Aralık 8, 2020

27. Sana Deli

ile payelll

 

Girmeden önce seslendi Hilal. “Gelebilir miyiz?” Birkaç saniye bekledi, Kemal’e baktı. “Neden ses yok?”
Hadi girip bakalım diyen kocasını takip etti. Ama ne mutfakta ne de evin başka bir yerinde yoktular.

Elini beline yerleştirdi. “Şimdi bundan ne anlam çıkarmalıyız?” Merakla kocasına baktı.

“Bilemiyorum arayalım öğrenelim.” Cebinden çıkardığı telefonun birkaç yerine tıkladıktan sonra kulağına götürdü. 

Hilal de gelip kocasının kolunun altına girdi. 

“Evet Kemal, ne istiyorsun?”

“Ne mi istiyorum, nerdesiniz, Deniz nerede? Evden çıkıyorsunuz ve haber bile vermiyorsunuz.”

Hilal kulaklarını telefona dayamış dinliyordu. 

“Evet, haber vermedik.”

“Neden ve ne oldu?”

“Çok değil beş on dakika önce ayrıldık evden, çıkıyoruz diyecektik ama müsait değildiniz.” Duyduklarıyla kulaklarına kadar kızardı Hilal. Başını kocasının göğsüne gömdü. Ufacık bir yumruk atmayıda ihmal etmedi. 

“Kes sesini sadece konuşuyorduk. Ayrıca o benim karım.”

“Tamam biz de bir şey demedik.”

“Deniz nerede?”

“Olması gereken yerde.”

“Yanında yani, barıştık diyeceksin bana sanırım.”

“Tersi mümkün mü?”

“Anladım kapat, yarın görüşürüz gitme sakın biz de  Trabzon’a gideceğiz beraber konuşalım önce.”

Telefonu kapatıp hala göğsünde olan karısına baktı.

“Ne başını gömdün oraya? Seni gören de yatakta basıldık zanneder.”

“Ukala, bilmiyor musun ben hoşlanmıyorum böyle şeylerden?”

“Ah işte seni bu yüzden çok seviyorum edepli hatunum.”

“Bak ya dalga geçiyor.” Karşına geçip durdu.

“Ya sultanım ne fark ettim biliyor musun?”

“Ne?”

“Evde yalnızız.” Kendine çekip dudaklarına kapanmadan hemen önce söylemişti Kemal.

Hilal çırpınsa da çabuk pes etmişti. Ona karşı koyabilidigi daha görülmemişti. 

“Odana çıkalım. Malum ev benim değil. Odam yok burada.”

“Sen çok edepsizsin.”

“Ama sen bu edepsizi seviyorsun.”

“Evet, çok seviyorum edepsiz de edepliyi seviyor mu  ki?”

Karısını bir çırpıda kucağına aldı. Merdivenleri çıkmaya başladı.

“Seviyor.” Hem konuşup hem ilerliyordu. Her sözünde bir buse bırakıyordu.

“Seviyor, deli oluyor. Başka kimseyi gözü görmedi. Görmüyor, görmeyecek. Bu edepsiz adam karısına, kadınına aşık hep aşıktı; hep aşık kalacak. Yanında olmayınca deliye dönüyor. Olunca da başka çeşit deliye. Her şekilde bu edepsiz adam, Hilal Kurşunlu’yu, canının yarısını, kalbinin tahtına oturan kraliçesine aşık.”

Duydukları en sevdiği şarkının en güzel sözleriydi. En tatlı melodi.

Sırtı yatakla buluştu Hilal’in. Kalbi zaten kanat açmıştı. Ve yine hep olmak istediği yerde sevdiği adamın yanı başındaydı. 

Ellerini Kemal’in yüzüne yerleştirdi. “Yetmez kalbimin edepsiz kralı, daha çok sevmen lazım.”

Dudakları yukarı kıvrıldı Kemal’in.”Hay hay sen iste yeter ki sana sunmayacağım hiçbir şeyim yok.

“Bana bir sen lazımsın.”

“Ben zaten seninim. Hep senindim?” dedi Kemal.

Tenin tene dokunuşu aslında kalbin kalbe dokunuşuydu. Seven insanın sevdiğine kendini sunmasıydı. Edepli edepsiz hikayesi değildi. Sevgiye anlam katan “Seni seviyorum ” Kelimesi olsa da  aslında en çok hissettirilen tarafıydı. Sevgiye sevgi katan bir tatlı söz bir güzel bakıştı.

Gözlerini açtığında odanın karanlık olduğunu ve gecenin çoktan geldiğini hatta yarıladığını fark etti Hilal. Uykusunu çok iyi almış olmalı ki gözleri bunu açıkça ortaya koyuyordu. Yatağın diğer tarafına döndüğünde çok sevdiği yeşil gözleri kendini izlerken buldu.

“Ne çok uyudun uzun süredir uyanmanı bekliyorum.”

Karşısında pis pis sırıtan kocasına baktı. “Kemal şimdi sana bir şey söylerdim ama vazgeçtim sadece yorgundum uyudum demek geliyor dilime.”

Kocaman kahakası odayı doldurdu Kemal’in. “Şaka yaptım sultanım.”

Biraz kayıp kocasına sarıldı. Ve hemen sarmalandı. Biri diğerine yaklaşıyorsa diğeri hemen yolda yakalayıp alıyordu.

“Sen bana şaka yapma! Sar beni.”

“İsteğin emirdir. Bir kaç kez telefonun çaldı. ”

“Kim aradı.”

“Birincisi annen.” Hilal’in gözler yuvalarında büyüdü yine hızla oturur vaziyete geldi.

“Sonra…”

“İkincisi abin. Üçüncü Ceren.”

Elini alnına vurdu. “Bittim ben açtım deme sakın.”

Ellerini başının altına koydu. Yatakta yatmaya devam etti . “Tabii ki açtım.” 

“Rezil oldum, anneme ne dedin mahfoldum ben.”

“Şirkette olduğumuzu ve senin bir toplantıya katıldığını söyledim.”

Derin bir “ohh” geldi.

“Ya abim abim beni öldürecek burda başbaşa olduğumuzu söylemedin değil mi?.”

“Yok söyledim.”

“Ne yaptın ne yaptın?”

“Söyledim, ona ne oluyor ki sen benim karımsın bu canımı sıkmaya başladı. Düğünü hemen yapmazsak abinin suratında yer değişimi olabilir.”

O da Hilal’in karşısında oturdu.”Üzülme ve utanma.  Nergis abine ne kadar helal ise sen de bana o kadar helalsin.” Alnından öptü karısını.

“Haklısın da utanıyorum normal şartlarda olmadı. Kendimi kötü hissediyorum.”

Tekrar öptü alnından. “Düşünme bu şekilde. Sen böyle yapınca ben de kahroluyorum.”

Başını Kemal’in kucağına bıraktı.”Neyse geçer degil mi bu his?”

“Geçerde senin Ceren komiserle ne işin var.” 

“Tülay’ı ceren sayesinde buldum.”

“Hmm bu yaptığın aklına nerden geldi bilmiyorum ama çok iyi bir olaya imzanı attın benim çok cesur karım. O kızı buraya nasıl getirdiniz?”

Hilal kahkahalar atarak anlattı yaptıklarını Kemal’in yüzü şekilden şekile giriyordu. 

“Vazgeçtim çok cesur değilsin. Sende deli cesareti var ama bundan sonra böyle bir şey yaparken bana da haber ver ki seni kurtarabileyim. ”

“Olur da romantizminden başım döndü unuttum sormayı siz bizi nasıl buldunuz, burayı bir tek Kenan bili…” Kenan’ ı ifşa ettiğini hatırlayıp sustu. 

“Tam üstüne bastın ama mecbur kaldı. Onu son aradığımda senin yanındaydı. Telefonu açık unuttu. Ben de biraz tehdit ettim. Ve ceza kestim şu anda Trabzon’da olmalı okula kadar orada kalacak.”

“Yazık çocuğa cezayı kaldır tek yaptığı bize sahip çıkmaktı. ”

“Olabilir, biz korkudan kıvranırken o bildiği halde bize söylemedi. Bu ona ders olsun.”

“Bir kere öpsem affeder misin?” Diyerek kollarını kocasının boynuna dolayıp bedenini yaklaştırdı.

Kaşlarını kaldırdı Kemal “olmaz !”

“İki kere öpsem.”

“Mümkün degil.”

Kollarını boynuna doladığı kocasının dudaklarını dudağına sürtttü. “Bir yolu olmalı ama degil mi?”

“Ama bu yaptığın rüşvete tabi. ”

“Olabilir.”

Kendine sıkıca sardı karısını. “Biraz düşünme payı bırakabilirim sanırım.”

Ufak ufak buseler bırakıyordu Hilal.  “Düşünmek yok affet gitsin. Ya affet ya da burda bırakırım seni.”

Bırakmak için hamle yaptığında sıkıca geri çekildi Hilal. “Sen ne zaman bu kadar cesur bir kadın oldun bakayım?”

“Bilemiyorum insansın senin gibi kocası olunca…”

Tekrar öpmeye başladı kocasını.” Ne diyordun sen?”

Bir anda sırtını yatalakla buluşturdu Kemal. ” Sen biraz daha iknaya çalış ben ciddi ciddi düşüneceğim.”

“Ne demek, ne demek. ”

Evi toparlayıp Erdem’i beklemeye başladılar. Arabalar dün gitmişti. Dolasıyla burada kalmışlardı. Bahçede yere uzanmış yatıyorlardı. Sarılır şekilde. Yazın en tatlı güneşi tepeye çıkmış etrafına huzur saçıyordu.

“Bu geçirdiğimiz gece çok güzeldi. Sadece sen ve ben evlendiğimiz günden bile güzeldi.” 

Başından öptü karısını.”Aynı fikirdeyim. Ömrümüz boyunca her gün her gece tekrardan aşık olabilirim sana. ”

“Öyle olsa iyi olur yoksa seni dedemin tüfeğiyle vurabilirim.”

Kahakasıyla doğruldu yerinden. “Karadenizden kız alırsan olacağı bu.”

“Evet, ne sandın. Bizim oranın adetleri meşhurdur cinayetleri, daha devam edeyim mi?”

Hala çimenlerin üzerinde yatıyordu Hilal. Karısının üzerine doğru uzandı.

“Olmaz da hani olur da bir gün seni sevmekten bıkarsam öldür beni yaşamanın ne anlamı kalır.”  

“Söyleme böyle şeyler.” Burnunu burnuna sürtttü Kemal.”Ne söyleyeyim peki?”

“Bence sen üzerimden kalk yine yakalanmayalım.”

“Öhö öhö.” sesiyle yine başını gömdü kocasına.”Dedim demi ben sana beni rezil ettin.”

“Hala aynı yerde misiniz?”

Ayağa kalkıp karısına elini uzattı. Hilal’i de ayağa kaldırdı. “Sende hep işgüzarsın,” dedi Kemal.

Deniz Erdem’in kolunun altında gülümsüyordu. “Sana ne adamın karısı,” dedi

“Bir şey demedim ki canım.”

Hilal’in yüzü renkten renge giriyordu. Kemal’in arkasına geçti. “Sesini kesmezsen dilinin kopmasına az kaldı.” Karısının iyice utandığını gören Kemal az daha devam ederse tehditini yapmakta gecikmeyecek gibiydi.

“Tamam tamam sustum.” Yanlarına yaklaştılar. Kemal, Hilal’i arkasından önüne çekti. Sırtını göğsüne yasladı.  Kollarını kızın göğsünde  bağladı. Şimdi daha iyiydi Hilal.  Mutlulukla yanlarına yaklaşan arkadaşlarına baktılar. İkisi de hiç olmadığı kadar mutlu ve huzurlu görünüyordu. 

Deniz girdi önce söze. “Hilal seninle tanışmamış olsaydım ömrümün sonuna kadar gerçeği bilmeyecektim. Senin bana yaptığın iyiliğin karşılığı yok. İyiliğin o kadar büyük ki karşılık bulamadık.”

“Ne yaptım ki ben…”

Erdem, “Sana minnet borçluyuz,” dedi, Deniz’i kolunun altına çekti.

“Hayır, bana hiç bir şey borçlu değilsiniz, utandırmayın beni.”

“Sen olmasaydın bu deli kız bana asla inanmazdı. ” Deniz’in yüzü asılmıştı. Suçluydu ve uzun zaman belkide ömrünün sonuna kadar bu vicdan azabı ile yaşayacaktı. Durgunlaştıgını fark eden Erdem daha sıkı sarıldı. “Belki de bizim sevgimize böyle bir ders gerekiyordu. Anladık ki bizi bizden ancak Allah ayırır. ”

Erdem’in gözlerine baktı Deniz. Bunu neden söylediğini elbette biliyordu.

“Seni hak etmek için nasıl bir dua almış olmalıyım.”

“Ya ben ben kime iyilik yaptımda Allah beni sevdiğine bağışlamış.”

Kollarındaki kadın ağlıyor muydu? Neden ki?”

Başını eğip Hilal’e baktı. Cidden ağlıyordu.

“Sultanım sen neden ağlıyorsun ?Senin burda çılgınca sevinmen gerekmiyor mu?”

“Ne sevinmesi çok duygusal baksana…”

“Kesin sizde şunu ama dramatize yaptınız.”

“Evet kestik hadi gidelim sizin uçağınız iki saat sonra bizimkide üç saat sonra.”

“Siz de Trabzon a gelin kız isteme merasimine katılırsınız herhalde.”

Deniz, “Gerçekten mi, gidelim Erdem.” Sevinçle parlamıştı gözleri Deniz’in. Erdem nasıl hayır derdi. 

“Gidelim,” dedi. Gülümseyerek.

Kollarının arasında duran karısının yanağından öptü. Elini tuttu. “Hadi gidelim birde başımda Murat derdi var onada uğrayalım.” 

“Sen benim abime dert mi dedin?”

Çekistirerek götürüyordu. “Evet karıcım ben böyle yapmamıştım senin abin tam bir baş belası.”

“Ah ben bazen senin de abi olduğunu unutuyorum pardon canım.”

Murat şirketteydi. Önce onun yanına uğradılar. Hilal utancından yerin dibine girmişti. Allah’tan abisi Nergis’den nasıl bir fırça yediyse hiç bir şey olamamış gibi davranıyordu. 

Daha sonra uçağa binmek için işlerini tamamladılar. İlk olarak babalar anneler dedeler ve babaanneler ile konuşulacaktı. Hilal bunun bile gerginliğini taşıyordu üzerinde.

Ailesi çoğunlukla Çaykara’da olduğundan şehirdeki evler boştu. Bu geceyi şehirde gecireceklerdi. Hilal, Erdem ve Deniz’i kendi dairesine yerleştirdi. Kendi de tabiki kocasının evinde kalacaktı. Dışardan yemek sipariş etmişlerdi. Onun gelmesini bekliyorlardı.

“Ne sipariş ettiniz?” Acıkmıştı Hilal. “En sevdiğinden taze alabalık salata.”

“Ay ne sevdiğimi de nasıl biliyormuş.”

“Seni doğduğundan beri tanıyan birine bunu söyleme lütfen.”

“Görüyorsunuz değil mi nasıl ukala bir şey.”

“Bence sana yapıyor. Kemal hep beyefendi biriydi.” Deniz söylemişti bunu.

“Şaka yapıyorum sanki ben seni tanımıyorum, senin çeteleni yazarım adam aklını alırım şaşar kalırsın.”

Erdem “owwww bu sertti işte çok enteresan bebeklikten tanışan siz, seven siz bu kadar yılın amacı neydi,” dedi

İkisi aynı anda söylemişti “Aptallık” Birbirlerine bakıp güldüler.

Yemekten sonra çay sohbet muhabbet gece yarısına vurmuştu. Hilal Deniz’e odalarını göstermiş kıyafet ihtiyacına kendi dolabından takviye yapmıştı. 

Kemal’in dairesine girip kapıyı kapattığı anda belinden yakaladı Kemal.

“Evimin sultanı, sen bu gece benim yani kocanın evinde kocanın yatağında mı uyuyacaksın tabi uyuyabilirsen.”

“Evet bir aya yaklaştı biz evleneli ben hiç sana ait bir evde senin karın olarak kalmadım değil mi?”

“Evet. Karım olarak bu ilk gecemiz bir farklı oluyor sanki on yıl sonra nerde nasıl oluruz sence?”

Kollarını boynuna doladı Hilal.”Masanın başında sen ben ve iki kız bir oğlan çocuğumuzla beraber her akşam yemeğe oturacağız.”

“Üç çocuk mu?”

Kaşlarını çattı Hilal “Neden üç çok mu?”

Mis gibi kokan saçlarına başını koydu Kemal. 

“Üç az beş olur altı olur olur yani olur.”

“Oldu canım başka…”

“Başkasını sonra konuşuruz biz tatlı yemedik onun yerine seni yiyebilir miyim ?”

“Sen ne kadar değişik çıktın böyle senin böyle şeylere bu kadar düşkün olduğun aklımdan bile geçmezdi. ”

“Geçmemesi normal ben sana çıldırıyorum daha önceden böyle değildim bence sen kendine sor ben bu adama ne yapıyorum diye. Çünkü ben seni görmeyince deli oluyorum görünce çılgına dönüyorum.”

“Seninle çok işim var çok. Kendime ne sorayım. Benim işte Hilal, hep aynı Hilal. Değişen medeni halim gerisi aynı.”

“Değişen tek medeni halin mi ?”

Ne dediğini anlamak için baktı bir kaç saniye karşısında pis pis sırıtanca anladı ne demek istediğini. “Sen çok utanmaz birisin inanamıyorum sana. “En çapkın gülüşünü taktı yüzüne Kemal.

“Bakma bana öyle yada bir tek bana bak başka birine öyle güldüğünü görürsem vay haline.”

“Nasıl bakıyorum ki…”

Önce dudağının kenarından öptü Hilal. Sonra diğer tarafından.”Böyle kalbimi hoplatan nefesimi kesen tekrar tekrar aşık olduran bir bakış.”

“Bir bakışımla mı yapıyorum bunu?”

“Evet.”

“Desene çok şanslı biriyim. Benim bir şey yapmama gerek yok gülsem yeter.”

“Ama sen hep küstahsın hep küstah ben gidiyorum uyumaya Nergis’in odasında uyuyacağım ben sana iyi uykular canım.”

Bir adım attığı anda kendini havada buldu. “Sen ne yapıyorsun kırk beş kilo değilim ben bir yerini inciteceksin indir beni.”

“Bunu bir seksen beş boyunda ve doksan kilo olan birine mi söylüyorsun duymamış olayım.”

“Sen beni yarın istemeyecek miydin, bu yaptığın etik mi önce koynuma gir sonra iste annem duysa beni kıtır kıtır keser.”

“On gün içinde düğün yapıyoruz bıktım ben şu duysa bu duysa laflarından. ”

“Yok canım bunu göze almıştık. Ayrıca ben senin kadar rahat değilim aileden biri duyacak olursa kimsenin yüzüne bakamam.”

Hilal’i yere indirdi. Şimdi göz göze duruyorlardı. Yüzünü ellerinin arasına aldı Kemal. “Hayatım korkma kimse bilmeyecek güven bana utanma artık kaç defa daha söyleyeceğim sen utanılacak bir şey yapmadın. Sen benim Allah katında bile helalimsin. Hem bilseler bile ne diyebilirlerki bahse bile girerim hayırlı olsun derler.”

Kocasına sarıldı. “Kendimi alıkoyamıyorum böyle yetiştirilmedik ters geliyor. Abim duymadan önce korkmuyordum. Ama şuan biraz gerginim.”

“Abin ağzını açarsa elimden zor kurtulur ki böyle bir şey yapmaz sende biliyorsun. Ah beni kim durduracak mavi ? O degil mi benim kardeşime aynısını yapan şimdi düğünü oldu diyemi susayım ben. Hayır sadece senin için susuyorum bilmelisin.”

“Tesekur ederim.”

“Ne için?”

“Benden hiç vazgeçmedigin için. Bana olan inancın hiç bitmediği için.”

“Aslında aklımı başıma getiren deden oldu. Bana seni kendi haline bırakmamı daha sonra pişman olacağımı söyledi. Ben tam olarak o gün uyandım.”

“Neyse hadi odama…”

“Odana?”

“Yanlış oldu, odamıza karıcığım.”

“Ah sen delisin adam. ”

“Evet, sana deli.”