirini diyemiyordu.

Gitse… Gidemiyor. Kalsa… Kalamıyor. Kurulmuş, coşkun bir hayatı vardı. Rohan istiyordu ki Şehrazat hepsini bıraksın. Derin bir solukla kendine ait sıfır kol bir tişört ve şort aldı. Nemli saçlarını arkasına saldı. Kısa bir sürede kuruyacağına emindi. Odadan çıkarken bir ara sesini duyduğu telefonunu bulmak için salona indi. Rohan üzeri çıplak, altında rahat eşofmanıyla elinde onun telefonuna bakarken buldu çünkü telefon hiç susmamaya yemin etmiş gibi durmadan çalıyordu.

“Kim arıyor?” Rohan’a yaklaşıp elinden aldı telefonu.

“Baban. Son yarım saattir otuz kere aradı ama açmadım. Erol’la konuşmuş olmalı.”

“Kovacağım ben bu adamı en sonunda,” derken sadece laf olsun diye konuşuyordu. Erol onun ayrılmaz parçasıydı. “Efendim baba?” Saçlarını tek omuzuna toplayıp, Rohan’ın yanına oturdu. Sırtını koltuğa yaslarken, Rohan da dizlerine uzandı. Gözleri kapalı, konuşmaya şahitlik edecekti. Baba Sami Bey onu sevmiyordu ama Rohan nötrdü. Daha çok adamı görmezden geliyordu.

“Şehrazat!” adamın yüksek sesiyle yüzünü buruşturdu genç kadın. “Baba seni duyuyorum, bağırma lütfen.”

“Hemen dönüyorsun, hemen.”

“Neden?”

“Nedenini çok iyi biliyorsun. O arapla birliktesin değil mi?” Sami Bey burnundan soluyordu ve kızı bunu anlıyordu. “Onun adı Rohan. Evet, yanımda ve seni duyuyor. Döneceğim ama şimdi değil.”

“Kızım…” dedi adam, kızı inattı ve kendi bağımsızlığı da onu elde tutulamaz bir hale getirmişti. Sami Bey kızları üzerinde baskı kuran bir baba hiç olmamıştı. Şimdi de baskıdan çok iyiliğini istiyordu. Ve o iyiliğin Rohan olmadığını düşünüyordu. “Biz bunları daha öncede konuştuk, o ada san iyi gelmiyor.”

“Yanlışın var baba. Ama bunları döndüğümde konuşalım lütfen, hafta başında döneceğim. Annemle konuşabilir miyim?”

“Senin istediğin gibi olsun. Anneni veriyorum.” Başka söz etmeden telefonu annesine verdi Sami Bey. Annesi Aydan Hanım babasına nazaran daha sakindi. Kızlarına anneden çok arkadaş gibi olmuştu. “Tatlım…” dedi yumuşacık sesiyle. “Sen babana bakma, damarı tutu.”

“Anne, biraz sakin olursa hepimiz için daha iyi olacak. Bu kadar kızacak ne buluyor, anlamıyorum.”

“Baba olmak diyelim. Boş ver. Rohan nasıl? Ne konuştunuz?”

Şehrazat gülmek istedi. Rohan’a indirdi bakışlarını. Konuşmadık anne seviştik diyemedi. Kendine bakan çakır gözlere aşkla baktı. “Rohan iyi, hatta çok iyi. Anne Ezlem yanıma gelecek, babama çaktırma. Birlikte döneriz.”

“Merak etme bebeğim. Erol aramasa haberimiz olmayacaktı. Çok dedikoducu menajerin, Şehrazat.” Arkadan babasının sesini duydu. Annesini çağırıyordu. Ne zaman delirme noktasına gelse Aydan da Aydan yıkardı ortalığı. “Duydun. Kapatıyorum. Selam söyle Rohan’a.” Telefon kapanırken annesinin. “Geliyorum hayatım…” Sözlerine gülümsedi. “Annemin sana selamı var.”

“Babanın nesi var?”

“Sana bolca hakaret ettiğini duyar gibisin. Seni seveceği bir gün olacak mı? Olmasa da sıkıntı değil, boş verelim.” Parmakları Rohan’ın saçları arasına daldı. Rohan onu izlerken o da onu izliyordu. “Gitmeyeceksin, Şehrazat.”

“Başlama yine, düşüneceğim dedim.”

“Yanımda düşüneceksin. Sonuç yine bana çıkacak. Bu kez gitmene izin yok.”

“Beni nasıl burada tutmayı planlıyorsun? Ben alelade biri değilim. Sarayına kapatamazsın. Bana engel olamazsın.”

Rohan yattığı dizlerin üzerinden boynunu esnetti. “Habibi… Zor mu kullanayım, bunu mu istiyorsun? Eğer istiyorsan bunu yapabilirim ama istemiyorum. Gel seninle anlaşalım.”

“Sen zorba değilsin, öyle olsan bunu daha önce yapardın. Aramızdaki aşka zarar verme! Kalmamı istediğini biliyorum. Beni sevdiğinden şüphem yok. Seni istiyorum, Rohan ama bunun nasıl olacağını bilmiyorum. Ne anlaşması?”

Rohan doğrulup oturur vaziyete geçti. Kaıdnı kolunun altına aldı. Nemli saçlarının kendine ait kokusunu içine çekti. Şehrazat hasretten yanan ve sönmeyen kalbinin ona verdiği coşkuyla sokuldu. Çıplak göğsüne elini bıraktı. “Beni üzecek bir şey söyleme. Şu an çok huzurluyum.” Gözlerini kapatıp derin nefes aldı.

“Biraz kal. Bir ay iki ay… Burası o kadar da kötü bir yer değil. Annemlerle, kardeşlerimle benimle vakit geçir. Belki bir şeyler oturur sende. Yapabilirsin…”

Gözlerini açamadı. Bu sözler çok yabancıydı ama bir şeylerin ucundan tutmasının gerektiğinin de bilincindeydi. “Rohan iki ay çok uzun bir süre. İki ayda milyonlar kaybederim. Evet, çok ama çok zengin bir adamsın. Tamam, tüm o parayı da karşılarsın, biliyorum. Peki, ben burada iki ay ne yapacağım? Evde seni bekleyerek mi geçecek günlerim? Benim burada arkadaşım bile yok. On sekiz yaşından bu güne doğru düzgün tatil bile yapmadım ben. Çalışmak ve hiç durmamak… Alışkınım her şeyden önce. Tüm bunları geçsem bile bu iki ayın sonunda ne olacak? Dayın, annen… O kadar karışığız ki, düşünürken tıkanıyorum.”

Evlenelim diyemiyordu. Yanımda ol, diyemiyordu. Tam da Şehrazat’ın dediği gibi tıkandıkları yerdeydiler ama bu demek değildi ki Rohan onu bırakacak. “Anlaman gereken bir şey var, bunu ne olduğunu sen de biliyorsun; ayrılmayacağız.”

“Biliyorum. Sen de gelebilirsin. Ben de gelirim.”

Yine derin çıkmazlarla gözlerini yuman adam burnunu kadının saçlarında gezdirdi. “Sonra? Sen geleceksin, ben geleceğim ya sonra? Böyle mi yaşlanacağız? Benim gelmem bir şeyi değiştirmiyor, Şehrazat. Bizim birlikte olmaya, beraber yaşlanmaya ihtiyacımız var. Kendi hayatının nereye gideceğini düşünürken yanına beni de ekle. Senden çok şey bekliyor olabilirim ama bunlar elimde olan şeyler değil. Hiç kimse Rohan AL Thani’nin karısının konserine gidemez, onu dans ederken izleyemez. Ve dahası…”

Net karar vermek için zamana ihtiyacı vardı. Öyle bir karar alacak mı, kestiremiyordu. Yüreği çaresizce titriyordu. Onu sevmek suç gibiydi, bedelleri ağır olan… Yanında olmak da kafesinden kurtulmuş bir kuşun özgürlüğüne kanat açmaktı. “İki ay çok uzun, bir aydan sonra bir daha konuşalım mı?”

Saçları arasındaki el durdu. Rohan hızla doğruldu. Çakır gözleri ışıl ışıldı. “Kalıyorsun!”

“Erol beni öldürecek.”

“Gitmeyeceksin.”

“Umarım babam evlatlıktan reddetmez.”

“Şehrazat…”

“Rohan! Benim yeni albüm çalışmam başlayacaktı. Yapımcım bana tazminatı giydirecek.” Yüzünü hüsran kapladı genç kadının. “Ben en iyisi bir gidip geleyim İstanbul’a, babamla da konuşmam gerekiyor. Batmam umar…”

Dudaklarına yapışan Rohan daha fazla konuşmasına müsaade etmedi. Gülüşleri arasında karşılık verdi Şehrazat. Mutlu bir Rohan daha fazla mutluluk demekti…

“Ene  uhubbuke, Azizetii.”

Başı geriye düşerken kocaman gülümsedi Şehrazat.

“Eydan uhibbuke Azizi…”

***

Küçük pencereden Doha’yı izliyordu.  Arımsı gökyüzü ona ilginç gelmişti. Çölün ortasında sarı bir ince gibiydi şehir. Yüksek binalar her haliyle göz alıcı görünüyordu. Yere indiğinde şehrin çok daha güzel görüneceğine emindi. Deniz muhteşem görünüyordu.denizin ortasındaki küçük adacıklara kurulmuş yapılar çok daha keşfedilesiydi.  Şehrazat adını büyük puntolarla üzerinde taşıyan özel uçağın kapısını açıldı. Hostesin açtığı alana adımı attı. Uzun siyah saçları arkasına salınmıştı. Beyaz tenini yakardı bu güneş, birkaç günde esmer kadın olurdu. Açık mavi gözleri yeryüzünden gökyüzüne uzandı. Bu kadar sıcak hayal etmemişti, bu nem fazlaydı. Elinde güneş gözlüğüyle korumaya aldı güzel gözlerini. Moda ikonu Ezlem Kılıç… Şehrazat’ın kız kardeşi olmanın tüm ihtişamını sonuna kadar kullanarak kendine de bir yer açmıştı camiada.

  

Ortalama bir boya sahipti, ablası ondan biraz daha uzundu fakat fizik olarak ablasıyla aynı, balık etli denecek kadınsı bir zarafete sahipti. Bileğinde biten bol açık kahve pantolon üzerine beyaz, rahat uçuşan sıfır kol gömleğiyle enfes bir görüntüye sahipti. Kendinden dalgalı saçlarını geriye attı. Merdivenleri bir leydi havasında inmeye başladı. Ablasıyla arasında hem görünüş hem de kişilik farkı ilk anda göze çarpıyordu. Şehrazat babasına benzerken, Ezlem annesinin kopyasıydı. Kemik rengi sivri topukları yere bastı.

“Selam, Doha,” diyerek gülümsedi.

Sarı parlak taşları topuklarıyla döverek, etrafına göz atarak ilerliyordu. Küçük valizi hemen arkasındaki görevli tarafından çekiliyordu. O, Rohan Al Thani’nin baldızıydı. Ezlem ihtişama aşık bir kadındı. Zenginlik onun gözlerinde ışık gibi parlardı. Ablasıyla Rohan’ı gördü biraz ileride. İkisini yan yana hatta Rohan’ın kolunu ablasının omuzundan görünce ağlamak istedi. Ablası farkında değildi ama Ezlem biliyordu; Şehrazat bu ülkeye gelin olacaktı çünkü Rohan olmadan Şehrazat yaşayan bir ölüden ibaretti. Kollarını iki yanına açarak ikisine birden sarıldı.

“Sizi böyle gördüm ya…” Sarıldığı hızla geriye çekildi. Gözlerini kırpıştırdı. “Hayır, ağlamayacağım.” Eliyle yüzüne hava verdi. Ablasına aşırı düşkündü. Çok sevmek, kardeşlik değildi onunki; ablası onun için anne gibiydi, belki çok daha fazlsı.

Rohan kolunun altına çekti Ezlem’i. İki kadını da sıkıca kendine sardı. “Hoş geldin Ezlem. Ağlama, sevin.”

Şehrazat gözlerini kardeşi ve sevdiği adam üzerinde gezdirirken gülümsüyordu. Söyleyecek söz bulamıyordu çünkü adsız bir mutlulukla doluydu. Tam gibi hissediyordu. Bir bütün… Gerisini düşünmek dahi istemiyordu.

Rohan iki kadını da kolları arasında çıkardı havalimanından. Ezlem’in kapısını kendisi açtı. “Sevgili baldızım…”

Ezlem araca göz attı. Zenginlik… Gözleri parlıyordu. Beyaz limuzine iç çekerek bakıp, Rohan’ döndü. “Enişte çok klas adamsın, bir ara ben kullanayım şunu, olur mu?”

Rohan’ın dudakları kıvrıldı. “Ablanı evlenemeye ikna et sana aynısından alayım, nasıl pazarlık?”

Ezlem’in gözleri bir kaz daha parladı. “Şaka?”

Şehrazat ikisine göz devirip, Rohan’ın açtığı kapıdan içeri sızdı. “Bana daha çok rüşvet gibi geldi, atla kızım sende.”

“öyle deme Azizetii, sana giden her yol mubahtır.”

Ezlem Rohan’a yaklaştı. “Unutma bak bu sözünü, vergileri de sen ödeyeceksin.”

Rohan kahkaha attı. “Unutmam, tamam ben ödeyeceğim.”

Mutlu ve umutlu bindi limuzine. Ablasının karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Rohan da binince kapı şoför tarafından kapatıldı. Şehrazat’ın yanına yerleşti ve Ezlem’e döndü. “Sana en tepede bir süit ayırttım. Doha ayaklarının altında, çıkmak istemeyeceksin.”

“Teşekkür ederim, abi. İlk kez geliyorum, sıcağa rağmen çıkacağımdan emin olabilirsin.” Camdan sokakları izlemeye çoktan başlamıştı. “Aşırı sıcak, ama güzel.”

“Alışıyorsun,” dedi Şehrazat. Dışarıda değilsen her yerde klima var. Babama ne dedin?”

“Katar’a gidiyorum dedim. Önce gözleri büyüdü ama sonra ablana sahip çık, pazartesi birlikte dönün dedi.”

“Gerçekten mi?” Şehrazat şaşkınlıkla bir kardeşine bir Rohan’a baktı. Rohan da onun kadar şakın görünüyordu.

“Abla seni kıt görüyor,” derken kahkaha attı Ezlem. “Ben ne diyorum sen neye şaşırıyorsun.”

“Kıt değil, aşık olarak görüyor da konduramıyor,” dedi Rohan. Şehrazat üzerine dahi alınmamıştı ama Rohan’ın elini tutarken buldu kendini. Gerekirse babasından bile koruyacak bir adam vardı yanında, öyle bir an gelmese de.

Ezlem de başını salladı. “Babam biliyor ablam çok inat, dediğinden şaşmaz. Elinde oynayacak kozu falan da yok tabii. Akıllı olsun der gibiydi. Tabii bu da onun aklı, kızının neler yapacağını biliyor.”

Şehrazat üzerine bir şey söylemedi. Eli Rohan’ın eli arasında, aklı ne yapacağını kestiremediği yerdeydi. Babası ne biliyor olabilirdi? Kızından ne bekliyordu? Dört gün sonra dönecek, yüz yüze konuşacaktı artık.

***

Lobide, elinde tableti hemen yanı başındaki sehpada Katar ve Ortadoğu kültürünün en sevdiği çay, karak çayı bir süslü fincan içinde duruyordu. Oya bu çayı seviyordu. Bir kere şifalıydı, tadı kremamsıydı ve yumuşak bir içimi vardı. Mideyi rahatlatıp, sakinleştiriyordu. Lezzet olarak baskın kakule tadıyla servis ediliyor olsa da tarçın, zencefil ve safran da ilave ediliyor ve sıcak içiliyordu.

Şehrazat’ın banka işlemlerine o kadar çok dalmıştı ki başında dikilen adamın ona önce adı daha sonra İngilizce bir şeyler söylediğini geç fark etmişti. Güzel ela gözlerini ona seslenen adama kaldırdı. Algıları açılınca gülümsemesi yüzüne yerleşmişti.”Omar?” derken tableti hemen yanına bırakıp, ayağa kalktı. Elini uzattığında, Omar da gülümseyerek karşılık verdi selamına.

Omar’a göre hisleri iki deli arasında kalmıştı. Işık hızıyla ilişki yaşayıp yine aynı hızla ayrılmışlardı Rohan ve Şehrazat. Bir daha –az olarak görse de- Oya’yı görememişti. Kadının ela gözleri, ince uzun fiziği, toplu yuvarlak yüzü ve muhteşem bir gülüşü vardı, ama Omar en çok kadının gözlerindeki masumluğu seviyordu.

“Nasılsın, Oya?”

“Çok iyi, sen?” Onu özlemiş gibi gülümsüyordu Oya. Bunun farkında değildi. Uzun boyu, geniş omuzları, fit görüntüsü… Oya ister istemez kendine sıcak bakan bu adamdan az çok etkilenmişti, aylar önce ama duyguları hasıraltı kalmıştı. Adamın esmer teni, uzun yüzü ve açık kahve gözleri… Hoş bir adamdı Omar, pek çok kadın ondan etkilenebilirdi.

“Seni görmek güzel, Oya. Oturabilir miyim?”

Oya hemen yan dönerek yanına yer açtığını işaret etti. “Çok sevinirim, seni görmek de çok güzel.”

İçinin aktığı kadına bakarken farkında olmadan gülümsüyordu. Oya da ona bakarken gülümsüyordu. Birbirilerinde, birbirilerini görüyorlardı belki de. “Çalışıyor muydun?” diye sordu Omar. Biliyordu Şehrazat’ın tüm asiste işlerini Oya hallediyordu.

“Evet, ama sorun değil. Sen? İş için mi uğradın otele?”

“Hayır,” dedi Omar net bir tonda. Rohan ve Şehrazat ne olacaktı bilemezdi ama Oya’yla bir şeyler yaşamak istiyordu ve bu kez fırsatı geri tepmeyecekti. “Seni görmeye geldim.” Kadının suretindeki anlık değişiğe şahit olurken gerildi. Alacağı tepkiyi tahmin edemedi. O, Oya’yı seviyordu belki ama Oya ona karşı ne hissediyordu?

“Öyle mi?” diyen kadına edeceği sözleri toparladı. “Uzun zaman oldu tanışalı, Oya. Rohan ve Şehrazat ayrılınca haliyle seni göremedim, ama hep aklımdaydın. Gelişin…” Oya’nın bu konuşmayı beklemediği yüzündeki ifadeden belli oluyordu ama Omar devam etti.  “Gelmene çok sevindim.”

Sözlerini bitiren adama son kez şaşkınlıkla bakıp yüz ifadesini toparladı. Eli saçına gitti. Kulağının arkasına sıkıştırdı bir kısım saçı. Adama bakıp naifçe gülümsedi. Beğeni tek taraflı değildi ve Oya kendini değişik ama mutlu, özel hissetti. “Ben de beni görmeye gelmene çok sevindim.”

Nefesini tutan adam gülümseyerek saldı. Yerinde kıpırdanırken etrafına göz atma gereği duydu. Daha çok heyecanını saklamak istiyordu. Gülümseyerek Oya’ya döndü. “Ben… Sanırım buna daha çok sevindim. Yani… Sevinmene sevindim.”

Sözleri dağıtan adama bakıp küçük bir kahkaha attı. “Tamam, sevindik,” dedi Oya. “Açıkçası beklemiyordum.”

“Bunu fark ettim. Ama daha ne kadar saklayabilirdim sana olan ilgimi?”

Oya bakışlarını kaçırdı. Yanakları ısınmış olabilirdi. Yüzü de dahil bedenini bir sıcaklık sarıyordu. Sürekli çalışan bir kadındı. Bir starın sağ koluydu. Şehrazat nereye o, oraya gidiyordu. İlişki yaşayacak biriyle tanışma fırsatı olmadığı gibi isteği de olmamıştı. İlk kez böylesi hoş bir adamdan olgun bir davranış izliyordu. Kalbi birkaç kez hızlı atmıştı.

Omar kadının utangaç haline tebessüm etti. Yüreği yanılmıyordu, Oya çok özel bir kadındı. “Öğlen oldu, yemek yiyelim mi?” dedi başını bırak yaklaştırdı. “Havadan sudan muhabbet ederek başlayalım mı?”

Oya ona bakarak gülümsedi, Omar daha büyük gülümsedi. “Olur, yiyelim.”

“Burada işler karışık gibi,” diyen sese döndüler. Ezlem tek kaşı havada, bakışları Oya ve Omar arasında gidip geliyordu. Oya ayağa kalkınca Omar da kalktı. “Hoş geldin, Ezlem.”

Ezlem başını sallayarak çarpıkça sırıttı. “Çok hoş buldum, Oya Hanımcığım.”

Oya ve Ezlem oldukça iyi anlaşıyorlardı. Zaten Oya da onlarla birlikte Şehrazat’ın küçük ama sevimli, Sarıyer’deki yalısında yaşıyorlardı. Çoğunlukla Şehrazat’ın giyeceği kıyafetleri birlikte seçiyor, dolabını yine birlikte düzenliyorlardı.

Oya imaya göz devirdi. Şehrazat ona soru dolu bakışlar atıyordu ama Rohan sırıtıyordu.  “Böldük mü?” diye sordu Rohan.

“Evet,” dedi Omar. “Biz yemeğe çıkıyoruz.”

“Ya?” dedi Şehrazat. “Sen ve Oya? Yemek?” Dudaklarını bükerek gülümsedi. “Biz de gelelim mi?”

Oya’yı bir miktar daha ateş bastı. Yerinde hafifçe sallandı. Şehrazat’a kaçak bakışlar attı. Tam konuşacaktı ki Ezlem araya girdi.  “Seni beni ne yapsınlar,” dedi Türkçe, Omar Türkçe bilmiyordu.

“Ezlem,” dedi Oya. “Devam etme!”

Ezlem ellerini havaya açtı. “Alla’ım, araplar ne çok seviyor biz Türk kadınlarını. Bana da bir prens yollar mısın… Çok amin.” Ellerini yüzüne sürüp etrafındakilere bakındı. “Bakmayın öyle, beni prensten aşağısı kesmez.”

“Yürü kardeşim yürü. Babam ikimizi birden reddedecek, bir de prens diyor…”

Arkasını dönerek asansör tarafına yürüdü Şehrazat. Göremedi, Rohan’ın gözleri sinsice parlıyordu.

***

Hızlı gün geceye kavuştuğunda beyaz bikinisini giymiş, suyun içinde ona tutkuyla bakan adama tek kaşını kaldırdı. “Rahat duracaksın, ben de yüzeceğim. Anlaştık mı?”

Ayların birikmiş stresini atarken dahi zevk alıyordu Rohan. Geceyi çınlatan kahkahasına göz devirdi Şehrazat. “Çok ciddiyim, Rohan. Sana kalsa yataktan veya yatağa benzer bir yerden çıkamayacağız.”

“Gel sen, ben sana anlatacağım. Hem sen ne diye giydin ki o küçük şeyleri?”

Bikinisinin boynundaki iplerini çekiştirdi. “Saçmalama, giyinikken seni zor zapt ediyorum, çıplak olsam…”

“Atla, Azizetii.”

Sonunun ne olacağını biliyordu, Rohan’dan başka ülkeye gitse kurtulamıyordu. Havuzun içinde kurtulacağını hiç sanmıyordu. Şikayetçi miydi? Hayır. Suya dalıp, ondan uzağa yüzerken bile biliyordu, çıktığında dibinde olacaktı. Yanılmadı. Su yüzüne çıktığında burnunun ucunda olan adama gülümsedi. Saçlarını geriye toplarken, belindeki ellerin onu çekişiyle teslim oldu. “Nereye kaçabildim ki…” Kollarını Rohan’a dolarken, bacaklarını da beline doladı.

“Sen benden kaçamazsın, bırakmam.”

“Böyle konuşup beni ürkütme. İsteyerek yanında kalıyorum ama senin bu sözlerin beni korkutuyor.”

Sıcak suyun içinde, sırılsıklam Şehrazat’a bakıp iç çekti. “Yanımda olmayacaksan, herkes benden korkmalı, Şehrazat. Bu sen bile olsan durum değişmeyecek.”

Parmakları usul usul adamın ensesinde dolaşıyordu. Işıklandırılmış alanda birbirlerini net görüyorlardı. Şehrazat’ın arayış dolu bakışları Rohan’ın yüzünde geziniyordu. “Zorlanmış bir Şehrazat seni mutlu edemez, Rohan.”

Rohan’ın elleri kadının sırtına yerleşip kendine tamamen bastırdı. Bir eli bikinin boyundaki ipine uzandı. Bağcığı ucundan çektiğinde ipler serbest kaldı. İplerin serbest bıraktığı göğüslere indi bakışları. “Seni zorluyor muyum?”

“Şu an, hayır ama…”

“Aması yok, Şehrazat. Seni mutlu etmeye çalışıyorum. Biz…” dedi bakışları kadının doyamadığı yüzüne çevrildi. “Biz birlikte olmazsak, ölürüz!”

Şehrazat sıcak suyun içinde üşüyerek titredi. “Rohan…” Onun olduğu, nefes aldığı bir dünya vardı, bir de hiç olmadığı bir dünya… Var mıydı, öyle bir dünya? Kolları sıklaşırken adama sıkıca sarıldı.

Rohan gülümserken sarılmaya karşılık verdi. “Beni anlıyorsun. Bir gün seni mutsuz görürsem, gitmene izin veririm ama öyle bir gün olmayacak.”

Kadının başını tutup, kendinden ayırdı. Karışmış bakışlara aldırmadı. Rohan netti ve Şehrazat bunu anlamak zorundaydı. “Kim ne derse desin benim umurumda bile değil. Baban, annem, dayım veya bir başkası… Benimsin, benimle kalacaksın. Bunun için herkesi harcamaya hazırım, kimseyi tanımayacağım. Sesin bile sadece benim olacak, sende bunu isteyeceksin çünkü ben sen mutlu ol diye yanımdayım. Sen mutlu ben mutlu, Azizetii.”

Nasıl inkar edebilirdi ki… Onu seviyordu. Öyle kolay bir aşık değildi hem kendisi hem Rohan. Onun tarafından böyle sevilmek, eşsizdi. Adamın dudaklarına sokuldu. “Görelim, Azizii.” Kendini arkasına bırakırken, Rohan’ı da suyun altına çekti.