Aralık 11, 2020

28. Aşina

ile payelll

Sabah erken geleceklerini, kahvaltıya yetişeceklerini haber vermişlerdi. Herkesin masada olmasını Kemal üstüne basa basa söylemişti ve şu an tam da o masada oturuyorlardı. Deniz, annelerle çabuk kaynaşmıştı hatta taze fasulye tarifi alıyordu şu an.

Kemal önce herkesin doymasını beklemişti. Aileler de bir haber geleceğini anlamış ama üstüne uğramamışlardı. Karşılıklı oturyorlarlardı. Kaş göz işaretiyle birbirlerine resmen işkence ediyorlardı. Hilal'in gerginliği hat safaya ulaşmıştı.

Bardağını dudaklarına götürdü. Çayı içiyordu ama boğazından zor iniyordu.

"Evet, annelerim babalarım büyüklerim bizim size söylemek istediğimiz bir konu var."

Bogazında kaldı çay kısa süreli öksürük tuttu. Tabii bütün gözleri de üzerinde topladı.

Annesi, "helal annem ne oldu?” dedi.

"Boğazımda kaldı anne iyiyim."

Hilal'in babası, "Ne diyeceksin oğlum de hadi,” dedi.

Önce Hilal'e baktı. Hilal'in gerginliği ona bulaşmıştı. Bu heyecanlıymış diye düşündü.

Hadi Kemal tek seferde. “Biz Hilal ile evlenmeye karar verdik." Derin bir nefes verip arkasına yaslandı. İşte bu kadardı.

Hilal tek elini alnını kaşırmış gibi yüzüne siper etti.

Masada kısa süreli sessizlik oldu. Herkes birbirine bakıyordu. Umutlarını kesmek üzereydi aileler, bunu beklemiyorlardı.

Kemal'in babası ayaga kalktı. Ardından Hilal'in babası. "Çok şükür bu günü de gördük akşam kız istemeye geliyoruz,” dedi Kemal'in babası.

Görülmeye değer bir tabloydu babaların birbirine sarılması. Bir anda tüm kasvet kalkmıştı Hilal'in üzerinden.

Kayinvalidesine baktı. Utanarak ki bugüne kadar ondan hiç utanmamıştı gözleri çakıştı kayinvalidesi Halime hanımla. Utandığını anladı kadın.

"Kemal oğlum.” Hilal ne diyeceğini merakla nefesini tutarak bekledi.

"Efendim anne."

"Oğlum sen nasıl bir dua aldın da bu kıza nasip oldun?”

Tuttuğu nefesi geri bıraktı Hilal. Kemal gülen gözlerle baktı karısına. “Bir bilsem."

Yerinden kalkarak Halime annesine sarıldı. "Ben senin gibi kayınvalideyi hak edecek ne yaptım acaba Halime anne?”

"Sus o nasıl söz deli kız. Senin Nergis’den ne farkın var bilmez misin?”

Bu görüntü Kemal'i çok mutlu etmişti. Aksini düşünmemişti.  Ama yine de çok mutlu olmuştu.

Hilal'in annesi söze girdi. "Ah oğlum başka kızmı bulamadın, benim kızım beceriksizdir senin gibi çocuğa kız mı yoktu.”

Kemal olayı anlamıştı. Gözleri parlamıştı.

"Annem sattı beni.” Hilal numaradan büktü dudaklarını.

Kemal, “Başka kızları ne yapayım anacım benim için sadece senin kızın var.”

Allah'tan babalar ve dedeler kalkmıştı masadan Kenan ve diğerlerinden "oooo" sesi yükseldi.

Hilal utançtan kırmızıya dönmüştü. Anneler bunu fark edince Hatice Hanım, “Hadi kalk dünür akşama bir şeyler yapalım dedim ben sana bu kız beceriksiz diye."

"He evet bende gideyim oğlumun çeyizlerini çıkarayım bir bohça yapayım güzel kızıma."

Anneler eve girmişti. “Senin derdin beni utançtan öldürmek mi, dul mu kalmak istiyorsun sen?”

"Söyleme öyle sultanım ne var bunda Allah korusun."

"He sen beni kızart Allah korusun de."

"Siz daha evlenmediniz ki nasıl dul kalsın." Kenan’dan çıktı ses.

Ve Hilal'in gözleri büyüdü. Ona söylemişlerdi.

Kemal'e baktı Hilal. Kemal, Kenan'a dönerek.

"Yengen cezanı kaldırmam konusunda beni ikna etmişti. Ama sultanım bunun çenesi çok laf yapıyor bir kere daha düşünsek mi?”

"Ya cezam kalktı mı? Yenge dediğin böyle olur.” Hilal'in boynuna atıldı.

"Çek lan ellerini kadınımın üstünden." Hilal şimdi kesin can verecekti.

Abisinin sesiyle ayrıldı. Bu işte bir şey vardı ya neyse sussa iyi olacaktı.

"Yok artık ben den mi kıskanıyorsun?”

"Çek dedim."

"Tamam çekildim sakin ol abiciğim, ne zaman gidebilirim İstanbul'a?”

"Yengene sor izin verirse gidersin."

Yalvaran başkalarını yengesine çevirdi. Hilal bu çocuğa hiç kıyamıyordu.

"Bu gece kal, eğlence var daha abin tuzlu kahve içecek.”

Kemal yüzünü buruşturdu.

"Öyle mi, kalırım tabii bu sahneyi nasıl kaçırırım."

"Fikrimi değiştirmeden kaybol gereksiz yumurta." Kemal'in kızdığını ve daha fazla kızdırmanın anlamı olmadığını karar verdi. “Hadi kaçtım ben."

Koşarak uzaklaştı adeta.

Erdem, “Hadi Deniz biraz dolaşalım. Neyse ki ben o tuzlu kahveyi içeli çok oldu. Otur kaderine razı gel Kemal."

Deniz aklına gelen hatırayla kıkırdadı. "Senin kahvende karabiber de vardı. "

"Bilmez miyim, kız isteme bitmeden hastanelik olmuştum.”

Hilal şaşırmıştı."Neden?”

Deniz kahkahayı bastı. "Karabibere alerjisi varmış bilmiyordum."

Deniz'i kollarıyla sardı Erdem. "Senin elinden zehir olsa içerim."

Son iki günde duyduğu sözler Deniz'i öyle mutlu ediyorduki. Gülümseyerek yanıt verdi.

Masada baş başa kaldı karı koca. Hilal hala ayakta bekliyordu.

"Yanıma gel.”

Omuz silkti Hilal. “Gelmem, nerde olduğumuzu hatırlatırım sana."

"Yanma gel.” Yineledi sözünü Kemal.

"Git başımdan Kemal. Annemler içeride ben üzerimi değiştirip biraz dinlenecegim. Gerilmekten yoruldum."

"Tamam, ben ıhlamur ağacının oraya gidiyorum. Sonra yanıma gel gelmezsen gelir seni evden kucağımda çıkarırım haberin olsun."

Hilal söylene söylene masayı toplayıp eve girdi. Bu adamla çok işi vardı. Bıraksan Hilal'i bir saniye bile yanından ayırmazdı. Aslında hiç şikayetçi değildi Hilal. Tam aksine kadınlık gururu dolup taşıyordu içinde. Arasıra belli etse de aslında hiç şikayet değildi.

Üzerine şalvarını giyip başına annesinin nadide igne oyalarından birini taktı. Etek elbise pantolon giymeyi de seviyordu. Ama köydeysen bunları giyeceksin derdi hep. Şalvarını ve başörtüsünü de çok seviyordu. Aynada son haline göz attı. Daha sonrada anne ben biraz bahçeye bakacağım çabuk dönerim diyerek evin elli metre yukarısında olan elma ve ıhlamur ağacının yolunu tuttu.

Tüm yakışıklılığı ve karizmatik haliyle kocasını hamakta uyurken buldu. Yanına yaklaşıp diz çöktü. Ellerini saçlarında gezdirdi.

"Sen nasıl bir aşksın Yeşil. Seni her gördüğümde tekrar aşık oluyorum."

"Duygularımız karşılıklı Mavi.”

"Sen uyumuyor muydun?”

Yattığı yerden kolunu uzatıp başını yaklaştırdı Kemal. “Senin olmadığın yerde uykum gelmiyor."

"Olduğum yerde geliyor sanki."

"O da var, yanıma gel hadi."

"Olmaz biri görebilir, ayıp, babamlar nerde bilmiyorum."

Kollarından tutup çekti Hilal'i. Ne olduğunu bile anlamadan kendini hamakta sarılırken buldu.

"İşte tam da yerin burası sana buradan çıkış yok."

"Eğer bizi biri görürse çıkışı sorarım ben sana.”

Mis gibi doğa kokuyordu her yer. Kuşların böceklerin sesinden başka bir ses yoktu. Huzurun ta kendisiydi burası. Rüzgarın getirdiği ıhlamur kokusu ruha dokunuyordu.

Erdem ve Deniz'e yakalanmadan hemen önceydi.

"Deniz bak ne buldum bir çift aptal aşık."

"Hayır ya yine mi?”

Yatar şekilden kalkıp oturur vaziyete geldiler. Tabii ki  Hilal başını kocasına saklamıştı yine.

"Senin başka işin yok mu,  bizi mi takip ediyorsun?”

"Evet, sizi burdan atmayı hamağa biz yerleşmeyi düşünüyoruz, sıra bizim." Deniz'den yediği dirsek darbesiyle inledi Erdem.

"Ama bunlar fazla olmadı mı Deniz, her yerde sarmaş dolaş ayıptır biz daha evlenmedik."

İkinci dirsekte geldi Deniz'den. “Yapmasana!”

Kemal, “Sahi düğün ne zaman?” hamakta yer açtılar. Erdem, Kemal'in yanına oturarak Deniz'i de yanına aldı.

"Bir hafta sonra, akşam kız isteme olayından sonra gidiyoruz. Belediye yeterince boş kaldı. Görevime dönmek zorundayım."

"Tamam, bir hafta sonra düğüne geliriz."

"Biz bir karar aldık size de söylemek istiyoruz,” dedi Erdem.

Hilal merakla sordu. "Nasıl bir karar, kötü bir şey yok ya?”

Erdem, "Yok çok şükür olsa bile senin gibi dostumuz var."

"Ya yapmayın şunu utanıyorum."

Erdem güldü. “Başkanlıktan istifa edeceğim ve İstanbul'a yerleşmeye karar verdik. Tabii bunun için yerime sağlam birini bulmalıyım. Ve sizin düğününüzde sözde nikahınızı yine ben kıyacagım."

Kemal, "Neden böyle bir şeye gerek duydun siyaset senin hayalindi?” diye sordu.

Deniz'e bakarak cevap verdi Erdem. “Artık başka hayallerim var. Yeni baştan bir düzen istiyoruz."

"İstanbul olayına sevinmedim dersem yalan olur. Hayırlısı olsun sizin için." Hilal böyle dile getirdi kendini.

Deniz, "Başka bir şehir fikri ondan geldi ama istanbul olmasını ben istedim sizlere yakın olmak için,” dedi.

Hilal hamaktan kalktı. Elini Deniz'e uzattı. Ayaga kalkınca Deniz'e sıkıca sarıldı. "Aksini düşünseydin kırılırdım."

...

Murat ve Nergis çoktan gelmişlerdi. Haberi alan Hilal'in kız isteme merasimine katılmak için eve akın etmişlerdi. Saat akşamın sekizi olmuştu. Her odadan bir kuzeni çıkıyordu Hilal'in. Ev tıklım tıklımdı. Şaşkın balık gibi geziyordu ortada. Üzerine giydiği yeşil diz altı elbise çok güzel olmuştu. İstemese de kızlar saçının tümünü maşa ile kıvır kıvır yapmışlardı. Hafifte makyajıyla afete dönmüştü Hilal. Kemal uzun süredir ortada yoktu. Bu uzun süre en fazla bir saatten ibaretti. Ve bir saatte kırk küsür mesaj yazmıştı.

Evde bir kalabalık bir huzur vardı. Çünkü herkes çok mutluydu. Tatlı bir telaş vardı evde.

"Abim seni böyle görünce üzerine atlamazsa iyidir." Nergis hem gülüyor hem kızdırmaya uğraşıyordu Hilal'i.

"O ne ya tövbe tövbe seninde ayarın kaçtı Nergis."

"Sus cevap verme ne haltlar yediğini bilmiyoruz sanki."

Yanakları ısınmaya başlamıştı Hilal'in .

"Ay bi de utangaç sormayın."

Deniz, "Deme kızım öyle utanıyor huy işte,” dedi.

Odanın kapısı tıklandığında herkes o yöne baktı. Geldiler diyen halasının kızı Nihal'di. Nereden geliyorlarsa, alt tarafı yan evdi.

Etekleri çan çalıyor deyimi tam da şu an için  uygundu. "Çok farklı bir duyguymuş evlenmeye benzemiyor bu."

Nergis ve Deniz aynı anda "öyledir?” diye onayladılar.

Odadan çıkıp kapıya doğru yöneldiler. Dizleri biribirine çarpıyordu. Yavaş ve sakin adımlarla kapıya kadar geldi.

Kayinvalidesi ve kayınpederine hoşgeldin diyerek salona yolladı. En son tabii ki elinde çiçekle Kemal göründü. Giydiği siyah takım elbise esmer bedenine nasıl yakışmıştı. Hilal kocasını Kemal de karısını süzdü.

Çiçeği uzattı. Büyüklerden kimse var mı diye girişe göz attı neyse ki şanslıydı. Deniz’den başkası yoktu.

Kulağına eğilip "Çok güzel olmuşsun."dedi.

"Sende hiç fena değilsin kadın ırkına yazık oldu."

Kaşlarını çattı Kemal. "Neden anlamadım?”

"Bu çok yakışıklı adam bana aitte ondan."

"İçeri girecek misiniz siz?”

Hilal başını çevirip kapıdan seslenene baktı. Şok olmuş gözlerle baktı karşında durana çiçeği aceleyle Deniz'e uzattı. İki adımda kendini Şahin'in kollarına attı.

"Şahin abi,” diye bağırdı.

Şahin, gülerek kucakladı Hilal'i. Şahin en büyük halasının tek ogluydu Hilal'in.

"Deli kız boğacaksın beni hem seninki kötü bakıyor."

Hilal geri çekildi. "Abi sen nereden çıktın, çok büyük supriz oldu. Çok sevindim. Kemal sen biliyor muydun?”

Kemal başını salladı evet anlamında. “Ama boynuna atlayacagını bilmiyordum."

"Ama çok sevindim hem o benim abim.”

Şahin, Hilal'i kolunun altına aldı. "Kemal kızı daha vermedik. Uslu dur içeri alırım seni."

Tabii ki Kemal'la dalga geçiriyordu. Şahin'i en az Hilal kadar severdi Kemal.

Elini asker selamı yaptı Kemal. "Emredersin binbaşım."

"Ha şöyle..."

Deniz olanı biteni sesizce izliyordu. Hilal, Deniz'in boş bakışlarını görünce, “Abi, arkadaşımız Deniz,” diye tanıttı. Elini uzattı Şahin "memnun oldum."

Arkadan "Ben hiç olmadım,” diyen Erdem'e döndü bakışlar.

Kemal, “Abi bu da Deniz'in nişanlısı Erdem,” diye tanıttı. Erdem istemese de elini uzattı.

Kıskanç erkeklerin arasına düştüğünü anlayan Şahin "Neyse ki bekarım ve bağlandığım kimse yok sizi görünce halime dua edesim geldi,” dedi.

"Öyle mi diyorsun?” Hilal tek kaşını havaya kaldırmıştı. “Ceren seni sordu bana geçen gün." Külliyen yalandı.

Şahin'in yüzü değişmişti. Yıllar öncesine gidip geldi bir an.

Olayı bilen Kemal Hilal'in belini sıktı. Hilal tabii ki bunu hissetmişti.

"Neyse kapıda kaldık, abi sakın bir yere kaçma sonra seninle konuşacağız." Hilal uyarısını yaptı. Herkes salona gitmeden önce.

Başını sallamakla yetindi Şahin.

Az önce gürültüden uguldayan ev şu an sessizliğe bürünmüştü. Herkes pür dikkat babaları dinliyordu. Çaktırmasa da Murat'ta çok mutlu görünüyordu. Kahveler içilmiş, sadede gelinmişti.

Allahın emri Peygamberin kavliyle başlayan cümle. Yüzük ve El öpme tebriklerle son bulmuştu. Hilal'in kalbi kendine göre çok gürültülü atıyordu. Dışarıdan herkes duyabilir diye düşünüyordu.

Her ne kadar karşı çıksalar da düğün tarihini on beş gün sonraya karar verdiler. Bir ara annesi gelip Hilal'in koluna çimdik attı. Kenara çekip "Bana bak kız gebe falan mısın sen? Bu acele ne?” diye sormuştu. Gözlerini büyüten Hilal zar zor "Hayır anne ne alakası var. Kemal öyle istedi bende karşı çıkmadım,” diye savundu kendini. Yalanın batsın Hilal.

İkna olmasa da inanmış gibi baktı annesi. Hilal orda can vermediyse daha zor ölürdü.

İmam eve çağırılmış imam nikahları tekrardan kıyılmıştı. Hiç bir sakıncası yoktu. Hilal'in dedesi "Kıy evladum şu nikahu ha bu deli gız caymasun sonra." Gülüşmeler oldu odanın içinde.

Herkes evlerine dagılmıştı. Hilal ve Kemal'de üzerlerine normal kıyafetler giyip gelmişti. Erdem ve Deniz onları bekliyordu. Gece uçağına yetişmeyi planlıyorlardı. Yarın Kemal ve Hilal de istanbul'a döneceklerdi. Ev eşya gibi sorunları en çabuk elden halletmeleri gerekiyordu. Sadece İstanbul'da düğün yapmaya karar vermişlerdi. Murat hala bir köşeden homurdanıyordu. Kıskançlık damarı kabarmıştı. Nergis engel olmasa Hilal'i eve bağlardı. Ya da peşinden hiç ayrılmazdı.

Trabzon'a inmiş, havaalanında uçağın kalkışına kadar oturup sohbet etmişlerdi. Gece iki uçağına arkadaşlarını bindirip evin yolunu tuttular. Sabah erken kalkıp istanbul'a gideceklerdi. Sabahın ilk ışıklarında gözlerini kocasının kollarında açtı Hilal. Öperek uyandırdı. Saat yedide uçuş vardı ve ona mecburen yetişmeleri gerekiyordu.

Hazırlanıp evi topladı Hilal. Kendine ait bir şey kalmasını istemiyordu. Ne olur ne olmaz diyordu.

Çantasını koluna takıp çıktı. Evden Kemal çoktan çıkmıştı.

Uçakta uyuma fırsatını kaçırmadı Hilal. Kemal'in kollarına girip mis kokusunu içine çeke çeke uykuya dalmıştı.

Hilal eve Kemal şirkete gitti. Biraz daha uyumayı deli gibi arzuluyordu. Eve girer girmez kendini yatağına attı. Kendi evinde yani artık babasının evinde. Aklına Kemal'in dairesine girmek gelmemişti. Alışkanlıktı belki de.

Gözlerini açtığında belindeki kollara baktı önce. Sonra dışarda batmakta olan güneşin kızılımsı rengine ve kolundaki saate baktı.

"Yok artık altı otuz mu?”

"Evet, altı otuz. "

Başını çevirip Kemal'e baktı. “Nasıl uyumuşum ben böyle ay nasıl acıktım." Yerinden doğrulmaya çalıştı.

"Nasıl değil de neden burada uyudun, oysa seni kendi yatağımda bulma düşüncesiyle gelmiştim?”

"Ha burada olduğumu bilsen gelmeyecektin. Ne tuhafsın ne önemi var ki?”

Karısını yatağa geri çekti. Sırtı yatakla buluşan Hilal, “Sende biraz bencillik boy göstermeye başladı sanki,” dedi.

"Sen bana aitsin ve ben seni hep bana ait yerlerde görmek istiyorum. Aile ilişkilerimiz sağlam olabilir ama yine de böyle düşünüyorum." Eğilip dudaklarından öptü.

“Aksini söyleyen olmadı Kemal sanki biraz abartıyorsun."

Yana devrildi. Karısını kolunun altına çekip sarıldı."” “Yıllarca gideceksin korkusuyla yaşadım, başka bir eve başka sevdalara sensizliğe alışmak istemiştim. Ama olmuyordu. Seni hep evimde yanımda hayal ediyordum. Bir süre sonra hayaller uçup gidiyordu. Ve ben yine yanlız kalıyordum. Şimdi hayal değil. Sanırım bu gerçeğe fazlasıyla alıştım. Özlem duyduğum bu gerçeğin aşinası oluyorum."

Dolu dolu olmuştu Hilal'in gözleri başını kaldırıp kocasına baktı. "Böyle hissettiğini bilmiyordum aklıma gelemezdi.”

"Yine mi ağlıyorsun sen?”

Doğrulup elinin tersiyle gözlerini sildi. “Çok güzel anlattın duygulandım."

"Sen bu kadar sulu gözlü müydün? Ben senin çocukken bile ağladığını hatırlamıyorum."

"Bırak şimdi. Ben çok açım sen yedin mi?”

"Hayır, hadi dışarı çıkalım yemek yeriz sonra seni bir yere götüreceğim çabuk olalım ama hava kararmadan."

Üstüne yazlık keten uzun siyah bir elbise giyip saçlarını da at kuyruğu yaptı. On dakika da hazırdı. Ayağına geçirdiği babetleriyle tamamlanıp kocasının koluna yapıştı.

"Hadi çıkalım."

Önce güzel bir yemek yemişlerdi. Daha sonra arabaya binerek Kemal'in götürmek istediği yere kadar ne dediyse öğrenemedi.

Tanıdık bir yola girmişti. Burası kendi evlerinin yarım saat uzağında olan bir semtti. Arabayı büyük bir duvarın önünde durdurdu.

"Geldik, in hadi."

Misafirliğe falan mı geldik diye düşündü önce. Ama cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açınca anladı.

Elinden tutup içeri çekti. Kapıdan içeri girdiğinde ruhunu sıcacık bir duygu kaplamıştı. On onbeş metre patika yoldan yürürken etrafa göz gezdiriyordu.

"Burası çok güzel."

Durdu Kemal. Bahçenin tam ortasında Hilal'i önüne alarak sırtını göğsüne yasladı.

"Burası bizim yeni evimiz artık, diğerlerinde misafiriz." Kocasının boynuna atladı adeta. "Sen harikasın bayıldım buraya..."

"Burdan bayıldıysan arka bahçeyi görünce ne yapacaksın."

"Ne varki arka bahçede..."

"Hadi bakalım." Elinden tutarak götürdü arka bahçeye.

Hilal gördüklerine inanamıyordu. Bahçe evin beş katı büyüklüğündeydi. Ve yanılmıyorsa gördüğü çaydı.

Bahçenin bir bölümüne çay dikilmişti. Bir bölümüne çiçekler, uzaktan seçemiyordu ama sebzeye benziyordu.

"Bunu bir günde yapmadın degil mi?”

"Hayır, ben bu evi alalı beş koca yıl oldu."

"Beş yıl mı?”

"Evet, beş koca yıldır bu ev seni bekliyor. İçini döşemedim. Senin zevkine göre olsun istedim. Ha bu arada bugün evi senin üzerine yaptım. Artık ben senin evinde kalacağım.”

Söylecek söz bulamıyordu. Kemal, Hilal'i bambaşka seviyordu. Hilal'den belki milyon kere fazlaydı. Hilal'in her saniye yeniden sevmesinin sebebi buydu. Hilal sevmişti. Ama Kemal kara kör bir sevdaya tutulmuştu. Hilal'in sevdası da geçmezdi. Fakat Kemal'in sevgisi  ahirette bile yeterdi.

Yanaklarından süzülen yaşlar bir iki aşağı damlıyordu.

Sıkıca sarıldı kocasına. “Annem haklı galiba sen bana fazlasın ben sana eksik."

"Sakın bir daha söyleme bunu!” sesi çok uyarıcıydı. "Bence benim annem haklı ben bir dua ya denk gelmişim."

"Sen hep söyle bunu olur mu?”

"Olur sevdiğim olur."