Kasım 24, 2020

20. O da Benim Karım

ile payelll

Geriye dönen Emir’in son gördüğü şey Kemâl’in yumruğu oldu. Boş bulunup yere düşen Emir ne olduğunu çabuk kavrasa da geç kalmıştı. Hilal’in şaşkın bakışları bir Emir’in bir Kemal’in üzerinde gidip geliyordu. Salon sus pus olmuştu birkaç saniye içinde. Sonra yanlarına koşarak gelen Murat, Erdem, Deniz ve Nergis şaşkın bakışlara son verdiler. Salonda bir uğultu oluşmuştu aynı esnada. Yanlarına gelen Emir’in arkadaşları Emir’i yerden kaldırdı.

Can “Kemal neden yaptın bunu hem de böyle bir gecede?” dedi.

Kemal’den hiç ses çıkmıyordu. Öfkesini yenmiş değildi.

Murat “Sen delirdin mi o bizim ortağımız arkadaşımız nasıl yaparsın Kemal,” dedi.

Kemal hala taş misali gibiydi. Murat, Emir’e “Üzgünüm Emir onun adına özür dilerim bir yanlış anlaşılma olmuş olmalı,” diyebildi.

Emir tek elini kanayan burnuna götürdü. “Önemli değil onun yerinde olsam bende aynısını yapardım.”

Murat’ın aklı karışmıştı. Kaşlarını catıp sordu. “Ne oluyor burada?”

“Abi bir şey yok gerçekten Kemal’in gereksiz kıskançlıkları,” dedi Hilal. Gözlerini kocasına dikti. Kemal’in yeşil gözleri koyu renge dönmüştü öfkeden.

Murat “Emir sen artık git istersen. Burnun için doktora görünmelisin,” dedi ve diğerlerine döndü. “Salonu sakinleştirin. Ben ne kadar gerekli ve ne kadar gereksiz çözeceğim birazdan.” Tehdit dolu sesle.

Emir, arkasını dönerek uzaklaştı yanlarından. Diğerleri de yerlerine geri döndü. “Siz ikiniz dışarı çıkın otelin bahçesine gidin ben birazdan geliyorum,” dedi Murat.

Nergis’in hiç hoşuna gitmemişti. Her an bir patlak verebilirdi Kemal. Nergis bunu hissediyordu. Yanlarında geçip giden Murat’ın uzaklaşmasını bekledi. “Gidin siz ben onu idare ederim yani umarım, eve gidin gelmeyin buraya.”

Başbaşa kalan karı koca birbirlerine öyle kötü bakıyorlardı ki onları tek bırakmak aslında en kötü fikir gibiydi.

Hilal hızla ayrıldı Kemal’in yanından. Arkasından gelip gelmediğini bile kontrol etmedi. Otelin dışına çıktı. Valeye arabasını getirmesini söyledi. Kemal hala ortalarda yoktu. Hilal bildiği bütün hakaretleri sayıyordu içinden. Ara arada dışından. “Öküz, aptal yaptığına bak çok iyi oldu şimdi.”

Arabanın açık kapısından içeri hızla girip gaza bastı. Gelip gelmemesi hiç önemli değildi. Yüzünü bile görmek istemiyordu. Anne babasının evine gitmeye karar verdi.

Kapıcıyı uykusundan edip anahtarı aldı Hilal. Kapıcı onu bu halde karşısında görünce çok şaşırmıştı. Ama Hilal’in ona açıklama yapma gibi bir niyeti yoktu.

Kapıya anahtarı takamıyordu. Vücudu titriyordu sinirden. Sonunda kapıyı açıp içeri girdi. Kapıyı da var gücüyle çarptı. Odasına gidip üzerindeki kıyafeti çıkaracaktı. Zil deli gibi çalmasaydı.

“Gel Kemal efendi gel…” diye söylenerek kapıyı açtı. Karşısında gördüğü adam kocası olsa da şu an öfkeden tanınmıyordu.

“Ne var ne istiyorsun?” diye bağırdı Hilal. Kemal hızla içeri girip Hilal’in kolunu yakaladı. Salona doğru çekiştirdi.

“Hilal sen beni katil mi etmek istiyorsun ha niyetin buysa gayet başarılısın.” Sesi evi inletiyordu. Hilal hiç etkilenmiş görünmüyordu. Kolunu çekip kurtardı. “Kes sesini, benim öyle bir niyetim yok ama sen yaparken iyiydi değil mi? Ben yapınca mı sen katil oluyorsun, ne diye vurdun Emir’e suçu neydi benimle dans etmek mi? Ben de Yeliz’i mi pataklasaydım?”

Kemal ellerini saçlarına geçirdi sıkıntıyla. ” Ne demek suçu neydi? Adamın elleri senin sırtında geziyordu. İnan bana o elleri kırarım ben.”

“Gördük, pis zorba! Bana diyene bak senin ellerin neredeydi? Dur ben söyleyeyim Yeliz’in sırtında, elinde.  Aptalsın hem aptalsın hem zorba rezil ettin hepimizi.”

Duydukları Kemal’i daha çok ofkelendiriyordu. Kendine hakim olamıyordu. Gözüne kestirdiği sehpanın uzerindeki bibloyu eline aldığı gibi duvara fırlattı. Hilal gözlerini bile kırpmadı. Çünkü en az Kemal kadar ofkeliydi. “Ne sanıyorsun sen beni ben seni aldatacak, Yeliz gibi bir kıza kur yapacak adam mıyım?” Bağıra bağıra söyledi bu cümleyi.

Ellerini beline yerleştirdi Hilal. “Sen ne sandın, benim sana yalan söyleyip seni ilgi bile duymadığım biri ile aldatacağımı mı? Kaldı ki bu aptal kız senden başkasını istemezken ama hata bende iki güzel söze kandım.” Onun sesi de en az Kemal kadar yüksek çıkıyordu.

Kemal kendi parmağını kendi göğsüne bastırdı. “Ben seni kandırmadım sen beni kandırmaya çalıştın.” Sesi biraz sakinlemişti.

“Ben sana hiç bir şey yapmadım sen neye inanmak istiyorsan ona inandın. Ve kendini intikam diye o Yeliz olacak erkek avcısının kollarına attın. Söylesene Kemal bu hep böylemi olacak her hatada kendini başka kollaramı atacaksın?”

“Sadece bir oyundu saçma sapan şeyler kurma kafanda.” Sesi yine yükselmişti.

Bu sefer Hilal eline geçen ilk şeyi duvara fırlattı. “Çocuk musun sen ne oyunu, oyunmuş gördün mü oyunu bak bizi ne hale getirdi?”

“Bak Hilal sana ilk ve son kez bunu söylüyorum.” Parmağını karısına doğru salladı. “Benim karıma, kadınıma kimse parmağının ucunu bile süremez.”

Kemal’in son sözleri odaya bomba gibi düşmüştü. İşte o an odada yanlız olmadıklarını anlamışlardı.

Önündeki koltuğun üzerinden atlayarak koştu Murat. Duydukları nefesini kesmişti. Bir boğayı andıran nefes alışlarını dizginlemek bir kenara soluğu Kemal’in boynunda aldı. Yakasına yapışıp “Ne diyorsun sen? Ne karısı ne kadını ne bok yedin lan sen?” Demesiyle Nergis yanına varamadan yumruğunu Kemal’in yüzüne en sert biçimde bıraktı.

Deniz, Nergis’i kolundan yakaladı. “Bırak sen, kenarda dur bir şey olmasın şimdi bir de sana,” dedi. Nergis olduğu yerde çakılı kaldı.

“Ne bekliyorsun Erdem, otobüs mü?” diye çıkıştı Deniz. Erdem şok halinde bakıyordu. Çok ilginç gelmişti ona, hiç beklemediği bir şeydi. Deniz’in sesiyle kendine geldi. Hiç istifini bozmadan, “Evet canım buradan ne zaman geçer bilgin var mı?” dedi.

“Aptal herif git Murat’ı tutsana.” Ellerini ceplerine yerleştirdi Erdem. “Oldu canım biri benim bacımı gizlice nikah masasına oturtacak bende onu paralamayacağım, bence Murat’ın hakkı.”

“Erdem ben seni parçalara ayıracagım bu iş bitsin.”

Kemal yediği yumruğu hak etmişti. Ama yine de bu şekilde olmamalı diye geçirdi içinden. Murat’a el  kaldırmadı. Kendini koruma gereği bile duymadı. Yediği ikici yumrukla yere devrildi. Üzerine atlayan Murat “Sana soruyorum adi herif sen benim kardeşime ne yaptın lan?” diye üçüncü yumruğu geçirdi Kemal’in suratına.

Hilal ellerini ağzına kapatmış şok geçiriyordu. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Deniz yanına gidip onu sarstı. “Hilal kendine gel!” Hilal tepki veremiyordu. Ellerini yüzünden cekti. “Çok üzgünüm canım,” dedi. Yüzüne tabiri caizse okkalı bir tokat attı. Yüzündeki acıyla kendine geldi Hilal. Yüzü gercekten acımıştı.

“Abi bırak onu lütfen diye abisinin elini tuttu. Abisi delici gözlerle Hilal’e baktı. “Seni sonraya bıraktım, çekil!” Elini çekip aldı.

Ayaga kalktı Kemal. Yüzünden kan akıyordu. Kaşı patlamıştı. Dudağının kenarından kan sızıyordu.

Elininin tersi ile dudağını sildi Kemal. Murat’a bakarak. “Ne sandın, fırtınanın tepesine çıkıp kimse almasın seni yine bana kalasın diye şarkı mı söyleyecektim,” dedi.

Üzerine yürüyüp yakasından yakaladı Murat. “Ulan hayvan istedin de vermedim mi?” Bir yumruk daha attı. Yüzü yana kaydı Kemal’in. “Nikahına mı aldın lan kardeşimi söyle?”

Yüzünü Murat’a çevirdi Kemal. “Hı hı hem resmisini hem imamını.”

“Ulan ben seni öldürürüm kime sordun lan kime.” Hilal durmuş öylece bakıyordu. Bu iki adam onun için tartışıyordu. Ama ikisininde Hilal’i düşündüğü yoktu. Biri kadınının biri kardeşinin namusundaydı. Hilal her geçen dakika daha çok kırılıyordu. Gözlerinden sicim sicim yaşlar iniyordu yanaklarına.

“Bak üzgün falan değilim pişman hiç değilim yine olsa yine yaparım.”

Murat yumruğunu havaya kaldırdı. Tam indireceği sırada Nergis araya girerek tuttu Murat’ın kolunu.

Kocasının gözlerine dikti yeşillerini Nergis, elinde hala kocasının kolunu tutuyordu. “Abi bilmiyorsun ama söyleyeceğim,” dedi Nergis. Hala gözleri Murat’ın gözlerindeydi. “Neyi bilmiyorum söyler misin?” dedi Kemal.

“Ben hamileyim.” İkinci bombayı Nergis bırakmıştı ortaya. Kemal kaşlarını çatarken bunun şu anki konu ile ne alakası olabileceğini düşündü Kemal. Murat’ın gözleri şaşkınlıktan kocaman olmuştu. Havadaki kolu yavaşça aşağı indi.

Kemal, “Şu anki mevzunun bununla ne ilgisi var Nergis?” dedi.

“Abi ben iki buçuk aylık hamileyim.” Duyduklarıyla beynindeki kan usul usul akmayı bırakmıştı Kemal’in. Şu an deli gibi akıyordu. Daha düğün olalı bir aydan bir kaç gün fazla olmuştu. Öyleyse bu bu..

Neye uğradığını şaşırdı Murat. Az önce Kemal’e nutuk atıyordu. Şimdi ondan beter durumdaydı. Sertçe ve utançla yutkundu. Nergis’i yavaşça kenara itti Kemal.

Şaşkın ve boşta olan Murat’ın yüzüne attığı yumruk takdire şayandı. Sarsıntıyla yere düştü Murat. Evin içi savaş alanı gibi olmuştu. Herkes onları izliyordu. Erdem dışındakiler korkak gözlerle bakıyordu. Erdem’se büyük keyifle seyrediyordu.

“Haa Murat dostum, nikahlarını ben kıydım bilesin,” dedi Erdem gülerek. Deniz’den yediği dirsekle canı yandı. “Kes sesini aptal?” dedi Deniz.

“Ama aşkım sende şahittin nasıl unutursun.” Deniz’in rengi attı bir den büyük ayıp ve utanç sardı bedenini sonuçta Murat bir abiydi ve yapılan her ne kadar aşk için olsa da aileye büyük yanlıştı.

“Bu iş bittiğinde senin suratını da ben dağıtacağım aşkısı,” dedi Deniz.

Yakasından tutup kaldırdı Murat’ı Kemal. “Sen bana ne diyordun bir daha söyle bakalım?”

Murat dilini yutmuş gibiydi. “O, benim karımdı tamam mı çek elini yakamdan,” dedi Murat.

“Ulan beyinsiz o da benim karım.”

Birbirlerine bakıp kalan iki adamda canının yarısıydı ne dese boştu. İkiside aynı haltı yemişti. İkiside birbirinin gözünde suçluydu.

Biri ayan beyan karısı diğeri gizli kapaklı eşi olmuştu.

Kenarda olup biteni sessizce izleyen Hilal sinirden kendini kaybetmeye başlamıştı. Herkes kendi derdine düşmüştü. Hilal’in ne hissettiğini kimse umursamıyordu. Hilal bunu fark ettiği anda “yeter “diye avazınca bağırdı. Odadaki tüm başlar ona dönmüştü. Birbirlerinin yakalarını tutan adamlar öylece kalmıştı.

Öne doğru adım attı Hilal. “Siz ne aptal adamlarsınız!”

Yakalarını bırakıp birbirine baktı Kemal ve Murat.

“Sen hiç konuşma Hilal nasıl yaptın bunu, izin vermedim mi sana neden gizledin, hadi gizledin evlenmekte neyin nesi?”

“Bak, söyleyecek sözüm yok gizleyerek hata yapmış olabiliriz ama görüyorum ki asıl hatayı bu bencil ve aptal adamla evlenerek yapmışım ben,” dedi Hilal.

Kemal’in duydukları bardağı taşıran son damla olmuştu. Kemal, abisinden dayak yerken bile bu şekilde konuşmamıştı. Şimdi Hilal’den duyduğu bu sözler içini paramparça etmişti. Öfkeden dişlerini sıkıyordu. Boyun damarları sertleşmişti. Dışardan görülüyordu.

Hilal’e son bir kez baktı Kemal. Gözlerinden pek çok şey okunuyordu. En çok da  üzüntü. Kırılmış bir kalbin verdiği üzüntü.

Hilal, Kemal’in yüzünde gördüğü ifadeyi Murat’tan dayak yerken bile görmemişti. Sölediğine bin kez pişman oldu.

Kemal sesizce ve hızlı adımlarla evden çıkıp gitti. Erdem’de peşinden gitti.

Murat’ın bile hoşuna gitmemişti bu sözler. Bir elini beline dayamıştı. Diğer elini saçlarına geçirdi. Hilal doğru bir adım attı. “Asıl aptal sensin,” dedi kardeşine.

Olduğu yere çöktü Hilal. Dizlerinin dermanı az önce Kemal ile onu terk etmişti. Boşalan sinirleriyle şimdi daha iyi anlıyordu. Yanlış sözler söylemişti. Abisi onu yumruklarken o Hilal’i bırakmayacağını ve asla pişman olmadığını söylemişti. Ama Hilal ne yapmıştı? Seninle evlendiğime pişmanım demişti. Aklına hücum eden düşüncelerle ağlamaya başladı.

Abisinin üzüldüğünü gördü, Nergis’in kardeşiydi. İkisine de kıyamıyordu Nergis. Arkadaşının yanına oturup ona sarıldı.

Hangisine sinirleneceğini bilemedi Murat. Gizli yapılan işemi kardeşinin bu sözlerine mi? Önceliğini Kemal’e vermeye karar verdi.

“O seni nasıl sevdi yıllarca bilmiyorsun. Hep sen iyi ol diye uzak durdu senden. Sen kendi hayatını kur diye vazgeçti. Kendine kız arkadaş bile aramadı. Ona asılan yanaşmaya çalışanları geri itti. Sen de bir gün onu seversin diye kötü anılar biriktirmedi. Geçmişinde geleceğinde hep sen ol istedi. Aklına kalbine senden başkasını sokmadı. Ben yıllarca şahit oldum onun gözlerinde ki sevgiye. O benden daha cesurdu. Ben Nergis’den vazgeçmezken o senden senin mutluluğun için vazgeçti. Bunu herkes yapamaz Hilal peki sen ne yaptın, kağıda attığın bir imzayı bir cümleyle sildin,” dedi Murat.

Kulaklarını dolduran cümleler Hilal’in kalbini hançerle parçalıyordu. Vücudu külçe gibi yıkılmıştı. Sinir sistemi onu bırakmıştı. Gözyaşları akmıyordu artık. Kulaklarında bir uğultu oluşuyordu. Bu koku abisinin kokusuydu. Son gördüğü şey Deniz’in ağlayan gözleriydi.

Nergis’in, “Hilal,” diye seslenmesi ve gerisi karanlık…