Aralık 2, 2020

24. Aşksız ve Tasasız

ile payelll

 

Direksiyonda Hilal, yanında Deniz, arkada Nergis usul usul yol alıyorlardı. Kocalarının kendilerini bulmalarından kıl payı kurtulmuşlardı. Ama bundan hiçbirinin haberi yoktu. Ceren komiser aradıkları Tülay Kalkan’ın İstanbul’da ailesinin yanında olması haberine biraz bozulmuş olsalar da  yapacak bir şey yoktu. Gerisin geri İstanbul yolunu tutmuşlardı. Güneş batmak üzereydi. Bir iki saatlik yol kalmıştı. Hamileliğin verdiği rehavetle Nergis arkada mışıl mışıl uyuyordu. Deniz, içine düştüğü kuşku çukurunda debelenip duruyordu. Tırnaklarını yemekle meşguldü. “Onca seneyi ve onca acıyı boş yere yaşamış olma hissi çok berbat, Hilal.”

“Takma şimdi bunları kafana hele şu Tülay zımbırtısını bir bulalım. “Arabayı seri bir biçimde kullanırken Deniz’i rahatlamaya çalışıyordu. İçinde bulunduğu durum cidden zordu. Kendi derdini unutmuştu Hilal.

“Eğer bir yanılgıdan ibaretse Erdem’in yüzüne nasıl bakarım?”

“Sen deli misin? Erdem seni çok seviyor, tahmin ettiğin gibi bir şey olmayacak, Deniz. Lütfen sakin ol.  Hem nerede benim Artvin’de gördüğüm o çılgın kız?  O gitti yerine tırsak bir şey geldi.”

“O halim Erdem’e münhasır.”

Hilal kıkırdadı. “Ama cidden iyi oynuyorsun ona karşı. Ben Kemal’in karşında resmen eriyorum.”

Deniz de gülmüştü. Bu işin sonu nasıl ve nerede biter bilmiyorlardı. Umutları iyi yönde bitmesiydi. Yol boyunca Nergis uyumuş, Deniz de kendi içinde vicdan muhasebesiyle meşgul olmuş ve hiç konuşmamıştı. Hilal de akıp giden yolda tek düşündüğü sevdiği adamdı. Hala içine sığdıramıyordu. Gözünden bile sakındığı herkesten kıskandığı kadını, ayağına kadar gelip özür dileyen kadınını geri çevirdiğini affedemiyordu. Bir yanı onu delice özlüyor ve sevgisi aklına geldikçe içi titriyor, diğer yanı da evet kırmış olabilirsin ama bunu haketmemiştin diye ayak diretiyordu. Şimdi Kemal’e çok fazla kızgındı. Ve bu kızgınlık geçene kadar onu görmek istemiyordu. Birini sevmek hem de çılgınlar gibi sevip gözü başka birini görmemek farklı, o sevgiyi beslemek ve büyütmek çok farklıymış. Yeni anlıyordu bunu Hilal.

Evlenerek tabii ki yanlış yapmamıştı. Yine olsa yine yapar mı geldiği noktadan bunu kestiremiyordu. Yine de ona ait olmak onun kadını olmak pişman olacağı son şey bile değildi Hilal için.

İstanbul’a giriş yaptıklarında gece yarısı olmuştu. Yolda Kenan’ı arayıp durumu anlatmışlardı. Ve tabii ki iz peşinde olan kocalarının az kalsın onları bulacaklarını da öğrenmişlerdi. Önce kaş catıp şaşırsalarda ardından kahkahayla gülmeye başlamışlardı.

Kenan, kızlara yardımını sürdürerek Florya’da ki yazlık evin anahtarlarını cebine atmış, yolda buluşup iki araba halinde eve beraber gitmişlerdi. Bu gece burada kalacak ve dinleneceklerdi. Gerisini yarın düşüneceklerdi. Kenan’ı her ne kadar göndermek istemişlerse de Kenan çoktan koltuga gömülüp uymuştu. Uyumadan öncede “Okadar da değil. Sizi bu dağ başında tek bırakacağımı mı sandınız, abilerim yüzüme tükürür benim gidin uyuyun ablalarım hadi,” demişti. ” Gelde laf söyle şimdi buna,” diye söylenerek uyumaya çekildi kızlar. Bütün gün direksiyon tutmaktan Hilal’in bütün kasları tutulmuştu. Aklında kocası kalbinde hissettiği kırılmışlık duygusuyla gözlerini uykuya teslim etti.

Sabah ilk kalkan Kenan olmuştu. Akşamdan aldığı kahvaltı malzemeleriyle güzel bir sofra hazırlamıştı. Tek tek uyanarak aşağı inen kızlardan büyük iltifatlar toplamıştı. Kahvaltı sonrası keyif çayı içerken konu açıldı.

“Kızımızı takibe alıyoruz ve ilk fırsatta enseliyoruz.”

Masada Kenan Deniz ve Nergis ağızları bir karış açık Hilal’e bakıyordu. Bunu fark eden Hilal.

“Ne bakıyorsunuz, karşısına geçip şey pardon sen böyle bir halt ettin mi etmedin mi biz şüpheye düştükte sana bir soralım dedik mi diyeceğiz.” Sesini değiştirerek söylediği şey komik olmuştu. Kıkırdamalar geldi kızlardan. 

“Gülmeyin yahu tabii ki kızı kaçıracagız. Ya, daha doğrusu bir iki saat gözlem altına alacağız demek daha kibar duruyor ama degil mi?”Bu  sefer kendi de güldü. “Çok eğlenceli olacak çok.”

“Adam kaçırmak kaç yıldan başlıyor? Bebeğim mapusta doğmaz değil mi Deniz?”

Deniz, zaten dipsiz kuyularda yüzüyordu.” Yok bebeğim yakalanırsak suçu ben üstlenirim sen rahat ol.”

“Aman ne rahatladım bilemezsin.”

Sessiz kalan Kenan, “Sevgili yengeciğim kaçırdığımız da itiraf edecek mi peki?”

Hilal çayından bir yudum alarak bardağı elinde çevirmeye başladı. “Onun içinde ayrı fikirlerim yok değil.”

Kenan ellerini havaya kaldırarak, “Pes! Senden korkulur Hilal Karaçay,” dedi

“Deniz biraz bahsetsene nasıl biri bu kız nelerden korkar neleri sever zaafları var mı? Yani elimizde bir şeyler olmalı azcık korkmalı bizden mesela cesur mudur Korkak mı?”

Deniz geçmişe yolculuk yaptı. Gözlerini uzaklara sabitleyerek düşündü.”Yani hatırladığım kadarıyla ne cesur ne korkak ama çok cin fikirli biriydi. Grupta çılgın fikirler hep ondan çıkardı. Çılgınlık yapmaktan hiç çekinmezdi. Uyanıktı da onu kandırmak zordu. Ağzı iyi laf yapardı.”

Hatırladıkça içi nefretle doluyordu. Bütün acılarının sebebi Tülay’dı. Şu an bulsa Hilal’e gerek kalmadan boğazını sıkardı. 

“Tamam sakin ol Deniz. Kim uyanık kim çılgın bugün görecek.” Çayını masaya bıraktı.”Hadiyin bakalım hazırlanıp çıkıyoruz, kızı alıp buraya getireceğiz sonrası Allah büyük.”

Deniz ve Nergis Kenan’ın arabasıyla onları takip ediyorlardı. İş, Hilal ve Kenan’daydı. Telefon açık duruyordu. Deniz, “Bu o,” dediğinde hareket edeceklerdi. Diğer araba sokağın en başında duruyordu. Hilal ve Kenan da kızın evinin önüne yirmi metre mesafede beklemedeydi. Sıcak tepeye varmıştı. Bir saattir bekliyorlardı. Ama evden çıkan yoktu. Dikkat çeken bir semt değildi Allah’tan  kimsenin birbirini takmadığı bir yerdi. Yaz olması dolayısıyla çoğu ev de boş gibi duruyordu.

“Çok sıkıldım Kenan bu böyle olmayacak. İn arabadan kızın evine gidiyoruz bir yolunu bulup içeri girmeliyiz ”

Kenan her dakika hayrete düşüyordu. Gözlerini kocaman açmış yengesine bakıyordu. “Hatice annem sana yürek mi yedirdi bu cesaret nereden geliyor ablam söyle bana?”

“Yürek nedir ya ben sevmem yürek dalak vs hadi in.”

Kızlara telefon açıp durumu kısaca özetledi. İtirazlara kulak tıkayıp telefonu kapattı.

Ağır ağır çıktılar merdivenleri her adımda bir bahane arıyordu Hilal. En son basmakta durdu.”3. Kat 7 numara burası?”

Elini Kenan’ın omzuna koydu. “Şimdi biz sabah beri bir adres arıyoruz.  Ama bulamadık ben şimdi bayılma numarası yapacağım sende rolünü iyi oyna hadi kardeşim, sende ısrarla zile basacaksın bir şekilde bizi içeri alacaklar buna mecburuz tamam mı?” Kısık sesle söylediği her şey Kenan’ın aklına zarardı. Ellerini havaya kaldırarak “Allahım sen yardım et,” diye dua etti Kenan.

“Bir iki üç.” Hilal kendini yere bıraktı. Kenan da zile bastı Hilal rolüne adapte olurken Kenan da zile basıyordu. Birkaç dakikanın ardından bağıra bağıra biri açtı kapıyı.

”Ne basıyorsun öyle borcum mu var sana?”

Kenan hemen Hilal’in kolundan tuttu. “Abla abla kendine gel lütfen.” Hilal rolünün hakkını vererek “Ayyyyy çok kötüyüm su yok mu ?” diye inliyordu. Gülmemek için dudaklarını ısıran Kenan tekrar “Ablam lütfen kendine gel.” Başka ne dese bilemedi zavallı çocuk.

Kapıda şok olmuş halde dikilen kız sessizce ama hayretle izliyordu. Hilal hafifçe gözlerini aralayıp kıza baktı. Minnacık bir şort askılı bir bluz kız resmen çıplaktı Hilal’e göre, saçlarını tepesinde topuz bağlamıştı.

“Lütfen yardım edin ablam çok kötü!”

Kız “Hı “diye sıçradı o an. “Haa ben şaşırdım bir an üzgünüm.” Kenan aklına gelen ilk pembe yalanı attı dilinden “Ablam hamile de adres arıyorduk buladık fenalaştı birden.”

Kız  Hilal’in koluna girerek “Lütfen içeri alalım biraz dinlensin.” Hilal içinden kahkahalar atıyordu.”Aptal tanımadığın kişiyi evine alma canım sonra seni ham yapar,”  içinden geçiren Hilal numarasına kaldığı yerden devam etti.

“Kenan çok kötüyüm.” Yarı baygın açtığı gözlerini tekrar kapattı.

İçeri koltuğun üzerine yatırdılar. Karşısındaki güzel kıza döndü. “Çok teşekkür ederiz birden fenalaştı ne oldu anlamdım.”

“Önemli değil. Kendine gelmesi için ne yapabilirim?”

“Su,” diye inledi Hilal, maksadı belliydi kendine gelmesi gerekiyordu.

Karşısındakinin Tülay olduğunu biliyorlardı. Deniz onlara resmini göstermişti. Sosyal medya diye bir fitne var artık aramızda.

Suyu içer içmez kendine geldi. Gelmiş gibi yaptı. Şimdi biraz sohbet vaktiydi.

“Çok teşekkür ederim. Cidden bu civarda bir arkadaşıma gelmiştim ama adresi karıştırdım sanırım, buralı değiliz de.”

“Önemli değil. Olur öyle şeyler yardım edeceğim bir şey var mı? Buraları iyi bilirim adresi söylerseniz sizi götürebilirim sorun olmaz hem hemileymişsiniz.”

Suratını buluşturdu ‘Söyleyecek başka yalan yokmuş gibi Kenan hatırlat bunun hesabını soracağım sana,” bakışı attı Kenan’a.

Kenan boğazını temizler gibi yapıp, “Abla miden mi bulandı?” diye sordu.

“Yok canım aş erdim sonra hatırlat seni yiyeceğim.”

Kaşlarını catıp bakan Tülay’ı fark edince güldüler. “Kardeşim çok iyidir şakalaşıyoruz ne tatlı değil  mi?”

Tebessüm eden Tülay, “Adres nedir onu diyecektiniz?” dedi. İkisinin biraz garip olduğuna kanaat getirmişti Tülay bir an önce kurtulsa iyi olurdu.

“Adres ha telefonumda yazıyordu hemen bakayım cebinden telefonu çıkardı. “Ne yapsam ne?”diye beyin fırtınası yaparken lambalar yandı. Hemen konumdan bulduğu bölgeye girip sokakları parmağıyla arşınladı. Işık hızıyla yapıyordu. “Bir saniye bulacağım neredeydi?” Ayağına yattı. Selim paşa sokak no 46 bulunduğu yerin iki sokak arkası ya da önü bilemiyordu şu an kafasını kaldırıp güldü.

“Buldum Selim paşa sokak no 46.”

“İki sokak ilerde buyrun ben size eşlik edeyim, iyisiniz şimdi degil mi?”

Ayaga kalkarak, “Çok iyiyim çok teşekkürler hakkınızı nasıl öderim bilemiyorum. Tansiyonum düşmüş olmalı kendime geldim.”

Evden çıktıklarında uzakta bekleyen kızlara baktı. Göz ucuyla da Tülay’a. “Lütfen arabamız var arabayla gidelim malum pek de yürüyemiyorum.”

Hiç istemese de bugün iyilik yapacağı tutmuştu Tülay’ın, başına geleceklerden habersiz, “Peki,” çıktı dudaklarından.

Kenan, arkaya Tülay Hilal’ın yanına oturdu. Kenan’a kaş göz işareti yaparak gerekeni hatırlattı. Tülay görmesin diye de  arabayı park ettiği yerden çıkarıyormuş gibi arka tarafa baktı.

Direksiyonu kırıp sokağa giriş yaptı. “Bu arada ismim Hilal sizin ki neydi? Biraz geç oldu ama üzgünüm hep hamilelikten bunlar.” Orta aynadan Kenan’a bakmayıda ihmal etmiyordu.

“Adım Tülay biraz garip bir tanışma oldu haklısınız.” Ağır ağır ilerliyordu. Gözleriyle sokağı arşınladı.Tenha bir muhitti zaten, bu çok iyiydi.

“Memun oldum Tülay ne iş yapıyorsun çalışıyor musun?”

“Evet. Tatildeyim, öğretmenim. Dört yıldır Hatay’da öğretmenlik yapıyorum.”

Orta aynadan kızların arkasından ağır ağır geldiğini gördü. Çok yaklaşmayın diye dua ediyordu.

“Ben ziraat mühendisiyim işini seviyor musun?”

“Aslında sevdiğim söylenemez ya da Hatay’da olmak beni bıktırdı. Yıllardır tayin bekliyorum ama bir türlü çıkmadı. Hatay’ı sevmiyorum ülkenin bir ucu…”

Erdem seni iyi yere sürmüş anlaşılan beter ol. Kenan’a işaret yolladı başıyla. “Peki Tülay sevenleri ayırmak ayıp degil mi ha canım?”

Anlam veremedi kaşlarını çattı. Hilal’e doğru döndü “Anlamadım.”

Son işareti verdi Hilal. “Anlatacağım ben sana sen şimdi uyu.” Tülay tam ağzını açacakkken Kenan çoktan pamuğu tıkamıştı yüzüne, elini yüzüne götürse de geç kalmıştı Tülay birkaç saniye direndikten sonra kollarındasın yanına düştü.

“Abla vallahi içeride çürüyecegiz abim bizi öldürmezse tabi…”

“Riv riv etme Kenan.”

Camı açıp arkadaki arabaya zafer işareti yaptı.

“Hazırda bekle Kenan ayılmasın bir saatten önce varamayız  Florya’ya.”

Çalan telefona baktı. “Kemal abim arıyor ayvayı en sulusundan yedik şimdi sessiz ol,” dedi Kenan.

“Efendim abi.”

(……)

“Geliyorum abi hemen.”

Telefonu yan koltuga fırlattı.” Abim beni çağırıyor gitmeliyim yengeciğim.”

“Ne istiyor neden çağırıyor seni ?”

“Soramadım çünkü çok sinirliydi. Ölmek için gencim beni resmen harcıyorsunuz duysalar beni diri diri gömerler.”

“Hala riv riv Kenan bekle kızları bu arabaya alıp arabanı verelim git bak ne diyor senin ukala abin.”

Arabayı kimsenin olmadığı ağaçlık bölgeye çekip kızları beklediler. Bir kaç dakika sonra onlarda geldiler.

“Kenan’ın gitmesi gerekiyor biz Florya’ya dönüyoruz. O da Kemal’in yanına…” diye bir çırpıda söyledi.

“Nasıl kandırdın kızı? Kızım senden korkuyorum ben bu kadar tehlikeli olduğunu bilmiyordum,” dedi  Nergis. 

“Nergisciğim bırak bunları ayılacak şimdi. Akşama kadar çözmeli sonra kızı evine bırakmalıyız.”

Arabanın dışından eski dostuna iğrenti bir o kadarda korkuyla baktı Deniz.

“Benim yüzümden başınıza dert açılacak, yapmasamıydık?”

“Dert etme aşkta ve savaşta her şey mubahtır.” Hilal’in sözlerine tebessüm etse de ciddi anlamda korkuyordu. 

Arabaları değiştiler Tülay’ı arka koltuğa yatırdılar. Nergis de yanına oturdu. Eline eter ve pamukta verip yola koyuldular.

Yolun yarısında ayılır gibi olunca tekrar tıkadı burnuna pamuğu Nergiz. “Kafayı bulacak” dediğinde üçüde kahkahalarla güldü

 

 

 

Şirkete girer girmez hemen Kemal abisinin odasının yolunu tuttu. Asansör masa başı çalışan kızları kesmeyi de ihmal etmiyordu. Kesinlikle abisine benzemiyordu. Kemal bir kez bile alıcı gözle bakmamıştı yanında çalışan hanımlara. Kemal ne ise Kenan tam tersiydi.

Sekretere göz kırptı “Abim icerde mi?”

Kızın o göz kırpışa içi gitse de çabuk toparlanıp “İçeri de Kenan bey sizi bekliyorlar.”

“Bekliyorlar?” Kenan kaşlarını çattı. Ama daha fazla bir şey sormadı.

İçeri girdiğinde Kemal abisi Murat abisi Erdem ayakta Kenan’ı öldürecek gibi bakıyorlardı.

Kapıyı usulca kapattı. Ama ortada iyi bir şey olmadığı kesindi. Bunu net anlamıştı.

Yine de şımarıklığa vurarak, “Hayırdır abilerim bu haliniz ne?”

Kemal’in dudakları yukarı kıvrıldı. “Gel kardeşim otur çok önemli bir mevzu var seninde fikrin lazım.”

Abim ne zamandır bana fikir sorar oldu. “Öldün oğlum Kenan cenazen kıyılacak birazdan bunlar kesin bir şey çaktı, diye düşünerek yutkundu.

Erdem arkasına geçerek omuzundan tutup yönlendirdi. Ortaya gelince Murat yakasına yapıştı.

“Lan nerde kızlar çabuk söyle yoksa o güzel suratını dağıtırım, söyle!” Murat’ın sesi odayı inletiyordu. ‘Şimdi cidden öldüm ben,’ diye düşünüp kelime-i şehadet getirdi Kenan.

Tek tek yüzlerine baktı. Kesinlikle yaparlardı. Üçü de kızgın boğa tipine girmişlerdi. İnkara gitsem kurtulur muyum? diye düşündü.

“Ne bileyim ben abi kızlar nerde?” Yine de bir şansımı deneyeyim demişti

Murat’tan kardeşini kurtardı. “Bırak!” Tam sevincekti ki, “Murat dayakla olmaz o iş,” dedi Kemal. Arkasından beteri geleceğini çoktan anlamıştı Kenan. Karşına geçen Kemal elini açtı.” Arabanın anahtarı evin anahtarı ve kimliğin de dahil tüm kartlarını çıkar ve elime bırak.”

Gözlerini kocaman açtı.” Oha bu ne? Öldürseniz daha iyi onlar benim her şeyim.”

Gayet rahat ve sakin duruyordu Kemal. “Olur. En son seçenek olarak yazmıştım kenara. Ama sen istiyorsan başa alırız,” diyerek yakasından tutup yumruğunu havaya kaldırdı.

“Dur abi!”

Yumruk havada bekledi Kemal.

Yalanın gözünü seveyim. “Abi ben bir şey bilmiyorum bana neden soruyorsunuz ki?”

“Öyle mi? “Kenan’ı bırakıp cebinden çıkardığı telefonuna birkaç kez dokundu Kenan’a doğru çevirdi.

Telefondan yayılan ses dalgasıyla gözlerini yumdu.

“Abim beni çağırıyor gitmeliyim yengeciğim.”

“Ne istiyor neden çağırıyor seni?”

“Soramadım çünkü çok sinirliydi ölmek için gencim beni resmen harcıyorsunuz duysalar beni diri diri gömerler.”

“Hala riv riv Kenan bekle kızları bu arabaya alıp arabanı verelim git bak ne diyor senin ukala abin.”

Telefonu açık unutmuştu ve bundan bihaberdi. Kayıt programını yapana gün yüzüne çıkamamış küfürlerini armağan etti. Yine de telefonu açık bırakan kendisiydi. 

“Nerdeler lan?” Bu sefer Erdem’den geldi odayı  inleten ses.

“Florya’da ki evde kalıyorlar. Ama gitmenizi tavsiye etmem.”

“Kes sesini senin aklına ihtiyacımız yok.”

“Murat abi sizinle değilken bile sizin için çırpınıyorlar görecekleriniz hoşunuza gitmeyebilir, zaten akşama size ulaşacaklar.”

“Ne demek istiyorsun, bilmiyorum ama gözlerimizle görmeyince inanmayacağız? Sen nasıl kardeşsin, en başından beri biliyordun neden söylemedin?” Kemal’in sesi yüksek ve sertti. 

“Senin kardeşinsem onlarında kardeşiyim neden söyleyeyim?”

“Lan seni…” Erdem’in önüne geçmesiyle durdu Kemal.

“Bunun hesabını soracağım sana, hemen şimdi Trabzona dönüyorsun okul açılana kadar orada kalacaksın. Ağzını açarsan seni okuman için göndereceğim çok güzel şehirler biliyorum bilesin.”

Omzunu kaldırıp indirdi. “Bana uyar ne bu böyle nerde sizin aşkınız sevginiz nerde sevdiğiniz kadınlar. Nerde!  Onların peşine düşene kadar oturup bizi neden terk ettiler diye düşünün, arada harcandım.” Arkasını dönerek kapıya yürüdü. “Hadi ben kaçar kolay gelsin size, off rahatladım.” 

“Dünya da buna güzel. Geniş bu çocuk geniş.”

Önünü dönmeden konuştu. “Hayır Murat abi, aşksız ve tasasızım.”

Çıkıp gitti. Erdem, “Çocuk doğru söylüyor, aşksız ve tasasız.”

Yürüyün gidiyoruz. Bakalım nasıl bir açıklamaları var.  Kemal’in tek derdi çılgınlar gibi özlediği kadınına sarılmaktı. Açıklama istemiyordu. Hilal’in onu affedecegine adı gibi emindi. Nasıl kırıldığını bilseydi bu kadar hafife almazdı.