Kasım 28, 2020

23. Köşe Kapmaca

ile payelll

“Kesin şunu, çok sinir bozucu oluyor.” Deniz az önce döktüğü gözyaşlarını bile unutmuştu. Bu bir gerçek ki bu kızlar ona iyi hatta çok iyi geliyordu.

“Üzgünüm Deniz, seninle ilgisi yok.” Hilal Nergis’i işaret etti. “Sen mi anlatırsın ben mi?”

“Ben anlatayım.”

Deniz merakla dikkat kesildi.

“Ben aslında bir zamanlar Murat’a aşık falan değildim. Başka bir sevgilim vardı. Murat’ın beni sevdiğini biliyordum, her fırsatta gözüme sokuyordu sevgisini. Ama gönül işte Ankara’da okurken biriyle tanımıştım. Seviyordum ya da sevdiğimi sanıyordum. Aşkın gerçek yüzünü Murat’la yaşadım. O ayrı konu. Murat bunu duyduğunda soluğu yanımda almıştı. Evde resmen kaos gibi olay çıkarmıştı. O bana sayıyordu, ben de ona. Bir türlü onu sevmediğimi anlamıyordu. İyi ki de anlamamış o da ayrı konu.

O, çocuğu buldu. ‘Eğer sana layıksa aranızdan çekileceğim,’ dedi. Araştırdı soruşturdu. Tabii bizde kavgalar o biçim. Sonuçta hiçbir şey bulamadı. Ama dediğinide yapmadı, yani aradan çekilmedi. Bir hafta sonra enteresan şekilde çıkıp geldi. Ben kabullendigini düşünüyordum, ama yanılmışım. Çok keyifliydi. Garip geliyordu bu hali bize. Birkaç gün kaldı Ankara’da bir gece telefonum acı acı çalmaya başladı. Gecenin on biriydi. Telefondaki kişi bir kadındı. Bana “sevgilin tam bir erkek güzelim test ettim onayladım görmek istersen şu adresteyiz,” diyip kapattı. Hilal ve Murat benim şok olmuş halime hemen yanıma geldiler. Ben senin kadar cesur değildim, ağlamaya başladım. Biraz sakinleşince anlattım. Murat Hilal ile beni adresteki eve götürdü. Kapıyı çalıp bekledik. Yarı çıplak bir kadın açtı kapıyı. Bizi gördüğüne hiç şaşırmamıştı. Kadını itip içeri girdim. Benim o çok sevdiğim sevgilim salonda yarı çıplak birasını götürüyordu. Beni görünce ayaga fırladı. O kadar kötü olmuştum ki tepki veremiyordum. Sesizce arkamı dönüp çıktım evden. Murat’ın birkaç yumruk savurdugunu duyuyordum. Ama ona bile tepkim yoktu, sonrası ayrıldık. Daha sonrası Murat kalbime girmeyi başardı. Aslında diğerini pek de sevmediğimi anladım. Genç kızlık etkileşimi diyebiliriz.”

Deniz duyduklarından hiç etkilenmemişti. Zaten aynısını yaşamıştı. Soğuk kanlı suretiyle, “Benim kalbimi çalan kimse olmadı galiba aramızdaki fark bu,” dedi.

Hilal, “Burasını ben anlatacağım Nergis,” dedi. Nergis’den onay alınca devam etti.

Deniz daha ne duyacağını merak etmişti. “Daha ne varki?” diye sordu.

“Dahası şekerim o çocuğun aslında Nergis’i aldatmak gibi bir niyeti yokmuş, ama işte erkek ya nefsine uymuş yani bu da bir nevi aldatma isteği tabii ama benim canım abiciğim o kadını parayla tutup adamın kanına girmesi için ne varsa yaptırmış. Yani bu aldatma hikayesi yüzde ellibir oyundan, abimin oyunundan çıkmış ortaya. Yoksa şu an Nergiz abimin karısı olamazdı,” dediğinde Nergis,

“Aman öyle deme Murat’sız bir hayat düşünemiyorum,” dedi.

“İşte bu çok ilginç Murat’ta ki de ne aşkmış,  bir de benim öküzüme bakın beni zorla yanında tutuyor ne veriyor ne alıyor gerçi almamasında benim payım takdire şayan, dört yıldır beni öpmesine bile izin vermedim.”

Nergis Deniz’in elini tuttu. “Canım sen konuyu anlamdın sanırım.”

Deniz kaşlarını çattı. “Neyi anlamadım?”

Hilal araya girdi. “Nergis’in başına gelen neden senin de başına gelmesin, ayrıca ben bu şekilde olduğundan eminim çünkü kendisini dört yıldır öpmesi ne bile izin vermeyen bir kadına tutkun Erdem’in aşkı da büyük degil mi?”

Deniz hiç bu şekilde düşünmemişti. “Peki siz nereden öğrendiniz bunun bir oyun olduğunu Murat mı söyledi?”

Hilal kahakaha attı. “Tabii ki hayır, o çocuk biz çıktıktan sonra sinirini o kızdan çıkarmış. Kızı hırpalamış, kız da  açıklamış. Sonrasında ne dediyse tabii ki Nergis affetmedi. Ama Abimi hıncını çıkarana kadar yumrukladı Nergis. Ve abim hiç engel olmadı. Sadece “Evet yaptım senin için yaptım yine olsa yine yaparım,” demişti.

Yerinde dogruldu Deniz. “Beni kim neden oyuna getirsinki, benim sevgilim bile yoktu?”

“Senin yoktu peki Erdem’i seven veya kıskanan da mı yoktu?” diye sordu Nergis.

Deniz kendini sorguya çekti. Gözlerini kapatıp yıllar öncesine gitti. Düşündü birkaç dakika. Sonra aniden başının üzerinde lamba yanmış gibi konuştu. “O yatakta yakaladığım kızın beni bazen kıskandığını düşünürdüm. Sürekli Erdem’i kötüleyip dururdu. Ben beni çok sevdiği için paylaşmak istemediğini düşünürdüm hep.”

“Sen cesur bir kadınsın ama canım çocuk kadar safsın,” dedi Hilal.

“Sizce yanılmış olabilir miyim? Yani Erdem beni hiç aldatmamış olabilir mi?”

Hem Nergis hem Hilal aynı anda başlarını aşağı yukarı salladılar, Deniz sıkıntıyla arkasına yaslandı. “Olamaz!” dedi.

Nergis, “Şimdi sana yardım zamanı?” dedi.

“Ne yapabiliriz ki? Gidip Erdem’in önünde diz çökemem ben.”

Hilal, “Erdem’i boş ver biz kızı bulmalıyız. Ve ona kimsenin hayatıyla oynanmayacağını göstermeliyiz,” dedi.

“O da benim gibi öğretmendi. Kim bilir şimdi nerede, çok zor.”

“Zor mu? Sen bizi hiç tanımıyorsun birkaç telefona bakar… Sen adını soyadını ver, gerisini bize bırak,” dedi Hilal. Nergis de onayladı.

“Benim çok pis hikayelerim var. Güzel kızım vesselam.”  Saçlarını geriye attı Hilal. “Dört yıl yalnız yaşadık. Neler yaptığımızı bilsen…”

Masasının başında oturmuş, koltuğunda geri yaslamıştı. Gözleri kapalı ama ruhu tamamen uyanmış olan Kemal, başından beri yaptığı hatalarıyla yüzleşiyordu. Hilal’i sevmekten çok kıskanmış, kıskanırken de hatalar yapmıştı. Belki Hilal diline geleni söyleyerek hata yapmıştı ama Kemal hatasını kabul edeni reddederek daha büyük hata yapmıştı. Hem de canından bile çok sevdiği kadına.

Deli gibi özlemişti. Özlemi iliklerinde hissediyordu. Her hücresi onu istiyordu. Kalbi çaresizlik içinde kıvranıyordu. İstediği tek şey onu bulup sıkıca sarılmaktı. Kim duyarsa duysun evli olduklarını şu an  umursamadığı tek şeydi.

Sadece Kemal değildi tabii ki kendini hesaba çeken. Murat ve Erdem’de Kemal’den farklı değildi. Hepsi biliyorduki kızlar iyiydi. Sadece ders vermek için yapmışlardı böyle bir kaçışı. Açıkçası başarılı da olmuşlardı. Hepsinin aklında aynı düşünce vardı.

Elbette geri döneceklerdi. Ya da onları bulacaklardı. Ve o zaman hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Hilal telefonu açıp içerisindeki numarayı almak istemişti. Telefonunu açmadan kalleş arkadaşın yerini bulabilecek tek kişinin telefonu Hilal’in telefonunda kayıtlıydı.

Kendisini izleyen kızlar eşliğinde numaraya dokundu. Birkaç çalışta açıldı telefon.

“Kayıtlı ismin yerine kesinlikle hayırsız yazmalıyım,” diye açıldı telefon.

Hilal kıkırdadı. “Ah Ceren başımda ne büyük dertler var bilsen hem neden ben hayırsız oluyormuşum? Sen de  aramıyorsun beni.”

Ceren, Hilal ve Nergis’in çocukluk arkadaşıydı. Ceren polisti hatta son sınavdan geçerek başkomiser olmuştu. Ama bundan Hilal’in haberi yoktu.

“Haklısın sınavlar vardı. Başkomiser oldum yeni yeni başım boşalıyor,” diye ekledi.

“Amanın başkomiser mi oldun sen? Çok sevindim Ceren başkomiserim.”

“Bırak şimdi soyle bakalım ne istiyorsun toprağım?”

Hilal durumu kısaca özet geçip, kızın adını verdi. Tülay Kalkan. Nerede olduğuna telefon numarasına kadar hepsini istedi. Konuşma sonrasında telefonu kapadı ve çantasına attı.

“Yarım saate haber gelir. Hadi kalkın gidiyoruz.”

“Nereye?” diye sordu Deniz.

“Tabii ki otele, yemek yiyelim acıktım ben iki canlıyım unuttunuz mu?” dedi Nergis.

Murat koşar adımlarla Kemal’in odasına varıp kapıyı tıklatmadan giriş yaptı odaya. Kemal önce gözlerini açıp baktıysa da sonra geri kapatarak içinden çıkmadığı düşüncelere dalış yaptı tekrar.

“Kızlardan haber var Kemal,” demesiyle Kemal ayağa fırladı. Koltuğu yere devrildi ama bu hiç umrumda değildi.

“Nasıl, nerede?”

” Hilal’in telefonundan sinyal alınmış on dakika önce, Şahin abim haber verdi.”

Adını duymak bile içine huzur veriyordu Kemal’in.

“Nerede peki?”

“Fethiye. Tam adresi mesaj olarak atacak birazdan.”

Kemal ceketini alarak çıkışa yöneldi, Murat’ta ardından. Çıkarken sekretere hemen uçak bileti ayrılmasını tembih ettiler. Kendileride hava alanına doğru yola çıktılar.

“Erdem’i arayıp haber vermeliyiz.”

Kemal telefonu alıp tuşlara dokundu.

“Ne yapıyorsun dostum?”

Bir boğa kadar kızgın olan Erdem’in sesi bağırmaktan kalınlaşmıştı.

“Artvin bana dar geliyor, Kemal. Belediye binasını üç kez temizlettim. Sabahtan beri herkes benden kaçıyor. On düzine kalem kırdım. Ve her kalemde Deniz’in boynunu kırdığımı hayal ettim.”

“Kızların yerini bulduk!” Tek çırpıda söylemişti Kemal. Telefonun diğer ucunda ses kesildi birkaç saniye. “Nerede hemen söyle geliyorum?”

“Fethiye.”

“Kapat tefonu geliyorum.”derken bile odasından çoktan çıkmıştı. Jet hızıyla sekreterine bilet ayırmasını söyledi. Çalışanların şaşkın bakışları altında ayrıldı belediyeden.

Murat ve Kemal, Dalaman hava alanına iner inmez kendilerine kiralanan araca binip otelin yolunu tuttular. Bir saatlik yolları vardı ama sinirden nasıl geldiler anlamamışlardı. Erdem, ilk uçakla gelecekti. Bu dakikalarda havada olması gerekiyordu.

Otele girip direkt resepsiyona yöneldiler. Kemal en katı sesiyle, “Hilal Karaçay Nergis Karaçay hangi oda, numarası nedir? diye sordu.

Resepsiyonist kız şaşırsada çabuk topladı. “Efendim bin üç numaralı odada kalıyorlardı, ama bir saat önce çıkış yaparak otelimizden ayrıldılar.”

Birbirlerine bakan iki adamın öfkesi Muğla’yı ateşe verebilecek cinstendi. “Kahretsin!” diyerek elini saçına geçirdi Murat.

Ellerinde olan koca bir sıfırdı. Sanki bahçede oynarmış gibi ülkenin içinde köşe kapmaca oynuyorlardı. Kemal’in aklından geçen tek şey, “Seni bulduğumda yapacaklarımdan sen sorumlu olacaksın mavi,” olmuştu.