Kasım 25, 2020

21. Kaçıyorum

ile payelll

Gözlerini açtığında kolunda bir sızı hissetti. Oda karanlıktı. Loş bir ışık vardı sadece. Başını çevirip odaya göz attı. Koltukta uyuyan Nergis’i gördü.

“Uyandırmışsın.” Gözleri Deniz’i buldu.

“Uyanmasam olmaz mıydı Deniz?” Dili damağına yapışmıştı. “Su var mı?” diye sordu ardından.

Deniz hemen yanı başından bardağa su doldurdu. “İçmene yardım edeyim mi?”

“Lütfen, uyuşmuş gibiyim. “

Suyu içtikten sonra tekrar uzandı. “Ne oldu bana, saat kaç?”

“Saat sabahın beşi ve sinir krizi geçirdin, uzun süredir uyuyorsun.”

En son neler olduğunu hatırlayınca kurumuş gözyaşları yine akmaya başladı. Serum takılı olmayan eliyle yüzünü sildi. “Peki sen hiç uyumadın mı?”

Yatağın ucuna uturdu Deniz. “Hayır uyumadım, uykum gelmedi hem zaten uykuyla aram hiç iyi değildir.”

“Kemal nerede?”

Ne dese bilemedi Deniz.

“Gelmedi. Deniz boşuna düşünme ben onu tanıyorum.”

“Her şey yoluna girecek üzülme…”

“Onu çok kırdım nasıl oldu anlamadım kırılan taraftım birden kıran taraf oldum.”

“O seni çok seviyormuş abin bize bir güzel özetledi. Bu kadar seven kişi seni bırakır mı?”

“Sevgi ne kadar büyük olursa kırık kalbin acısı da o kadar büyük oluyor.”

Deniz’in başı önüne düştü. “Bilmez miyim, Hilal,” diye mırıldandı.

“Seni de kendi dertlerimizle dertli yaptık, kusura bakma ne olur.”

Acı bir tebessüm döküldü Deniz’in dudaklarından. “İnan bana sizinki çok daha güzel dertler.”

Sonra bu konuya el atacaktı Hilal ama şimdi Kemal’i bulması gerekiyordu.

“Abim nerede Deniz?”

“Dışarıda ya da arabaya gitmiş olabilir uyumak için.”

Kısa bir an düşündü. Üzerinde hastane kıyafeti vardı. “Kıyafet getirdiniz mi?” diye sordu.

“Evet abin sonra gidip getirdi bir şeyler şu dolaptaydı.”

“Tamam. Erdem’i arayıp Kemal’in nerede olduğu sormanı istiyorum, lütfen.”

“Hilal bu saatte hastaneden kaçmayı düşünmüyorsun değil mi?”

“Tam da onu düşünüyorum, lütfen Deniz lütfen sen anlarsın benim halimden.” Deniz’i iknaya uğraşıyordu. Nergis uyanmasın diyede sessizce konuşuyordu.

Sonunda ikna oldu Deniz. “Tamam, kalk hadi üzerini giyin ama şu serumu nasıl çıkartacağız?”

Hilal seruma göz attı. “Çok kolay sen bana Kemal’i bul gerisini ben hallederim.”

Telefonu alıp dışarı çıktı Deniz. Hilal önce kolundaki bandı çözdü. Sonrada iğneyi yavaşça aşağı doğru çekti. Biraz acısıda sonunda kurtuldu iğneden. Başka zaman olsa hayatta yapamayacağı şeydi. Ama şimdi Kemal’in kırılan kalbini tamir etmesi gerekiyordu. Ve vakit kaybetmek hiç istemiyordu.

Kalkıp üzerini giyindi. Çok sessiz olmaya çalıyordu. Zavallı kız hem hamile hem de hastane odasında uyuyordu. Abisini bu kadar üzmüş birinin başını bekliyor, diye düşündü Hilal. Üzerini giyindikten sonra Nergis’in başına bir öpücük bıraktı. Ve kapıyı usulca açıp çıktı. Saçlarını salık bırakmıştı. Kot eteği ve siyah bluzu iyi durmuştu doğrusu abisi ne anlardıki kıyafetten ama cuk diye oturmuştu işte. Ama ayakkabı yoktu.

Deniz dışarıdaki koltuga oturmuş Hilal’i bekliyordu.”Deniz, ayakkabılarını ödünç verir misin?” diye sordu. Etrafına göz attı. Kimseler yoktu. Sabahın beşinde kim olur ki zaten. Koridorda in cin top oynuyordu.

Deniz hiç düşünmeden çıkardı ayakkabılarını, ayağına biraz dar gelsede çok umursamadı. “Sordun mu?” dedi heyecanla.

“Sordum uyumuyorlarmış zaten çaktırmadan sormaya çalıştım o da anladı beni, aslında onun suratını dağıtmalıyım ama sonraya saklıyorum.”

“Tamam. Ben kendi derdime bir çare bulayım seninle Erdem’in kafasını beraber dağıtırız söz.”

“Anlaştık. Sizin deniz kenarında bir yazlık eviniz varmış sanırım Erdem böyle söyledi. Oradalarmış. Kemal’de saatlerdir kumsalda öylece oturuyormuş.”

“Florya, ben gidiyorum Deniz.”

“Neyle gideceksin peki?”

“Taksi en kolayı tutma beni, buraları sen halledersin.”

Hilal’in arkasından gülmeden edemedi Deniz. “Deli kız.”

Ayaklarından yukarı doğru çıkan serinlige baktı Deniz. Ayakları çıplaktı. Kendi haline de güldü. Odaya geri dönüp baktı en iyi yer Hilal’in yatağıydı. Yatıp çarşafı üzerine çekti. Çok geçmeden de uykuya daldı.

Hilal yol boyunca kendini nasıl affetiririm diye düşünüp durdu. Sadece öfke anında söylenmiş şeylerdi. Abisinden duydukları acısını ve aptallığını katlanılmaz bir hale getirmişti. Kendinden geçişini hatırladı. Duygu patlamasından dolayı girdiğine emindi krize. Dün sabahtan beri korku, heyecan, kıskançlık, öfke her türlü duyguyu hissetmişti. Gece olunca birbirine girmişti. İçinden çıkamamıştı tabii ki. Abisinin bu şekilde öğrenmesini hiç istemezdi ama artık yapacak ya da  söyleyecek bir sözü yoktu. Şu an zerre kadar umrumda da değildi.

Taksi villanın önüne geldiğinde durdu. Şafak sökmek üzereydi. Trafik olmadığından kısa sürede gelmişti. Kapıyı çalmayı düşünmüyordu. Eve bir göz attı. Bu evi her zaman sevmişti. Yirminci yaş gününde babaları Nergis ve Hilal’e bu evi almışlardı. Evet bu ev Nergis ve Hilal’in. Kemal, Hilal’den kaçmıştı. Ama yine Hilal’e ait bir yere.

Bahçe kapısını açıp içeri girdi. Evin etrafından dolaşarak arka bahçeye vardı. Ortalarda kimse yoktu. Açık balkon camından içeri girdi. Erdem koltuğun üzerinde uyuyordu. Bu adama da ayrı üzülüyordu Hilal. Hiç dokunmadı ona. İki katlı olan evi birkaç dakika da  aradı. Demek ki hala kumsaldaydı. Kendinden emin adımlarla evden çıktı. Çok yakın olan kumsala indi. Tam da tahmin ettiği gibi sabahın ilk ışıkları üzerine vuruyordu Kemal’in.

Boylu boyunca uzanmıştı Kemal. Ayakkabılarını çıkarıp yavaş adımlarla yaklaştı ona. Ayaklarının altında ezilen kumlardan başka birde hafif dalgalanan denizin sesi vardı. Birkaç metre kala durdu Hilal. Sevdiği adama baktı.

Öylesine yakışıklı ve çekici duruyordu ki. Ya da Hilal’in gözüne öyle görünüyordu. Uzun boyu geniş omuzları o yakışıklı ve sevimli yüzü. İç geçirdi Hilal. Böyle birini üzdüğü için kendine kızıyordu. Ne dese ne yapsa yeriydi. Bilemedi. Bir süre öylece bekledi.

Usulca yaklaştı. Kemal’in gözleri kapalıydı. Ah Hilal, aptal Hilal. Kendine sayıp döküyordu.

Yanına usulca oturdu. Yapması gereken basitti. Ama kırdığı kalbe yaklaşamıyordu. Yine de buraya kadar gelmişti. Yapmak zorundaydı.

Başını Kemal’in göğsüne yasladı. Ve yanına uzandı. Kulağındaki tek ses onun kalp atışlarıydı. Kemal hiç tepki vermemişti. Kollarını sevdiği adama doladı Hilal.

Sabırla bekledi birkaç dakika, uyuduğunu düşündü. Uyuyorsa bile uyanırdı diyede ekledi.

Kemal’in “Pişman olduğun yerdesin neden geldin?” sözleriyle kendine geldi. Gözlerini kapattı. Gerçekten üzgündü. Ne diyeceğini bilmiyordu.

Kemal gelenin, gelipte yanına sokulanın Hilal olduğunu tabii ki en baştan biliyordu. Gözleri kapalı bile tanırdı o Hilal’i. Kokusundan, dokunuşundan…

Sevdiği kadının ağzından çıkan sözler Kemal’in kalbine hançer gibi saplanmıştı. Hilal evlenerek hata yaptığını herkesin içinde haykırmıştı. Çok seven ve değer veren bir erkek için ağır bir cümleydi. Sinir krizi geçirip hastaneye götürüldüğünü biliyordu. Murat onu aramıştı. Ama o kadar kırılmıştıki bir ayağı gitmek istese de diğer ayağı geri geri gitmişti. Nergis’den iyi olduğunu öğrendiğinde kendini burada bulmuştu. Neden buraya geldiğini kendi de bilmiyordu. Ondan gidip yine ona gelmek gibiydi. Hilal bu evi çok severdi. O da Hilal’i seviyordu. Tek bildiği kalp kırılsa da seviyordu. Hatta kırılınca daha yoğun duygular akın ediyordu benliğine. Karman çorman olmuştu aklı, kalbi.

Yine de o cümleyi söylememeliydi. Hep kendine bunu tekrar ediyordu. Hem de herkesin içinde. O abisine ikisini savunurken. Hilal tek cümleyle nokta koymuştu. Ve tüm savunma çökmüştü.

Sinirle söylendiğine adı kadar emindi. Yine de bu hissettiği üzüntüyü hafiletmiyordu. Ayrıca bir haftalık ayrılıkla gelen özlem, tartışmaların verdiği hırçınlık ve iletişimsizlik ikisine de kötü şekilde dönüş yapmıştı. Oysa bir kaç cümle bütün her şeyi iyi şekilde sonuçlandırabilirdi. Ama şu an geldikleri nokta birbirini çok seven bir o kadar da zarar veren taraf olmalarıydı.

“Özür dilerim,” dedi Hilal başka ne diyebilirdi?

Kemal ellerine hakim olma iç güdüsüyle savaşıyordu. Ona sarılmak artık önemi yok demek istiyordu ama yapmadı.

“Neden özür diliyorsun?” Hilal’i bıraktı. Oturur vaziyete geldi. Hilal de onunla dogruldu. Kemal doğan güneşe çevirdi başını. Onun o çok sevdiği tutku dolu gözlerine bakarsa dayanamazdı. Hiçbir şey olmamış gibi davranması an meselesi olurdu. Hilal de ona çevirdi başını. Çıkacak her kelimeyi dikkatle izliyordu.

“Kendimde değildim o şekilde konuşmamalıydım, üzgünüm.”

“Gayette kendindeydin, ne kadar zamandır pişmansın ama zaten ne kadar oldu ki o halde ilk andan beri diyelim. Bilinç altında bu şekilde mi düşünüyordun söylesene?” Kemal’in sesi hem sertleşmiş hem de  yükselmişti.

Her söz Hilal’in içini sızlatıyordu. Vurduğun yerden vuruldun Hilal diyordu iç sesi.

“Bu şekilde konuşma, öyle düşünmedim ben.”

“Ne şekilde düşündüğünü gördüm dün gece hatta gördük. Ben abine ikimiz için açıklama yapıyordum. Sen çizgiyi çektin ve sildin Mavi, bunun nasıl bir açıklaması olabilir?”

“Çizgi falan çekmedim sadece ben orada yokmuşum gibi, beni hiç umursamadan oyuncağı paylaşamayan iki çocuk gibiydiniz.” Uzanıp elini tuttu Hilal.Kemal ellerini geri çekti aynı hızla.

Bu Hilal’i bulunduğundan daha fazla incitmişti. Bu kadarını hak ettiğini düşünmedi.

“Sana daha nasıl anlatabilirim. Öfkeyle söylenmiş şeylerdi. Gerçekte öyle olsa buraya gelmezdim değil mi?”

“Senin üzgün olman durumu değiştirmiyor.”

Artık kızmaya başlamıştı Hilal. Tamam, suçlu olabilirdi ama en azından affı için elinden geleni yapıyordu. Ayaga kalktı. Saçlarına ellerini geçirip sakinleşme moduna aldı kendini. Ama nafile her an daha fazla sinirleniyordu.

“Senin sorunun ne Kemal? Buraya bu saatte hastaneden kaçıp geldim. Üzgünüm diyorum, anlamıyorsun!  Ne yapmamı istersin söyler misin?”

Kemal de onun gibi ayaga kalmıştı. Hala kızgındı ve kırgındı. İçinde bir yer gülmek için can atıyor diğer bir yer kes sesini Kemal ve böyle devam et diyordu. Hilal’i kızdırdıgının tabii ki farkındaydı. Hep kadınlarmı trip atıp süründürecek biraz da bizden olsun diye düşündü. Bilemedi, bilseydi asla yapmazdı bunu.

“Sorunum sensin kadın, sen beni hata olarak gördün. Şimdi kalkmış bana hiç bir şey olmamış gibi davranmamı istiyorsun. Üzgünüm hanımefendi ama dökülen su kabına sığmıyor yani özrün beni tatmin etmiyor. Senin söylediğin sözleri ben söyleseydim güneşin dogumuyla boşanma davası açardın sen.”

Hilal sabırla dinlemişti, hiç araya girmeden.

“Şimdi ben sana teşekkür mü etmeliyim güneşin doğumuyla bana boşanma davası açmayacagın için?”

Kemal burnunun dibine kadar gelip fısıldadı. “Bence evet, neyse ki senin kadar ne yaptığını bilmez değilim.”

Niyeti kırmaktı. Kendisini anlaması için aynını yapmaktı. Ama ileri gitmişti. Bir kadına söylenmeyecek ne varsa hepsini söylemişti. Kemal Hilal’i değil boşamak yanından ayırmayı bile düşünmüyordu. Sadece ufak bir ders vermekti amacı, hala kızgındı.

“Öyle mi?” diye yarı tehdit yarı uyarı dolu sordu Hilal.

“Aynen öyle karıcığım.”

Hilal derin bir nefes alıp verdi. “Peki, sana egonla mutlu huzurlu ömürler diliyorum kocacığım.”

Hızlı adımlarla geldiği yolu takip etti. Arkasından ne geliyordu Kemal ne de her hangi birşey söylüyordu. Her adımında yemin ediyordu Hilal. Benim adım da Hilal ise  bu laflarını sana yutturacağım Kemal Bey bekle ve gör.

Evin kapısını sertçe çekip çıktı. En yakın taksi durağına yürümeye başladı. Cebinden telefonunu çıkarıp tuşlara bastı.

Bir kaç uzun dıt sesinden sonra uykulu Deniz’in sesi duyuldu.

“Hilal kocanın yanında beni neden düşünüyorsun sen?”

“Kocamın yanında değilim çünkü.”

Yatağında dogruldu. Sesine Nergis’de uyanmış Deniz’e bakıyordu.

“Neredesin peki?”

“Bırak şimdi tek soru tek cevap.” Derin nefes alıp devam etti.  “Kaçıyorum ben, var mısın benimle?”

Deniz küçük bir kahkaha attı. “Deli misin elbette varım.”