Kasım 27, 2020

22. Tuzak Kokusu

ile payelll

 

Hilal ne dediyse Nergis’i ikna edememişti. “Ya bende gelirim ya da sizi ispiyonlarım,” diye tehdit etmişti Nergis. Hilal ona kıyamıyordu. Hamileydi ve başına herhangi bir şey gelsin istemiyordu. Ama bu savaşı Nergis kazandı. “Abim beni kör testereyle kesecek ama gel kız yaptık bir şey tam olsun,” demişti Hilal.

Deniz’e hava hoştu. Erdem’i deli etmek hobilerinin arasındaydı.

Hilal, Deniz’i aradıktan sonra kızlar hastaneden gizlice çıkmışlardı. Şu an enfes bir yerde kahvaltı yapıyorlardı. Hilal onlara ne konuştuklarını anlatmıştı. Hak verseler de aşırı bulmuşlardı Kemal’i.

Çayından bir yudum alıp masaya bıraktı Nergiz. “Nereye gidiyoruz peki?”

Hilal dudaklarını kıvırdı. “Bilemiyorum, Fethiye’ye ne dersiniz? İzmir’de olabilir, bu mevsimde harikadır şimdi oralar.”

Deniz, “İzmir olmaz, Erdem bulabilir bizi, sahi bizi bulurlarsa ne olur? Yani bana göre hava hoş Erdem’i delirtmek başlıca görevlerim arasında ama siz?”

Nergis, “Hiçbir şey yapamazlar zaten dünden uyuzum Murat’a, annemin deyimiyle tenkesuz herif kıvamına geldi dün gece bence bu çok iyi bir ders olacak onlara,” dedi.

Tam da şu an bangır bangır çalan telefonların sesi kafeteryayı ayaga kaldıran cinstendi. Deniz açtı ilk. “Ne var Erdem?”

“Ne mi var, nerdesiniz? Deniz hastaneden kaçmakla ne gibi saçmalık peşindesiniz söyle bana, hemen!”

“Hayatımda yaptığım en büyük saçmalık sen oldun, senden gerisi doğru yaptığım şeyler.”

“Neredesiniz söyle gelip alayım sizi?”

Aklına gelen hain fikirle gözleri parladı Deniz’in. “Şile tarafında bir lokantada kahvaltı yapıyoruz gel al gelince ara tam adresi veririm.” Kapattı telefonu. Birbirlerine bakıp kahkahayı patlattılar.

Hilal, “Bu iş eğlenceli olacak sanki…”

Nergis’de Murat’a farklı bir adres vermişti. Kahkahalara bogulmuşlardı.

Ama Kemal’den en ufak bir tıkırtı bile yoktu. Bu da  Hilal’in ne kadar doğru bir karar verdiğine işaretti.

Bu işte onlara yardım edecek tek güvenilir erkek Kenan’dı. Kendisine bakan üç kadının derdinin ne olduğunu bilmiyordu. Ama Deli gibi öğrenmek istiyordu. “Evet ablalarım sizi dinliyorum,” dedi dayanamayarak.

“Kenan biz birkaç günlüğüne belki haftalığına buralardan kaçıyoruz!” dedi Hilal.

Gözleri kocaman oldu Kenan’ın. “Abilerim sizi bulurlarsa canınıza okurlar biliyorsunuz, değil mi?”

Hilal konuşmasına devam etti. “Bulmamaları için senin yardımına ihtiyacımız var, Kenan.”

“Abla siz kaçtınız diye canınıza okurlar ama ben yardım ettim diye beni kesin öldürürler.”

Bu sefer Nergis girdi araya .”Bir saatin var gereksiz yumurta eğer bu bir saat içinde senden istediklerimizi yapmazsan…” Hiç bir şey olmamış gibi tırnaklarını incelemeye başladı Nergis. “Anneme anlatacak harika hikayelerim var. Mesela geçenki arkadaşlarla tatil adı altında kiminle gittiğini…” sözünü bitirmeden Kenan ablasına sarıldı. Daha doğrusu üzerine atladı. “Ablam canımsın aşk olsun sen ne istedinde ben yapmadım?”

Hilal ve Deniz şok halinde bakıyordu Kenan’a. Bu pek bekledikleri bir durum değildi.

Hilal, Kenan’ın koluna bir çimdik attı. “Seni küçük sıpa ne haltlar karıştırıyorsun sen?”

“Abla bir şey yapmadım.  Neyse siz ne istiyorsunuz onu söyleyin?”

Hilal, “Bir araba kiralamayı düşündük ama elleriyle koymuş gibi bulurlar bizi, bir araba birde senin kredi kartını istiyoruz.”

Kenan önce düşündü. “Araba kolay arkadaşımın arabasını alırım. Kartım da sizin olsun peki nereye gideceksiniz?”

“Muğla’ya gideceğiz ama sen bizi ne gördün ne duydun. Ve ayrıca seni aradığımızda bize ne yaptıklarını tek tek anlatacaksın anlaştık mı Kenan?”

“Allahım ben nasıl bir tuzağın içindeyim?” diye söylendi Kenan.

Hilal, “Bir gün bu sıra sana gelecek o gün biz de sana yardım edeceğiz kardeşim,” dedi.

İki elini havaya kaldırdı Kenan. “Aman ben almayayım, siz kadınlar çok tehlikelisiniz benim huzurum gayet yerinde ben mutluyum bu şekilde.

Erdem Şile’ye vardığında Deniz’i aramıştı tam adresi öğrenmek için ama telefon kapalıydı. Defalarca aradı ama sonuç değişmedi. Direksiyona attığı kaçıncı yumruktu bilemiyordu. Sinirden kendini parçalayacak kıvama gelmişti. “Seni elime geçirdiğimde benden kurtuluşun olmayacak Deniz,” diye söylenerek telefonu alıp Murat’ı aradı.

Murat’da ona, “Bana da başka adres verdiler. Ben de  şu an oradayım ama yoklar telefonları da kapalı ne halt karışıyor bu cadılar?” demişti.

Erdem, Kemal’i arayarak durumu anlattı. “Geri dön dostum kızlar sizi ekmiş,” dedi Kemal. Bu şekilde olmasa da bir şey çıkacağını adı gibi biliyordu. Ama bu hiç hoşuna gitmemişti. Ne demekti kaçıp saklanmak?

Hilal yanından ayrılırken peşinden gitme isteğini bastırmış içgüdüsel olarak öne çıkan adımını geri çekmişti.

Hilal’i yani mavisini çok seviyordu Kemal. Kendinden bile fazla. Hayattaki her şeyi Hilal’di. Elbetteki onu bırakma gibi bir niyeti yoktu. Hiç olmamıştı da. Ama kızmış ve kırılmıştı. Az da olsa inancı zedelenmişti. O da  Hilal’in yanına gelip onunla konuşmasıyla son bulmuştu. Yine de o kadar basit olmamalı, diye kendini tutmuştu. Ama şu an yanlış yaptığını düşünmeye başlamıştı. Üstelik kardeşi hamileydi. Ve resmen üç kadın ortadan kaybolmuşlardı. Sıkıntıyla saçlarına geçirdi elini.

Bir saat sonra üç bahtsız ve terkedilmiş adam dün akşam viran olmuş evin içinde sağa sola dönüp duruyorlardı.

“Bunların tüm sorumlusu sensin Kemal. Şimdi karımın dizlerinde çocuğumuzun hayalini kuruyor olmalıydım. Ama şimdi evden kaçan karımı ve kız kardeşimi nasıl bulurum çabasına düştüm,” dedi Murat.

“Deniz’i bulduğumda saçlarından sürükleyerek nikah masasına oturtacağım,” dedi Erdem. Öfkeden resmen yerinde zıplıyordu.

Kemal düşünüyordu nereye gitmiş olabileceklerini, kendi arabalarıyla gitmemişlerdi. Gitselerdi bulması çocuk oyuncağı olacaktı. Kabul etti çok zekice planlamışlardı.

“Senin karın ve kardeşinse benimde karım ve kardeşim ben de senin kadar tedirginim Murat, beni kasma lütfen,” diye cevap verdi Kemal.

“Beyler, Deniz alışıktır ben onu daha önce kaç kez yakaladım kaçarken ya da kaçıp gittiğinde bulup getirdiğim çok oldu. Bu kesinlikle benim kadınımdan çıkan bir fikir olmalı.”

Murat Kemal’in burnunun dibine kadar geldi. “Senin yanına gelmiş özür dilemiş sen nasıl onu geri gönderirsin, bu nasıl bir şey Kemal amacın neydi?” Parmağını Kemal’e sallayarak konuştu.”Bana bak boşanma gibi saçma sapan bir fikre kapıldıysan and olsun senin o güzel yüzünü yerle bir ederim.”

“Çek şu parmağını üzerimden ve saçmalamayı da kes. Ben onu ancak ölünce boşarım.” Derin nefes alıp verdi Kemal. “Niyetim, sadece yanlışını o kadar kolay kabul etmemem gerektiği fikrine kapıldım. Biraz burnu yer görsün istedim nerden bilebilirim ki böyle olacağını.”

Erdem araya girdi. “Tartışmayı bırakın, bugün pazar ama yarın benim makamım da olmam şart bugün çözülecek bu durum. Deniz’i kendiyle başbaşa bırakırsam bana hayatta geri dönmez.”

Herkes elinde telefon ulaşabildikleri banka hesapları mobese kameraları bulunabilecek ne varsa seferber etmişlerdi. Geçen iki saatin sonunda ellerine geçen şey kocaman bir sıfırdı.

Oldukları yere oturmuş olan genç adamlar içeri ıslık çalarak giren Kenan’a baktılar.

“Neredesin sen?” diye çıkıştı Kemal.

“Buradayım abi ne oldu?” diye hiç haberi yokmuş gibi bodoslama giriş yaptı konuya.

“Nergis, Hilal ve Deniz resmen evden kaçtılar. Ve sen ortalarda yoksun Kenan,” dedi Murat.

Kenan rol kesmeye devam etti. Gerçekten şaşırmış gibi yaptı. “Ne?”

“Ne, ne duymadın mı?”

Kenan yalancı bir telaşla devam etti. “Neden yok canım birazdan çıkarlar ortaya nereye gidecekler, size numara yapıyorlardır.”

Hakkını vererek oynuyordu Kenan rolünü. Bilseler muhtemelen dayak manyağı yaparlardı Kenan’ı.

“Numara falan değil basbayağı gittiler hem de bu Bay  Gururlu yüzünden,” diyerek Kemal’i işaret etmişti Murat.

Kemal’in tek yaptığı gözlerini devirmek olmuştu.

Evlendikleri günden beridir karısına doya doya sarılmamıştı Kemal. Uzakta olduğu zaman dilimi Kemal’e işkenceden beter gelmişti. Dün gece onu partide gördüğünde tüm kızgınlığı geçmişti. Ona sarılmak, burnunu o çay kokan saçlara bastırmak isteğiyle dolmuştu içi. Ama yapamamıştı. Biraz da  bunun verdiği bir hırçınlıkla daha çok kızdırmak istemişti Hilal i. Şimdi anlıyordu ki bütün bu olanlar sadece kendi suçuydu. Çok seviyor ama sürekli olarak kendini geri çekiyordu. Karşısındakinin bir kadın olduğunu sürekli unutuyordu. Yıllarını onu sevmeye adamıştı. Ama nasıl ve ne şekilde onu öğrenememişti. Ayağına kadar gelen kadını geri tepmişti. Kafasını sağa sola salladı. “Ben tam bir aptalım.”

Odadaki başlar kendine döndü, birkaç saniye sessiz kaldılar.

Murat, “Ha şunu bileydin sen aptalın ağa babasısın,” dedi.

Erdem, “Saat gecenin on ikisi oldu kadınlarımız ortada yok, delireceğim. Sabah Artvin’de olmam gerekiyor ve bu şekilde oturmak beni deli ediyor.”

Kenan bir köşeye sinmiş zavallı üç adamı sesizce izliyordu. İçinden kahkahalar atıyor olsa da dışarıda tik yoktu. “İyi oyuncu Kenan. Konservatuvar falan mı okusam benden bayağı iyi oyuncu oluyormuş,” diye geçirdi aklından.

Telefonunun titrediğini hissetti cebinde usulca çıkarıp baktı. Ablalarına aldığı yeni numaraydı bu. Önce odaya göz gezdirdi. Herkes kendi kendini hesaba çekmiş gibi başları önlerinde oturuyordu.

Operasyon: Biz gayet iyiyiz, otelimize yerleştik aynı odada kalıyoruz. Yorgunuz, uyuyacağız birazdan. Orada durum nedir?”

Yardım ve yataklık : Burada durum vahim,  deve kuşu gibi kafayı yere gömdüler. Düşünüyorlar. Az önce Kemal abim tam bir aptal olduğunu açıkladı. Tamam.

Operasyon: Beter olsun, ben bir eşeğim diyene kadar dönmeyi düşünmüyorum. Tamam nedir be?

Yardım ve yataklık : Ne bileyim abla öyle derler ya. Neyse keyfinize bakın yarın ararım.

Operasyon:Görüşürüz kardeş.

Kenan telefonu cebine soruşturdu. Ayağa kalktı. “Abilerim ben yatar size bol huzurlu geceler, sonuçta ben yanlız biriyim. Hem bence sizde sıkıntı etmeyin benim ablalarım akıllı ve cesur kadınlar. Yani onları düşünmeyin bence siz kendinizi düşünün kadınlardan korkmaya başladım ben.”

Kendine fırlatılan bir yığın zımbırtıyı yarıp evden çıktı. “Of yahu evin küçüğü olmakta çok pis bir şey, laf söylüyorsun suçlusun az bile size.” Kendi evine girip odasının yolunu tuttu.

Yan yana üç şezlonga uzanmışlardı. Üçü de  konuşmuyordu. Gözleri kapalı olarak zihinleri dinlendiriyorlardı. Sahile inmişlerdi. Otel havuzunu sevmekten ziyade kalabalık ve kadın avcılarının mekanı olduğunu biliyorlardı. Sahilde ak pak sayılmazdı.

Hilal’in aklındaki tek şey tabii ki l kocası olan öküzdeydi. Ne kadar sevse de kızmadan edemiyordu. Ayağına kadar gidip reddedilmeyi kendine yediremiyordu. “Beni, karısını, kadınını o çok sevdiği beni durdurmadı bile söylediğim hiç bir şeye olumlu yanıt vermedi. Üzgünüm ama ben bu adamı boşarım bu gidişle,” dedi yattığı yerden kızlara mırıldandı.

Nergis hiç istifini bozmadan yattığı yerden konuştu.  “Aptal aptal konuşma Hilal. Öyle gizlice evlenmeye benzemez boşanmak otur oturduğun yerde.”

“Nergis çok haklı Hilal ortada aman aman büyütülecek bir olay yok aksine Erdem ve beni düşününce sizinki  devede kulak bile kalmıyor.” Deniz’in aklındakiler dışarı yansımıştı.

Dudaklarını büktü Hilal. “Göreceğiz,” dedi.

Nergis gülmeye başladı. Kızlar başlarını kaldırıp neye güldüğünü anlamaya çalıştılar. “Ne gülüyorsun sen çatlak görümce?”

“Bana diyene bak kaçık görümce?” dedi Nergis.

Deniz’de gülmeye başladı. “Sizi daha önce bulmalıydım kaçak gelinler,” diye de ekledi. Hepsi birden gülmeye başladılar.

Evde karılarının yolunu gözleyen adamlara nazaran çok daha mutluyduluylar.

Nergis, “Kocamın surat ifadesi geldi gözümün önüne?” derken bile kahakaha atıyordu.

“Bence bizi bulduklarında ilk iş olarak küçük parçalara ayırıp her bir parçamızı ayrı yere bırakmak olacak ama şu an bunu düşünmek istemiyorum,” dedi Hilal. Deniz”e döndü. “Tam zamanı Deniz bize kendi hikayeni anlatmak ister misin?” diyede ekledi.

Deniz gülmeyi kesip oturduğu şezlonga uzandı. “Emin misiniz biraz dramatik sonra bıkarsınız bir sus dersiniz bana.”

Nergis, “Saçmalama lütfen, neden diyelim? Başla seni dinliyoruz,” dedi.

Hilal ve Nergis oturdukları yerde, Deniz’in ağzından çıkacak sözlere dikkat kesildiler.

Deniz de doğruldu, oturur vaziyete geldi. Uçsuz bucaksız denizi  seyre koyuldu. Uzağa, dört hatta neredeyse beş yıl öncesine gitti.

“Biz Erdem ile tanışalı altı sene oldu. Babam yeni tayin olmuştu.”

Hilal Nergize açıkladı. “Babası Vali,” dedi. Nergis, “Oo,” diye bir şaşırma sesi çıkardı.

“Ben okulu yeni bitirmiştim. Atama beklemiyordum çünkü babanız vali ise bu işler çok basit oluyor. Bana kalsaydı doğuda görev yapmak isterdim ama tabii ki babam bırakmadı. Artvin’de öğretmenlik yapmaya başlamıştım. İlk önce hiç ısınamamıştım Artvin’e, büyük ve kalabalık şehirlerde yaşamıştım. Orası bana basit geliyordu. Her haliyle basit olarak görüyordum. İnsanları özellikle kaba saba tipler kadın görmemiş gibi davranıyorlardı. Zamanla buna da alıştım. Hatta onlardan biri oldum. Eskiden öfkeli ve çılgın diye adlandırılan biri değildim. Erdem bana kazık atana kadar.

Okulda arkadaşlar edindim. Keyifli gidiyordu hayat, yirmi ikinci yaşıma bastığımda arkadaşların verdiği doğum günü partimde tanıştım Erdem’le.

Bir arkadaşım davet etmiş. Erdem aslında avukattır. Siyasete merakından girdi. O gece onu gördüm. Çok yakışıklı ve çekiciydi.  Hani lise yıllarında olur ya kalbiniz kelebek gibi kanat çırpar aynen öyle olmuştum. O da benden etkilenmiş gibiydi. Bakışlarımız çarpışıyordu ve her çarpışmada kalbime usul usul ılık bir şeyler akıyordu. O geceden sonra arasıra karşıma çıktı. Merhaba falan derken küçük buluşmalar oldu. Bir gün beni okul kapısında beklerken buldum onu.

“Senden bana doğru gelen bir şeyler var,  Deniz. Ve ben seni görmeden yapamıyorum,” dedi.

Sonrası çorap söküğü misali önce sözlendik. Sonra nişanlandık.  Babamın oğlu yok ben tek çocuğum. Babam Erdem’i çok sevdi. Her fikrine, zikrine uyuyordu Erdem babamın. Neredeyse benden fazla seviyordu diyebilirim. Tam kendine layık bir damat bulmuştu. Bende kalbime göre bir hayat arkadaşı. Sorun yoktu. Çok mutluydum. O sıra Erdem seçimlerde aday oldu. Zengin bir ailenin ogluydu. Ve tek oğluydu. İki de kız kardesi var, onları çok severim. Benden küçükler bana yenge yerine abla derler her zaman. Düğün tarihimiz seçimlerden bir ay sonraya karar verildi. Bu arada bizde ev, eşya, çeyiz derken düğüne tam beş hafta kalmıştı.”

Deniz’in sesi git gide kırılmaya başlamıştı. Gözleri dolmuştu. Yine yeniden yaşıyor gibiydi.

“Canım seni üzmek istemiyoruz istersen burada kesebilirsin,” dedi Hilal.

Derin nefes alıp verdi Deniz. “Yok. Sorun değil. Dört yıldır her an hatırlıyorum zaten ama hiç dile dökmedim ondan böyle oldum.”

Nergis “peki sonra ne oldu?” diye sordu.

“Sonra bir sabah herkes deli gibi Erdem’i arıyordu. Ben de dahil telefonları açmıyordu. Seçim işleri malum çok yoğundu. Ben de ciddi ciddi merak etmeye başlamıştım. Telefonuma gelen mesajla olduğum yer de çakılı kaldım.

Xxxxxxxxxxxx: sevgilini arıyorsan şu anda Semiramis otelde 1009 nolu odada seni aldatmaktan yorgun düştü.

Mesajı okuduğumda önce güldüm. Şaka kesin şaka Erdem’in garip sürprizleri diye düşündüm. Ama kuşku içinize bir kere düştüğü zaman ondan asla kurtulamıyorsunuz. Arabamın gazına yüklendim. Aklımdaki tek şey bunun Erdem’in garip şakalarından biri olmasıydı. Otele nasıl geldim odayı nasıl buldum bilmiyorum.  Odanın kapısı aralıktı. Ellerim ve dizlerim titriyordu. Kapıyı usulca itip içeri adım attım. Bir iki adım derken onları gördüm. En yakın arkadaşım ve müstakbel kocam çıplak uyuyorlardı.”

Ellerini yüzüne kapattı. Ve yıllardır sakladığı gözyaşları çılgınca dışarı taşmaya başladı. Nergis ve Hilal yerlerinden kalkıp Deniz’in yanına geldiler.

“Deniz lütfen ağlama çok özür dileriz yarana tuz basmış gibi olduk,” dedi Hilal.

Nergis “Canım bilemedik üzme bizi ee lütfen ağlama,” dedi.

Deniz, “Hayır, bırakın ağlayayım; yıllardır içimde taşıyorum, biliyor musunuz? Ben o gün bile ağlamadım. Elime ne geçtiyse duvarlara fırlattım. Odada ki tüm camları kırdım her şeyi paramparça ettim. Erdem beni tutmak istediyse de ona asla dokunmadım. Dokundurtmadım kendime midem bulanmıştı. İkisinden de. En yakın arkadaşımla aldatmıştı beni. Son gördüğüm şey arkadaşım olan o sürtügün ölü gibi beyazlamış yüzü oldu. Bayılmışım sonrasını hatırlamıyorum. O andan sonra o kızı hiç görmedim. Gözlerimi hastane odasında açtım. Başımda ellerimi tutuyordu. Ellerimi kurtardım ondan.”

“Peki neden hala nişanlısın ve onunla aynı şehirdesin,” diye sordu Nergis.

“Ne dediysem babamı ikna edemedim. Tam tersi babam beni ikna etti. Eğer şimdi nişanı atacak olursam Erdem’in siyasi kariyeri başlamadan bitecekmiş. Erdem babama hiç bir şey hatırlamadığını, kendisine düzenlenen bir komplo olduğuna babamı inandırdı. Ama ben hiç inanmadım. Kısacası bu olayı bilen dört bir de Kemal ile beş kişi olarak kapandı. Sonrasında ne kadar uğraştıysam Erdem peşimi bırakmadı. Defalarca yüzüğü suratına fırlattım, defalarca geri taktı. Kaçtım, buldu beni. Atama istedim durdurdu. Peşime adam bile taktı. Yıllarımı bu şekilde geçirdim. Yanlız ve mutsuz, olayın kısa özeti diyebilirsiniz çünkü anlattıklarım en hafif tarafı inanın.”

Deniz artık aglamıyordu. Ufka gözlerini dikmiş geçen zamanına yanıyordu.

“Nergis sanada bu hikaye tanıdık geliyor mu?”

“Hem de çok tanıdık geliyor akıllı görümcem.”

Deniz şaşkınca baktı kızlara. “Anlamadım, nasıl tanıdık geliyor?”

Yerlerine geri dönen kızlar kıkırdamaya başladı. Deniz kaşlarını çatıp baktı kızlara. “Siz gerçek birer delisiniz, ne gülüyorsunuz şimdi?”

Deniz’in sorusuyla kızların kıkırdaması kahkahaya dönüştü. Hilal Nergis’e bakarak, “Sen de tuzak kokusu alıyor musun görümceciğim?” dedi.

“Hem de en pisinden görümceciğim.”