Ocak 6, 2021

29. Huzur

ile payelll

 

Aradan geçen bir hafta boyunca evi döşemek ve düğün işlerini halletmekten yorgun düşmüştü Hilal. Kemal tüm gün şirkette oluyor, gece de Hilal’in fikirlerine yardımcı oluyordu. Eşyaları beraber seçmişlerdi. Dışı toz pembe olan evin içi kar beyazdı. Bazı odalarda yeşil tonları bazı odalarda mavi tonları kullanılmıştı. Ama geneli beyazdı. İki katlı olan ev aşırı büyük değildi. Ama Hilal’e fazla bile geliyordu.

Nergis bayılmıştı eve. Buralarda aynısından ev istemişti Murat’tan. O da karısını kırmamış birkaç villa yukarısında satılık olan evi karısına almıştı. Kızlar evlenseler bile ayrılmadıkları için çok mutluydular. Her ikisi de birbirinin görümcesiydi. Bazen bunu konuşup deli gibi gülüyorlardı. Buralarda satılık bir ev daha bulurlarsa Erdem ve Deniz için düşünmüşlerdi. Onların zaten kurulu bir evi vardı ve bu gece düğünü olacaktı. Kemal ile hava alanında buluşmak için sözleştiler.

Yanağına konan öpücükle irkilip çantayı kaldırdı.

“Hey, benim.”

Gözlerini kapatıp omuzlarını düşürdü Hilal. “Yapma böyle, korktum.”

“Tamam afedersin sultanım bilemedim.”

“Hadi biletleri alıp çılgın aşıkların düğününe katılalım.”

Uçağa bindiği anda kocasının omzunda uykuya daldı Hilal. Uzunca bir sürede uyanmadı. Uçak inmeye yakın yine Kemal uyandırdı.

“Sen iyi olduğuna emin misin son zamanlarda çok uyuyorsun normal mi bu?”

“Yoruluyorum ondan olmalı.”

“Haklısın ama sana sürprizim var.”

Gözlerini kocaman açıp baktı “Ne?”

“Düğünden sonra tam bir ay balayı abin zamanında bana söz vermişti hatırlarsan şimdi yan çiziyor ama nafile.”

“Bir ay bıkarız bence.”

Boynuna doğru sokuldu Kemal. “Hiç sanmıyorum.”

“Terbiyesiz adam bir gören olacak çekil!” Kısık sesle söyledi Hilal.

Artvin’e iner inmez Deniz’in kollarında buldu kedini Hilal.

“Dur kızım ne oluyoruz.”

“Çok özledim seni ama.”

İki kadının birbirine sarılışı iki adamı da aşırı derecede mutlu ediyordu.

“Senin hazırlanman gerekmiyor mu neden geldin, zahmet etmeseydin.”

“Deli misin sen. Her şey için seni bekledim, cemoş bizi bekliyor.”

Erdem’in homurdanması kulaklara komik geliyordu. Hilal, Deniz’e göz kırptı.

“Gelinliğin nasıl? Bana da şöyle en payetlisinden dekolteli birşey ayırdın sanırım çünkü çantamı alıp geldim.”

Deniz kahkahayı bastı.”Şüphen mi vardı? En güzelinden hem de.”

Bu sefer homurdanma sırası Kemal’deydi. “Hilal beni çıldırtmak gibi bir niyetin yok inşAllah.”

“Yok Kemal o senin kendi çılgınlığın ben bir şey yapmıyorum ki.”

Cemoş’un yanında yaklaşık iki saatir hazırlanma işlemleri sürüyordu. Cemoş çok komik biriydi. Ortalığı birbirine katmıştı. Yanlarında da Erdem’in iki kız kardesi de vardı. Ve aşırı güzel kızlardı, çok da sevimliydiler. Ve abileri evlendiği için heyecandan yerlerinde duramıyorlardı.

Deniz’in sesi ile ona döndü. “Nasılım?”

Saçlarını koyu kestaneye boyatmakla en doğru kararı vermişti Deniz. Kabarık üstü taşlı omuzları açık ama kolları kapalı etekleri kırpık tüllerle süslü gelinliğin içinde müthiş duruyordu. Kıvır kıvır yaptırdığı saçlarını yarı topuz yaptırarak boynunu ve omuzlarını açıkta bırakmıştı.

“Sen nasıl güzel olmuşsun, bir bilsen kızım adamın dibi düşecek seni görünce.”

“Bence hemen karar verme.” Arkasını döndüğünde gördü ki gelinliğin arkası beline kadar açık korse ipi ile şekil verilmişti. “Owwww sen delirdin mi Erdem bunu biliyormu peki?”

“Hayır bilmiyor ama öğrenecek.”

Küçük görümce lafa girdi. “Bence müthiş seçim bir haftada nasıl yaptıysa Cemoş, bravo valla.”

Cemoş kıvırta Kıvırta geldi.”Ne bir haftası ayol beş gün beş, uyumadım da yaptım her iğnede Deniz’e soktum. Gitti şeker gibi adam ay ay bak yine sinirlendim ne bulduysa senin gibi çirozda.”

Kendimi tutamadı Cemoş gibilerini her gün görmüyordu. Ama Hilal’e o kadar kötü bakmıştı ki sustu Hilal.

“Hilal’in elbisesini getir Cemoş ama vır vır ettin.”

“İşine gelmedi degil mi çarpık bacaklı karı.”

Deniz bile dudaklarını ısırıyordu gülmemek için. Hilal’de saçını ve makyajını bitirmişti. Elbiseyi göremedi. Deniz, sürpriz olsun beğeneceksin, dediğinde soru dahi sormamıştı.

Omzunda, üstten başlayan geniş bir örgü yapmıştı Cemoş makyajı abartma dediyse de Hilal’i hiç dinlememişti. Yanlız İyi ki de dinlememişti. Acayip güzel bir görüntü aynadan yansıyordu.

Elinde sallayarak getirdi elbiseyi. Bayılmıştı Hilal. Yeşil saten üzerine tül göğüsten bele kadar inen yeşil gri taşlar ve o yırtmaç. “çevirsene şu elbiseyi Cemoş’cum.” Aklına  gelen başına gelir miydi? Kesin gelirdi. Sırtı inceden açık gizli iplerle tutturulmuştu. “Deniz sen beni boşatmak mı istiyorsun canım?”

Deniz gelinliğini sürüyerek dibine geldi Hilal’in. Kulağına eğilip “Sana silahlarını nasıl kullanacağını öğreteceğim bu gece bu elbiseyle”

“O nasıl oluyor?”

“Çok basit seni bunun içinde gördüğünde tek aklına gelen sadece sana olan arzusu olacak.” Ağzı açık kalmıştı. Deniz’den beklediği bir şey değildi. Şaşkın yüzüme bakıp devam etti. “Evet sonrasını sen bilirsin zaten.”

Etrafına baktı Hilal. Herkes kendisiyle ilgileniyordu. “Bana bak sen ne yaptın, koynuna girdin adamın degil mi?”

Omzunu silkti Deniz. “Ne olur ki?”

“Ah Allahım kötü örnek oldum affet beni.” Ellerini havaya açıp dua etti.

Deniz’se Hilal’e sadece güldü.

İki saatir önünde bir sağa bir sola gidip gelen Erdem’i izlemekten yoruldu Kemal.”Otursan diyorum artık yorulmadın mı?”

“Hı Bana mı dedin.” Erdem’in bedeni burada ama ruhu kesinlikle Cemal’in yerindeydi.

“O ho sen burda değilsin, ne bu halin evleniyorsun işte.”

“Kaç yıldır bekliyorum ama bu çok farklı. Bir şey olur korkusu var içimde.”

Ayaga kalkıp elini omzuna koydu Kemal. “Hiç bir şey olamayacak rahat ol. Hem artık gidelim vakit geldi.”

Gelin arabasını park edip indiler. Arabayı Kemal kullanıyordu. Salonun kapısı açılınca tabiki karşılayan Cemoş oldu. “Ayyyyy evrenin en  yakışıklı iki adamı benim salonuma gelmiş ayol,” derken bir kahkaha patlattı.

Erdem onu kenara iterek içeri girdi. Ardında Kemal. Kemal’in de sinirine dokunmuştu bu Cemoş denen adam.

“Ay ne kaba adamlar ayol.” Diyerek az önceki tezini kendi çürütmüştü Cemoş.

“Kes nerde benim hatun?”

Kapının önüne geçti Cemal. “Önce bahşişi mi alayım adettir ama yani. “

Erdem cebinden çıkardığı bir tomar parayı Cemal’in avucuna bıraktı.”Anam bu ne?”

“Bahşiş.”

Kapıdan içeri girdiler Cemal parayı saymakla meşguldü. Deniz salonun orta yerinde damadını bekliyordu. Ama Erdem onu görür görmez olduğu yerde çakılı kaldı.

Hilal’de kocasının yanında aldığı soluğu. “Hayatım sen giyinğidigine emin misin?”

“Ya valla Deniz ayarlamış kıramadım biliyorsun.”

“FesuphanAllah.” diye söylendi Kemal. “Bunun hesabını ona ayrı soracağım sana ayrı.”

“Yakışmamış mı?”

“Hayır, fazla yakışmış ve beni baştan çıkarıyor. Umarım bu gece birini pataklamak zorunda kalmam.”

“Seni seviyorum.”

Kemal’in tüm sinirleri çekiliyordu bunu duyunca. “Yazık ama bana burası yeri mi mavi?”

“Yerinde de söylerim.” En tatlı haliyle bakıyordu Hilal. Kemal buna dayanabilecek güçte değildi.

“Mavi bence sus yoksa…”

“Sustum.”

Erdem girdiği şoktan çıkmış Deniz’i koluna takıp dışarı çıkmıştı. Ardından da Kemal ve Hilal. “Kadın bu ne?”Kemal’in sesine döndü Hila. “Ne oldu?”

“Elbisenin arkasını nerde?”

Hilal kıkırdadı. “Deniz’e sor?”

“Deniz evlendiğine dua at sen.”diye söylenerek nikahın olacağı yere vardılar. Kalabalık değildi. Sadece yakın akraba ve belediyeden yakın dostlar vardı. Evetler havada uçarken ikisininde mutluluğu görülmeye değerdi. Çok acı çekmiş olabilirlerdi. Ama acıdan büyük bir sevdaya sahip oldukları bir gerçekti. Aşkın imtihanına yakalanmış olsalar da her sınavın bir sonucu vardı. Onların ki yüz üzerinden yüz almıştı.

Nikahtan sonra yemeğe geçilmişti. Kemal Hilal’i ayaga bile kaldırmıyordu. Kalkarsa her yeri görünecekti. Kıskançlığın böylesi. Müziğin başlamasıyla yerinde duramayan Hilal. Kemal’e yalvarıyordu. “Olmaz!” diye inat etti bir kere. Karadeniz inadıda başkaydı hani…

“Yahu ben evli barklı kadınım buradaki herkes gibiyim bana kim niye baksın?”

Kulağına doğru eğildi Kemal. “Sen burada ki en güzel kadınsın herkes sana bakabilir.”

Kadınlık gururu kabardı Hilal’in.”Bak şöyle yapalım beraber çıkalım daha önceden kapılmış olduğumu  anlarlar.”

“Çok tatlısın karıcığım ama olmaz. Ayrıca benim başka hayallerim var.”

“Neymiş?”

“Bir an önce kaçıp seni kollarıma almak, gibi ve bu elbiseyle özel olarak ilgileneceğim onuda belirteyim.”

Hilal gözlerini devirdi. Bazen çekilmez olabiliyordu. Bu kıskançlık ve sahiplenme duygusu bu adamda çok fazlaydı. Sanki Hilal’i alıp kaçacaklar gibi geliyordu Kemal’e.

Neyseki düğün bitmiş, vedalar edilmiş, gelin ve damat evine Kemal ve Hilal’de otele gelmişlerdi.

Odanın kapısından adım atar atmaz omuzundan yakaladı. “Dur bakalım. ” Kendine çekip yasladı karısını. “Bırak, sana kızgınım.” bütün düğün boyunca oturmuştu Hilal. Ve gerçekten sinir olmuştu. Öpücükleriyle sakinleştirmeye çalıyordu Kemal. “Dur bakalım sana ne anlatacağım bak.”

“Ha ne gibi bir hikayen var?”

“Şimdi sen beni Deniz kenarında sadece bir şortla denize girip güneşlenirken hayal et.”

Kendini kocasının göğsüne yaslayan Hilal.”Ettim ne oldu gayet normal bir durum denize takım elbiseyle girmeyeceğine göre.”

“Tamam sonra yanımızdan geçen genç kızların bana baktığını hatta ve hatta bu adam benim olmalı bakışı attığını da hayal et.”

Gözlerini fal taşı gibi açtı Hilal. Dirseğini Kemal’in karnına indirdi. Kemal acısa da oralı olmadı.

“Ettin mi?”

“Ettim.”

“Ne hissettin peki?”

“Şu an yaşamıyorsun. Çünkü ben seni öldürdüm. Doğal olarak acı. Birazda oh olsun.”

“Ama sen çok acımasızsın hiç değilse kızları öldürseydin beni neden öldürdün.”

“Ne demek istediğini anladım ama bu kızgınlıgıma çare değil.”

Karısını kendine çevirdi. Ellerini açık sırtında gezdirdi. “Başka yöntemlerimde var.”elbisenin gizli iplerini tek tek koparmaya başladı.

Her kopan ipte Hilal’in bedeni titriyordu. Bu adama hayır demeyi nasıl öğrenecek hiç bilmiyordu. İçinden gelen bir şeydi. Anında teslim oluyordu. Aşkla dokunuş onun inadını kırıyor çaresiz bırakıyordu. “Bütün gece bunu hayal ettim.”

“Deniz haklıymış.”

“Hangi konuda?”

“Bu elbiseyi giyersem aklının başından gideceği konusunda.”

“O zaman bana hiç kızma sen Deniz’in oyununa gelmişsin.”

Taze çift ile yapılan kahvaltının ardından İstanbul’a geri dönmüşlerdi. Hilal kendini yatakla buluşturmak istemişse de yapılacak çok iş vardı. Kemal şirkete geçerken o da yeni evine geçip eksiklerin listesini yapmıştı. Nergis hamile olduğundan ona kıyamıyordu. Çok az iş kalmıştı. Bu kadar zamanda üstün başarı elde etmişti. Bir kaç ev tekstil ürünü ve mutfak eşyaları kalmıştı. O da bugün bitmek zorundaydı. Ne kadar yorulsa da müthiş keyif alıyordu. Mutluydu huzurluydu. Seviyor seviliyordu. Bundan daha güzel ne olabilirdi.

Gelinliğini seçilmişti. On beş güne yetişmesi için de iyi bir moda evi ile anlaşmıştı. İki güne kadar bitmiş olacaktı. Salon ayarlanmıştı. Detaylar gözden geçirilmişti. Kalabalık ve hareketli bir düğün hep hayaliydi. Öyle de olacaktı. Unutmadan Ceren’i arayıp düğüne davet etti. Şahin abisi ile Ceren’in karşılaşmaları kaçınılmaz olacaktı. Düşünürken”belli mi olur bakarsın küllerinden doğarlar “diye eklemişti. Kendi düşüncesine… Şahin abisi Askerdi. Kullanmadığı ne kadar izni varsa Hilal’in yalvarmaları karşısında geleceğine söz vermişti.

Ve iki gün sonra düğün olacaktı. Tüm eksikler bitmişti. Gelinlik dikilmiş dolapta yerini almıştı. Ve yine iki dairede tıka basa akraba doluydu. Neyseki annesi hiç bir şey yaptırmıyordu. Ama daral gelmişti. Odası da istila edilmiş mi diye baktı. Evet edilmişti. Halası yatağına uzanmış horluyordu. Uzun yoldan gelmişti yorulmuş olmalıydı.

Kemal’i aradı gözleri. Karşı dairede olmalı diye düşünüp oraya geçti. Burasıda ordan farklı değildi. Halime annesine nerde olduğunu sordu. Odasında uzanıyor cümlesini hiç beğenmedi. Kapıyı hızlı açıp içeri girdi. Ardından kapatıp kilitledi.

Şaşkın bakan kocasına döndü.”Hayırdır canım kim kovaladı seni?”

Kendini hemen kollarına bıraktı. “Çok sıkıldım hayatım Her yer insan kaynıyor. “

“Hadi hadi kocamı özledim deniyorsun da kaç gündür ayrıyız.”

Uzanıp yanağından öptü kocasını.”Valla özledim eroin gibisin sürekli almam lazım seni.”

“Hadi kalk dışarı çıkalım, biraz hava alırsın.”

Kalkıp Kemal’e baktı. “Ay karısını da düşünürmüş, götür beni ne olursun odama girdim biraz uyuyayım diye halam nasıl horluyordu bilsen.”

Hem gülüp hem de kalktı Kemal. Elini uzatıp Hilal’i de kaldırdı. “Neyse ki sen halana benzemiyorsun.”

Dışarı çıkmak çok iyi gelmişti. Kulaklarından ses çekilince hafiflemiş gibi hissetti. Yemeğini bitirip arkasına yaslandı. “Nasıl iyi geldi bilemezsin. Uykum geldi ama bir de uyuyacak bir yer lazım bana.”

Omzunu işaret etti Kemal.  “Gel sultanım burdan iyi yeri nerde bulacaksın.”

Mutlulukla gülümsedi Hilal. Gözlerini dikip bir süre kocasını tatlı tatlı seyretti. İçindeki her hücre ona koşuyordu. Önüne geçilemez bir hızla hem de. Bu aşk denen şey acayip bir şey, çözmeyi düşünsem bile ömrüm yetmez sanırım, diye geçirdi içinden.

“Bakma bana o şekilde.”

“Ne şekilde?”

“Mavi kes şunu yoksa?”

“Aman tamam, tamam bakamayacak mıyım canım kocama ne çılgın bir şey çıktın başıma.”

Kemal arkasına yaslanarak. O çapkın gülüşünü takındı. “İyi ben de biraz karıma bakayım bari.”

Hilal’in yüreği teklemişti. Sanırım bu bakışın verdiği ritim hiç geçmeyecekti.”Bak canım bak ben ellerimi yıkamaya gidiyorum sen bakadur.”

Lavabonun olduğu yöne geçene kadar takip etti Kemal. Gözden kaybolunca önüne döndü. Başını iki yana sallayarak.”Dehşet bir şey bu kız.”Diye mırıldandı.

“Merhaba,” diyen sese kaldırdı başını Kemal. Karşısında görmek istediği son kişi bile değildi. Yine de belli etmek istemedi. “Yeliz hanım.”

Ayaga kalkıp elini uzattı. Tüm sırnaşık haliyle elini sıktı Yeliz. “Yeliz deyin lütfen resmiyete lüzum yok.”

Elini geri çekti Kemal. “Peki Yeliz.” Bir an önce bu kızı göndermezse başına geleceklerden Yeliz sorumluydu. Üzerinde varla yok arası eteği, dekoltesi full açıktı.

“Yanlız mısın?”

“Hayır eşimle geldim lavaboya giti döner birazdan.”

“Sen evlendin mi?”

Hilal aklına gelince yüzü gülmüştü. “Düğünüm yarından sonraki gün ama evet evlendim.”

“Kiminle diye sormuyorum bile Hilal’di ismi sanırım.”

“Evet Hilal.”

“O zaman ben gideyim karın çok kıskanç biri yanlış anlama olmasın.” O geceden aklında kaldığı kadar konuşmuştu Yeliz.

Evet git diyemeyeceğine göre, “Rica ederim olur mu  bizde kalkıyorduk zaten.” Diyebildi.

“Peki, Allah Mesud etsin sizi tebrikler.”

“Teşekkür ederiz.”

Hilal, lavabodan çıkıp masasına doğru ilerliyordu. Uykusunun açılması için elini yüzünü yıkamıştı. Ama yine de pek açılmış gibi değildi.

Ama Kemal’in Yeliz’e sarılmış. Yeliz’in de ona sıkıca tutunmuş halini görmeyi aklının ucundan bile geçiremezdi. Öfke tüm vücudunu ele geçiriyordu. Sinirden elleri titremeye başlamıştı. Buradan gitmezse masayı başlarına geçirme olasılığı yüksekti. Gözlerinden düşen yaşları hissetmiyordu bile. Halbuki yanlarına gidip sorması yeterli olabilirdi. Ama şu an  aklında olan şey Kemâl’in Yeliz’e sarılmış haliydi. Kanı çekiliyordu. Kıskançlık artık onu fazlasıyla ele geçirmişti. Arkasını dönerek uzaklaştı oradan. En hızlı şekilde. Arkasından bağıran Kemal’i duyuyordu. “Hilal bekle!” Ama bekleyecek değildi.

Önüne çıkan ilk taksiye binerek uzaklaştı. Çantası orada kalmıştı. Gözlerini sildi elinin tersiyle. Bu iş bitmişti. Asla düğün olmayacaktı. Arkasını döndüğünde kocasını başka bir kadının kollarında gören biri başka ne düşünebilirdi. Kaçmanın anlamı yoktu. Her yanı acı ile kıvranıyordu. Şoföre adresi söyledi. Eve gidecek ve bu işi bitirecekti.

Kemal ise nereye gideceğini bilmiyordu. Yeliz yanından ayrılırken ayakkabısı ters dönmüş. Üzerine yıkılmıştı. Amacı sadece yardım etmekti. Aksini nasıl düşünmüş olabilirdi Hilal. Hem kendine hem de Hilal’e kızıyordu. Direksiyona vura vura yol aldı. Yine kaçma ihtimali yüksek miydi bilmiyordu. Aklını kaçıracak gibiydi. Yarım saat kadar aklında en kötü ihtimallerle dolandırdı arabayı. Çalan telefona baktı. Erdem arıyordu. Nasıl unuttu bugün buraya geleceklerdi.

“Nerdesin Kemal?”

“Başıma geleni bilsen sormazdın.”

“Hilal burda evde avaz avaz bağırıyor. “

Evde ve bağırıyor. Eve gideceği aklına gelmemişti.

“Geliyorum,” diyerek ecele ile kapattı telefonu.

Kalabalık evden Hilal’in sesi dışında ses çıkmıyordu. Herkes susmuştu. Konuşmamalarının nedeni Kemal’in olmayışıydı. Abisi de yoktu. Anneleri başta sorsalar da öğrenemeyince susmuşlardı. Babaları anneler zor zaptediyorlardı. Babası “Hatice sustur şu kızı vallahi elimden kaza çıkacak.” diye söylenip duruyordu. Nergis ve Deniz ne dediyse konuşmamıştı. Yerinde duramıyordu. Aglamanın yerini hırs almıştı.

“Evlenmiyorum işte evlenmiyorum hadi evlendirin. Bitti bu iş.” Aklına ne gelirse söylüyordu. Nergis, Murat’ı arayıp buraya gelmesini söylemişti. Hilal’i hiç böyle görmemişti.

“Kızım söylesene ne oldu ne?”

Deniz “Hilal bir saçmalama ya ne evlenmemesi konuşturma beni.”

Elini Deniz’e sus anlamında kaldırmıştı. “Deniz sus, sus duymak istemiyorum.”

Küçük halası girdi odaya. “Gız senin agzuni yırtarum sıs, Kemal geldi. Ne derdinuz varsa halledun bitsun  getsun.”

“Ha gelmiş mi?”

Salona doğru hızla yürüdü. Diğerleride peşinden salonda durmuş büyüklerine açıklama yapıyordu Kemal. Suçsuz olduğunu Ispatlamak istiyordu. Ufacık bir şey için herkesi ayaga kaldırmış ve üzmüştü Hilal ona göre.

“Niye geldin sen? Bulunduğun yerde gayet iyi görünüyordun.”

Sinirden koyulaşmış yeşil gözlerini öfkeden gece mavisine dönmüş mavilere çevirdi Kemal.

“Hilal bu yaptığın da mantık arıyorum ama bulamıyorum hayır ne gördün de ne anladın bu kadar büyüttün olayı? Ne demek evlenmiyorum sen aklını mı kaçırdın.” Artık Kemal’in de sesi yükselmeye başlamıştı.

“Gayette net gördüm, sensin mantıksız.” Babasının “Hilal kendine gel,” diye bağırması dahi işe yaramamıştı.

Kapıdan giren Murat şimdilik dinlemeyi seçmişti. Gerektiğinde müdahale edecekti. Nergis’e sus işareti yaptı.

“Baba beş dakika yanlız bıraktım döndüğümde tarihin en berbat kadınına sarılmıştı.”

Hilal’in ağzından dökülen her cümle bomba gibi düşüyordu. Herkes şaşırmıştı. Kısa bir süre tabii ki. Herkeste gayet iyi biliyordu ki  Kemal bunu asla yapmazdı.

Gözlerini kapatıp başını yukarı kaldırdı Kemal. Sabır dileniyordu.

Hilal’in babası, “Kemal öyle şey yapmaz sen yanlış anlamışsın.”Dediğinde Hilal ağzı bir karış açık şekilde baktı babasına.

“Hilal, Allah aşkına bizi düşürdüğün duruma bak.” Dedi Kemal.

“Sana son sözüm Kemal ev -len -mi-yo-rum anladın mı? Evlenmiyorum.”

“Evleneceksin!” diye kükremişti Kemal.

“Evlenmiyorum.”

“Evleneceksin.”

Ellerini saçına daldırdı Hilal. Gücü tükeniyordu. Dedesi ordan, lHa ben dedum bu delu gız cayar diye boşama oğlum sakin.”

“Dede ne boşaması o aklını kaçırmış olabilir ama ben değilim.”

“Aslan oğlum benum.”

“Size neyi anlatamıyorum ben. Evlenmeyecegim!” yine sesi yükselmişti. Kema’in sabrı taşmak üzereydi.

“Mavi beni delirtme aklında saçma sapan kurup neyi mahfettigini hatırlatırım. Ayrıca senin öyle bir lüksün yok.”

İşte bu herkesin kafasında soru işareti bırakmıştı. Gözleri kocaman açıldı Hilal’in.

“Evlenmiyorum işte evlenmiyorum.” Yine çırpınışlar başlamıştı. Ve yine sesi yükselmişti.

Murat, tam da zamanının geldiğini anladığında ağır adımlarla kardeşinin yanına ulaştı. Kolundan tutup kendine çevirdi. Abisini karşısında görünce duraksadı Hilal. Sertçe yutkundu.

“Gel bakayım sen benimle…”

Sesini çıkarmadan takip etti Hilal. Odaya girip kapıyı kapatıp kardeşine döndü. Hilal abisinin karşında süt dökmüş kedi gibi duruyordu. Çünkü zaten evli olduğunu bilen dört kişiden biriydi. Ve abisiydi.

“Kemal’in bunu yapamayacağını biliyorsun ve bile bile çıkardığın rezilliğe bak!”

“Ama abi.”

“Sus, bir halt ettin sesimi çıkarmadım. Sevdadır dedim aşktır dedim anlarım dedim. Anladım. Sustum.”

Abisi konuştukça daha çok suçlanıyordu. Başını önüne egdi.

“Hamilesin sen degil mi?” İşte bunu duymak yerle bir olmaktan beterdi. Keşke şu an şurda bir yerlerde çukur falan olsaydı da Hilal oraya girip hiç çıkmasaydı.

Baştan aşağı kırmızıya döndü. Ve sessizliğe gömüldü.

“Hamilesin, cevabımı aldım. Gizlice evlendin bir de hamile kaldın şimdi kalkmış ne söylüyorsun aklın başında mı? Şimdi usulca çıkıyorsun gidip büyüklerinden özür diliyorsun. Evleneceğini de ekliyorsun ya da ben herkese zaten evli, bir de bebek beklediğini büyük bir zevkle açıklarım.”

Sanki kör kuyuya düşmüş gibiydi. Abisi nasıl öğrenmiş olabilirdi? Nergis’e bile söylememişti oysa. Ne yapacaktı şimdi. Kaçacak yeride kalmamıştı.

“Anlaştık mı Hilal?”

Zor ve titrek sesle söylemişti. “Tamam abi.”

Odadan tükenmiş utanmış bir suratla çıktı. Kızlar kapıda bekliyordu. Hilal’i görünce dikleştiler.

Hiç bir şey söylemeden salona doğru ilerledi. Üzerine dikilen gözlere bakmadan “Annelerim babalarım dedelerim yaptığım ayıptan dolayı özür dilerim, düğün olacak.” Zar zor çıkmıştı kelimeler ağzından. Kayın pederi “Olur kızım öyle şeyler üzmeyin birbirinizi bak Kemal’de çıktı gitti,” dedi.

Ahh ona bunun hesabını ayrı soracağım diye içinden and içiyordu.

Ev normal haline dönmüştü. Ve tekrar gürültü almış başını gidiyordu. Ne kadar ısrar ettiyse de Deniz ve Erdem otele gitmişlerdi. Zavallılar neye uğradıklarını şaşırmışlardı.

Saat gece yarısını vurmuştu. Ve Kemal hala gelmemişti. Kendini berbat hissediyordu. Hem kızıyor hem de yeni yeni aklı başına geliyordu. Ah bu kıskançlık duygusu insanı nerelere götürüyordu. Yine de alması gereken bir ifade vardı. Ve asla boş geçmeyecekti.

Burda boğuluyordu. Ani bir kararla çantasını ve telefonunu aldı. Arabasının anahtarınıda alıp kendini dışarı attı. Gidecek tek yer kendi eviydi.

Arabayı bahçeye soktu. Park edip indi. Çantasından aldığı anahtarla. Kapıyı açıp içeri girdi. Işıkları açma gereği bile duymadan kendini salondaki koltuga bıraktı. Biraz sessizlik huzur ve yanlızlık. İşte şimdilik tek istediği buydu. Bugün aşırı derecede yorulmuştu.

Yarı huzur yarı mutsuz uykuya teslim oldu.

Manyak ayol bu kız.