Aralık 5, 2020

26. Sultanım

ile payelll

 

 

Hilal bulunduğu duruma baktığında hala Kemal’in kolları arasında olduğunu idrak ettiğinde “Ne yapıştın, bartık,” diye çemkirerek kurtuldu ondan.

Suratını buruşturdu.”Sen benim karım degil misin? Günah mı?” Ukala tavrına geri döndü Kemal.

Çapkın ve tutku dolu bakışlarıyla süzdü karısını. Yüzünde Hilal’in en sevdiği ifade vardı. Bu bakış ‘tutkuydu.’

Ellerini beline yerlestirdi. Gözlerini açıp kapadı. Nefesini yenileyip, “Şimdi mi geldi aklına? Beni yanından kovarken aklın neredeydi? Kes şu yüzündeki ukala kendini beğenmiş ifadeyi.” Oysa ölüp geberiyordu o bakışa ama, gün intikam günüydü.

“Ben seni kovmadım.”

“Ama gitme de demedin.”

Kemal ne desede ikna etse bilemiyordu. Bu kızın damarına basınca içinden başka biri çıkıyordu. Oysa güzellikle her şeyi yaptırıyor, iknaya gerek bile kalmıyordu. Demek ki neymiş? Kdınların damarına basmayacaksın! Kemal kendine bunu hatırlattı.

“Lütfen Mavi, daha sakin konuşabiliriz.”

Kendini bıraksa ona sarılması işten bile değildi. “Sağlam dur kızım ne mayıştın hemen.” O da kendi içinde savaşıyordu. Ve kaybetme riski oldukça yüksekti.

“Başka zaman konuşalım şimdi Deniz’e bakacağım.” Kaçmak için en iyi yoldu.

“Hayır, şimdi konuşacağız. Kaçmaya çok alıştın sen. Ayrıca kaçıp gittiğini unutmadım. Her ne olursa olsun sen benim karımsın aklıma neler geldiğini tahmin bile edemezsin.”

Hilal gülmemek için arkasını döndü. Dudaklarını ısırdı. Demek ki kaçış işe yaramıştı.

Konuşması gerekmeden içeri Erdem girdi. İkisi de  ona döndüler. Ardından da Deniz girdi. 

“Erdem işine karıştığım için affet umarım seni kızdıracak bir şey yapmamışımdır. Sadece yardım etmek istemiştim.” 

Erdem’in yüzünden çok şey okunuyordu. Ama sevinç, mutluluk okunmuyordu. Tükenmiş bir hali vardı. Deniz de ondan farksız değildi. Söze kim nasıl başlayacak ikisi de bilmiyordu. Deniz nasıl bir özürle affettirebilirdi kendini ya sa affettirebilir miydi?

İkisinin üzerinde sabitlememişti bakışlarını Hilal. Durumu idrak etmesi uzun sürmedi.

Onlara doğru bir kaç adım yaklaştı. “Bakın başınıza gelen normal bir şey degil, her gün gördüğümüz bir şey de değil. Ama bu buraya kadar gelmişken bazı şeyleri anlamışken yapacağınız en saçma şey susmak olur. Deniz’e kızabilirsin ama asla haksız göremezsin. Bu kimin başına gelirse gelsin herkes Deniz’in yaptığını yapardı. Hatta ben daha beterini bile yapabilirim.” Kocasına bakarak söylemişti.

Kemal’den boğazını temizleme sesi yükseldi. “Kesinlikle yapar, sahi kızın kafasında bardak kırmayı mı planlıyordun?”

Kafasını kocasına çevirdi delici bakışlarla. “Sen bir sussan, bunca yıldır bu ikisini tanıyordun neden hiç bir şey yapmadın sende suçlusun?”

Erdem’e döndü tekrar. “Peki sen? Sen neden araştırmadın neden gerçeği ortaya çıkarmadın?  Sende suçlusun.”

Erdem, burun kemerini sıktı. Derin nefes alıp verdi. “Ben zaten biliyordum ama Kemal’in suçu yok ona söylemedim.”

Mutfaktaki üç kişinin de şaşkın bakışları Erdem’in üzerindeydi. Deniz hayretler içinde konuştu. Erdem’i omuzundan tutarak kendine çevirdi.”Ne dedin sen?”

Erdem, sevdiği ama ölesiye kırgın olduğu kadına baktı. “Biliyordum dedim. O kadar aptala mı benziyorum? Elbette gerçeği en başında öğrenmiştim. ”

Deniz uzun süredir tuttuğu gözyaşlarını bıraktı. Erdem’in içi gidiyordu. O Deniz’i Deniz’in onu sevdiğinden belki milyon kere fazla seviyordu. 

Tek istediği biraz güvendi. O zaman ben suçsuzum dediğinde inanmasını bekledi. Ama Deniz ona inanmak bir yana onu görmek duymak bile istemiyordu. Yapacağı tek şey ona güvenene kadar bekleyecekti. Öyle de olmuştu. Ama yine de bu gerçeği Tülay’dan duymasını istemezdi. İsterdi ki  Deniz ona gelsin ben sana inanıyorum desindi. 

Gözlerinden inen yaşlara sesinin titremesine aldırmadan, yorgun duygu çöküntüsünü umursamadan yumruk yaptığı elleriyle Erdem’e vurmaya başladı.

“Bana bunu söyleyebilirdin aptal adam. Bunca yıldır ne acılar yaşadım. Tek başıma. Her güne kabus gibi uyandım haberin var mı senin?”

Tüy gibi dokunsada yumrukları bedenen bir acı vermese de kalbine feci şekilde acı veriyordu.

Kemal Hilal’in elinden tuttu. Baş işaretiyle “çıkalım,” dedi. Sesini çıkarmadı Hilal. Beraber mutfaktan çıktılar.

“Deniz kes şunu!” bileklerinden yakaladı.

“Aptalsın sen, aptal mahvettin bizi.” Gözyaşları, yıllardır içinde biriktirdiği gözyaşları sel olmuş akıyordu. Kendini kaybetmişti.

“Sen nesin? Bana güvenmeyen sözüme söylediklerime inanmayan. Bizi harcayan sen degil misin? Ben ne kadar suçluysam sen de o kadar suçlusun!” Erdem ne kadar bağırmak istemese de  sesi yüksek çıkmıştı.

Olduğu yerde çakılı kaldı Deniz. Erdem ne diyorsa doğru diyordu. Bugüne kadar suçsuz olacağını aklına bile getirmemişti. Onu hep o yatakta yarı çıplak hayal ediyordu. Zihninde hep aynı görüntü vardı.

Yutkunarak sesini geri kazandı. “Haklısın.” Yaşlı gözlerini Erdem’in dolu dolu gözlerine sabitledi. İkisi de tükenmişti. Yılların acısı çıkıyordu.

“Ama söyle, beni o yatakta bir erkekle görseydin sen bana inanır mıydın?” Suçlu surat ifadesi ve kısık bir sesle söylemişti. 

“Bilmiyorum.” Bunu düşünmek bile Erdem’in kanını dondurmuştu. Başka bir erkekle Deniz?

Başını iki yana salladı. Aklındaki görüntüden kurtuldu. Bırak inanmayı bir daha yüzünü bile görmezdi. Ama Deniz yıllardır yanındaydı. Affetmese de hep gözünün önündeydi. İnanmasa da  onu terk etmemişti. Garip bir durumdu. 

Elinin tersiyle gözündeki yaşları sildi Deniz. Ya şimdi ya hiçti. Bu iş burada bitmezse Artvin’e dönmeyecekti.

“Peki bildiğin bir şey sorayım.” Dirayetini geri kazanmıştı. İçinden gelen yoğun cesaret akışı ya öldürecek ya onduracaktı.

Boş, boş bakan Erdem’e cesur bakışlarını yolladı.

“Beni hala seviyor musun?”

Gelecek cevap önemliydi. Tülay’a kendisini hala çok sevdiğini söylemişti. Ama bu farklıydı. Ondan, yüzüne karşı duyması gerekiyordu. Şu an sevgisi bitmiş, tükenmiş ya da yorulmuş bıkmış olabilirdi.

Karşında durup bir kaç saniye baktı Erdem. Ne diyeceğini bilmiyordu. Şu an dönüm noktasıydı. Bazı şeylerin üzerini örtebilir miydi? Geçmişi geçmişe gömebilir miydi? Bilmiyordu.

Tek elini alnına götürüp ovdu. Denizin aklı başından gitti. Gidecekti. Cevapsız geçen her saniye umut kaybına yol açıyordu Deniz de

“Ah Deniz. Bu soru mu? Sevmenin anlamı az kalıyor senin yanında. Ben sana olan içimdeki şeye hala bir isim takamadım, sen her şeysin, sen benim iki cihanda istedigimsin neyleyim ben cennetteki hurileri sen gibi bakmayınca, sen gibi sevmeyince?”

Sildiği gözyaşlarının yerini yenisi almıştı. Ama bu sefer mutluluktan akıyordu.

“Beni şimdi affet sonraya bırakma, Erdem. Çok zaman kaybettik.”

Sözünü bitiremeden kendini Erdem’in kollarına bıraktı. Yıllardır bunu yapmamıştı. Şimdi en çok istediği şeydi. Bundan sonraki hayatında da vazgeçemeyeceği dudaklara bıraktı kendini. Işık hızıyla yapmıştı. Erdem’in böyle bir beklentisi yoktu. Aklına bile gelmemişti. Ama o da yıllardır hep bunun hayaliyle yaşamıştı. Deniz ona gelecek, bir gün bu gerçek olacaktı. Olmuştu.

Teninin temas ettiği yer onun dudaklarıydı. Şimdi bu kadına yeniden aşık oluyordu. Mutluluk göğüs kafesini zorluyordu.

Kollarıyla sardı sevdiği kadını. Sabrına sınav olan kadını. Çöl de susuz kalmış, serap görüyor gibiydi.

Geri çekilen Deniz oldu. Yalvaran gözlerle baktı. “Özür dilerim.”

“Dileme.” 

İçinde hala korku taşıyordu Deniz. Eskisi gibi benimsin gidemezsin demesini bekliyordu.

“Ne yapmalıyım? Nasıl eskisi gibi bakarsın bana?”

“Yapabileceğin bir şeyler olmalı.”

Ürkek bir çocuk gibiydi Deniz. Tuzdan bir kalesi varmış, dokunsa yerle bir olacakmış gibi hissediyordu.

“Bırakma beni. Ben seni bu kadar severken.”

Bu sefer dudaklarına kapanan Erdem oldu. Karşılığını bulmakta gecikmedi Erdem.

Deniz’in başını göğsüne dayadı. “Seni bırakacağımı düşündüğün için cezalısın.”

“Severek öldürmeyi düşünüyorsan, cezama razıyım.”

Başının üzerinde hissettiği nefesle Erdem’in gülümsediğini hissetmişti.

“Kollarımda müebbet cezasına çarptırıldın.

“Kabul.”

“Ama bir isteğim var.” Erdem, kızın yanaklarından inen yaşları eliyle silip iki elinin arasına aldı. Nemli gözlerine bakıp alnından öptü. 

“Sen genelde bana emir verirsin.”

“Emir olarakta kabul edebilirsin.”

Erdem ellerini Deniz’in saçlarına götürüp arkasından alıp omzunda topladı kızın. 

“Hemen, saçlarının rengini değiştir.”

Gülümsedi Deniz. “Ben de sevmiyorum.”

Kızın tenine sokulurken arzu dolu nefesiyle Deniz’in başını dönüşürmüştü. Gozlerini istemeden kapandı.

“Ben seni çok seviyorum. Her halinle…”

 

Bahçeye çıkmışlardı. Yalnız kalmaları tabii ki en dogrusuydu. Ama Hilal’in aklı içeride kalmıştı. Eli hala Kemal in elinde duruyordu. Fark ettiğinde ilk işi çekmek oldu.

“Ver elimi ne tutuyorsun ki zaten?”

Kemal başını gökyüzüne çevirdi. Allahtan yardım ister gibiydi.

Mavilere çevirdi bakışlarını. “Hilal kendine gelir misin, sen benim karımsın kadınımsın ister….”  Hilal’i belinden yakaladığı gibi kendine çekti.

“İster elini tutarım ister öperim.” Bu konuşmanın sonu feci bir yere gidiyordu. Hilal’in zaten aklı başından uçtu uçacaktı. 

“Ya iyi ki evlenmişiz yoksa sen kime iki de bir karım karım diye riw riw edecektin? Ne görgüsüz çıktın sen karım da karım.”

“İyi ki evlenmişiz.” Kaşlarını havaya kaldırdı Kemal.

Geçen sefer söylediğinin tam tersini söylediğini fark etti. Sustu hatalı konumuna girdi yeniden. Elbette ki  ağır bir kelimeydi, Kemal tarafından kendine söylediğini düşündü. 

“Oysa ben pişman olduğunu duymuştum.”

Tam cevap verecekti ki Erdem’in yükselen sesini duydu.

Kemal’den kurtulmak için hamle yaptı. “Ne oluyor ya bir bakayım.” 

Bileğinden yakalandı yine. “Gel buraya bırak kendi haline onları.” Tekrar kendine hapsetti karısını.

İstediği tek şey konuşmamak sadece hissetmekti. Ama Hilal’in öyle bir niyeti yok gibiydi.

“Nerde kalmıştık ha sen pişman olduğundan bahsediyorduk.”

“Sana o günde söyledim sadece kızgınlık anında dökülen bir şeydi. Özür dileyecek değilim. Ayrıca dilediğimi ve yanından kovuldugumu unutmadım.” Başını yana çevirip kollarını da bağladı. 

Kemal’in ellerini sırtında bıraktığı duygulardan habersiz dolaşıp duruyordu.

“Beni bir bıraksan diyorum.”

Ne gerekiyorsa yapacak bu deli kızın gönlünü alacaktı. Yaptığı sadece nazdı. Ve süründürmek. Bilseydi bu hali Kemal’i tutkudan çılgına çeviriyor, yine yapar mıydı? Orası muammaydı.

Sırıtarak baktı. “Olmaz bırakmam.”

“Nedenmiş, konuşmak için illa bu şekilde mi durmak gerekiyor?”

“Konuşmakla ilgisi yok ben seni özledim.”

Bu olmamıştı. Hilal’in yelkenler indi inecekti. Yutkunmakla yetindi ağzını açmak istemiyordu.

Karısının kendini zorladığını fark etmişti. Bunun keyfi de başkaydı.

“Sen beni özlemedin mi?”

“Sorunumuz bu değil.”

“Bizim bir sorunumuz yok sevgilim. Hatalarım var. Beni affedersen o da ortadan kalkacak.

Omzunu silkti Hilal. “İlgilenmiyorum seninle.”

“Özür dilerim sultanım.” Usulca sokuldu en sevdiği yere, kulağı ve yanağının bulunduğu yeri öpmeye başladı. Bir kelime söylüyor bir buse bırakıyordu. 

Bu kazadan mübarek çıkması imkansızdı. Şimdi ölmüştü. Gel de inatlaştı. Aklı çıkmazsa iyiydi.

“Özür dilerim sevgilim. Çok üzgünüm ve çok özledim seni, kadınım, affet beni.”

Son öpücüğü omzunda bırakmıştı. Hilal’e baktı. Gözlerini kapatmış bekliyordu.

Ne deseydi şimdi? Bu kısma hiç çalışmamıştı. Beni nereden baştıracağını iyi biliyor, diye düşündü.

“Aç gözlerini Mavi.”

Aldığı komuta bilinçsizce itaat etmişti. Zira şu an her hücresi Kemal diye inliyordu. 

Kollarını iki yanına açtı Hilal. Gerilmişti, gevşemesi gerekiyordu.

“Lütfen Hilal bana seni geri ver. Ben nefes bile alamıyorum sen olmayınca, her zaman küçük büyük tartışmalar olabilir ama bana küsme benimle tartış kavga et ama küsme! Beni bırakıp kaçmayı düşünme! Ne kadar korktuğumu bir bilsen, sana seni kıracak şeyler söylemiş olabilirim, sen de bana, ama bu bizim sevgimizden çalabilir mi? Sen şimdi beni daha mı az seviyorsun?”

Valla doğru söylemişti. Adam haklı. Parmaklarıyla oynamaya başladı Hilal.

“Saçmalama lütfen, ilgisi yok.”

“Peki neyle ilgisi var?”

Ne diyeceksin şimdi? “Ben sadece kızgındım, kırılmıştım. Uzaklaşmanın ikimize de iyi geleceğini düşünmüştüm. Ve hala kırgınlığım içimden çıkmıyor. Ne hastaneye yanıma geldin ne de ben gelince bana gitme dedin. İnsan kendini değersiz hissediyor. Yanılıyor muyum?”

Arkasındaki masaya dayandı dinlerken Kemal. Şimdi de o haklıydı. Sorun hak veya haksızlık değildi aslında. Aşkın insana verdiği bencillik hiç bir şeye benzemiyordu. Oysa sen, ben yerine biz olabilmek gerekiyordu. Bilmiyorlardı. Ama öğreneceklerdi. 

“Haklısın. Sadece anlık olandı. Hiçbir gerçeklik payı yok. Bunu biliyor olmanı tahmin ediyorum.

Kolundan tutup kendine çekti. Masaya yaslandığı için boyları şu an eşitti. Elinin birini beline diğerini sırtında dolaştırmaya başladı. Hilal de kollarını Kemal’in boynuna dolamış ensesinde bağlamıştı. İnat buraya kadardı.

“Deli ediyorsun beni Mavi. Aslında ben çok aptalım.”

“Ha şunu bileydin de neden?”

“Bu zamana kadar sensiz nasıl yaşamışım seni kendi haline bırakmışım şimdi aklım başımdan gidiyor benden bir metre uzağa gideceksin diye. Gerçekten çok aptalım.”

“Evet bak burada haklısın sen bana bildiğin işkence ettin.” 

“Ama sen de hiç açık vermedin. Tek bir ışık görmüş olsaydım her şey farklı olurdu. 

Hilal, saçını eliyle omzuna topaldı.

“Seni başka kadınların kollarına nasıl atmışım aklıma yanayım.” 

En sevimli suratıyla güldü. Hilal’in aklını başından alan gülüşü buydu. “Ne kadar da kıskancız.”

Kollarını kocasına tekrar dolayıp parmak uçlarıyla kocasının ensesine minik dokunuşlar bırakıyordu. Bu adamı bırakmayı nasıl düşünebilmiş, kendi kendine hayıflanıyordu. 

Dudaklarını büzüp düşündü. “Hmm sanırım seni öldürebilirim ya da sakat bırakabilirim. Tabii bunun için farklı kıskançlıklar lazım. Diğer türlü sana alıcı gözle bakanın.” Başını iki yana salladı. “Hayır hayır beni dinden imandan çıkarma sorma böyle şeyler.” Aklına gelenleri iteledi hemen.

“Benim seni kıskandığım gibisin aramızda fark yok. O gün Selim’in sana yaklaştığı, seninle konuştuğu gerçeği beni nasıl hissettirdi sen anla artık. Sen benim kıymetlimsin seninle o şekilde konuşanı değil görmek duymak düşünmek bile beni kahretmişti. Senin suçun yoktu. Zaten ben sana kızmamıştım. Yani aslında telefonu yüzüme kapatmana kızmış olabilirim. Ama en çok kendime kızmıştım. Seni yalnız bırakmıştım hem de Selim’in sana ilgisinin olduğunu bile bile. Ve sen gelip Emir’le dans edene kadar da kızgındım. Sonra bildiğin canavara dönüştüm.”

“Sadece seni kızdırmak içindi. Emir seni sevdiğimi biliyordu.  Arkadaşça bir danstı. Senin Yeliz’le yaptığın gibi, bunu ben anladım, sen nasıl anlamadın? Adamın yüzünü dağıttın kesinlikle özür dilemelisin. ”

“Kusura bakma karıcığım sende gözü olduğunu bildiğim halde özür dileyecek değilim.”

“Kemal saçmalama lütfen.”

“Bu konuda uzlaşabileceğimizi sanmıyorum, benim olan benimdir. Başkasının adı geçse katil olmama sebeptir.”

“Haydaa başladığımız yere döndük.”

“Bak güzelim senden yana tek bir kuşkum yok, yıllarca ellerini bile bana saklamış bir kadınsın. Bu benim en büyük mükafatım, nasıl bir dua almışsam artık. Zengin olabiliriz sosyal hayatımız kadınlı erkekli topluma ait olabilir. Sıkıntı bu değil. Ama o toplumda sana benim gözümle bakan biri olursa ki bunun olmaması için dostlarımızı iyi seçmeliyiz. Sonu Emir’den farklı olmaz.”

“Katılıyorum, ama sen yine de yapma lütfen, hiç yakışmıyor sana kaba kuvvet.”

Kemal’in gözleri tek yerde sabitti. Hilal’in dudakları… “Söz vermiyorum, söz konusu sen olunca…” Sertçe kendine çekti Hilal’den ufak çaplı bir çığlık koptu. “Ben farklı biri oluyorum.”

“Ve şu an kaba kuvvet uygulamak istegim farklı yönlere kayıyor.”

“Delirmişsin sen içeride arkadaşlarımız var ayıp ayıp, sahi onlardan ses yok pençelerini çek üzerimden de bakalım.”

“Beni öpmeden olmaz.”

“Başka bahara canım.”

Yanağına bir öpücük bıraktı Hilal. “Bununla yetin uzun bir süre.”

“Uzun süre mi?”

Hilal ondan kurtulmuştu. Bir kaç adım attı.”Düğünden sonra, daha çok işin var çok.”

Arkasından seslendi Kemal. “Tabii tabii sen öyle düşün.”

“Hadi Kemal hadi.”