Ocak 15, 2021

33. Final

ile payelll

 

Aşk, ah o deli duygu. Ah o, biçilmiş libas. Kişiye tam oturan ve üzerinde çürümeyen görünmez zar. Neden ? 

Nedenler, niçinleri kabul etmeyen his. Sebepsiz olgu. Gelmiş insan oğlunun başına derdü-şifa olmuş yara. Bir erkek bir kadını en fazla ne kadar sevebilirdi. (…….)

Erdem’de tam olarak çözmüş değildi. 

Bir erkek bir kadına her gün aşık olabilir miydi? 

(…….) 

Buna yanıtı eğer söz konusu Deniz’se olurdu. Neden her gün yeniden aşık olurdu peki? 

Buna yanıtı şöyle oldu Erdem’in. 

-Baktım! 

-Kimsenin göremediğini gördüm!

Neydi kimsenin göremediği şey. 

– Belli bir şekli yok. Deniz kısaca. Yüreğimden ona doğru dört nala koşan bir ordu var. Durduramıyorum. Hep Deniz diyor. Hep Deniz…

Elini saçına götürse, saçına dokunduğu için ellerine kızıyorum. Izin verdiği için saç tellerine…

Gözü yana kaysa kendime kızıyorum. O tarafa geçmeliydim. 

Uykusunda ki benden ayrı rüyalarını kıskanıyorum. Orda olamadığım için.

Bana doğru doğru yürüdüğünde ayaklarının altındaki taşları kıskanıyorum. Mesafeleri en aza indirmedigi için. 

Mesafeler bittiğinde bana dolanan kollarıyla ve tüm hücrelerime yayılan kokusuyla hepsini unutuyorum. Kan bedeninden çekiliyor. Zaman duruyor. Kalbim bir kaç saniye ritmini unutuyor. Başını kaldırıp baktığında açık ela ve yeşil hareli gözleriyle zaman tekrar akmaya başlıyor. Gülümsediğinde her yer, her şey siliniyor dünyada ikimiz kalıyoruz. Benim için hayat Deniz’den ibaret.

Der, Erdem her sorulduğunda. Aşk kaç beden giyer bilinmez ama Deniz ve Erdem’e biçilmiş gibiydi. Her ikisi içinde aşk kendilerinden ibaretti. Bir de küçük kızları Elizya. Babasının ikinci aşkı. Üç yaşında ve annesinin küçük bir kopyası. Elizya doğduğunda Erdem hiç düşünmeden bu ismi annesinin de izniyle kızlarına takmıştı. 

Deniz egeliydi. Erdem karadenizli. Erdem için Deniz, tutkuydu. Her şeydi. Tarifi zordu. Her sorulduğunda faklı anlamalara yüklü betimlerle anlatıyordu. 

Deniz’den gelen her şeyin delisiydi. Doğum yatağında yatan karısına bakıp “Deniz’den gelen kız. Deniz kızı Elizya,”demişti. Elizya, bir rivayete göre ege bölgesinde yaşayan deniz kızının adıydı. Ve Erdem bu isme aşık olmuştu. 

Karısına ve kızına olduğu kadar. Annesinin kestane saçlarına nazaran Elizya’nın saçları güneş sarısı gibiydi. Öğrendiğine göre Deniz’de çocukluk yıllarında aynı Elizya gibiymiş. Hayatında sevdiği tek sarışın kızı Elizya’ydı. 

Geçen yıllara aldırmadan ilk günkü kadar, hatta daha fazla bağlandığı Deniz’ine bunu her fırsatta çekinmeden gösteriyor ve dile getiriyordu Erdem. 

Belediye başkanlığını bırakıp İstanbul’da açtığı hukuk firmasıyla gün be gün büyümüştü. Hilal ve Kemal’in evine çok yakın da bir ev satın almışlardı. Ve artık geçmişi alay konusu bile olarak açmıyorlardı. Erdem şakası bile geçse yüreğine inecekmiş gibi hissediyordu. 

Evin kapısını açan hizmetliye Deniz’i sordu. İlginçti! Kapıyı her akşam Deniz açardı. Okuldan koşa koşa gelir ve kocasını beklerdi. Ama bugün kapıyı o açmamıştı. 

Kırklı yaşlarda olan Hatun hanım “odasında Erdem bey. Biraz üşütmüş sanırım.”dediğinde Erdem’in kaşları çatıldı.

Üst kata doğru ilerlerken “Elizya nerede?”diye sordu. 

Ardından seslendi Hatun hanım “Hilal hanım geldi. Ve annesi dinlensin diye kendi evine götürdü.”dedi. 

Erdem, Hilal’e minnet duygularını içinden hediye etmişti. Başını salladı. Ama Hatun hanım bunu görmedi. 

Adımlarını hızlı, hızlı yatak odasına çevirip kapıyı açtı. Deniz’ini yatakta boylu boyunca uyurken bulduğunda yüreği titredi. 

Kapıyı kapattı sessizce. Üzeri açık uyuyordu birde. Yatağın ucunda duran örtüyü usulca karısının üzerine çekerken kendi de altına girdi. Doğum yapmış olsada hala incecik olan beline sarıldı Deniz’in. Saçlarının bahar kokusunu hissetti. Bir kaç küçük öpücük bıraktı. 

Kendine gelmeye başlayan Deniz yerinde kıpırdayınca daha sıkı sarıldı karısına.” Beni aramalıydın.”diyerek tatlı sert kızmaya çalıştı Erdem. Eskiden bu yana yapamadığı olsada, şansını denemek istemişti. 

Diliyle kuruyan dudaklarını ıslatıp zorla konuştu Deniz. “Neden mikropları mahkemeye mi verecektin? Gözlerini bile açamıyordu. Tüm vücudu ağrıyordu. Ara sıra gelen titreme ve bir müddet sonra gelen ateşle kendini uykuya teslim ediyordu. 

“Ahhh Deniz…ne demek istediğimi biliyorsun. Ayrıca verebilirim. Benim sevdiğimin canını yakıyorlar.” Karısını ufak hareketlerle kendine çevirdi. Soluk göz rengini görünce içi burkuldu. 

Yeşil hareli ela gözerinin ışıltısı kaybolmuştu Deniz’in. Soluk ve sönük bakıyordu. “Hadi doktora gidelim. Hiç iyi görünmüyorsun.”dedi Erdem. 

Kocasından uzaklaşmaya çalışan Deniz sadece mırıldandı. “Uzak dur sanada geçmesin Erdem. Ilaç aldım ben bu gece dinlensem yeterli.”

Kaçmaya çalışan karısını kendine iyice çekip göğsüne yasladı. Başını eğip dudaklarına minicik bir öpücük bıraktı. Dudakları sıcacıktı. Deniz’in. “Senden gelecek her şeye amenna.” 

Belli belirsiz gülümsedi Deniz. Gözlerini kapattı ve kocasına iyice sokuldu. “Yemek yedin mi?” 

“Hilal zorla çorba içirdi. Üzerine de ilaç verdi.”dedi Deniz. Yemek aklına gelince midesi bulanmıştı. 

Örtüyü iyice üzerilerine çekti Erdem. “İyi o zaman. Elizya’da yok. Bizde uyuyalım.”

“Sabaha sende hasta olursan ne olacak. Az ötede uyusana adamım.” Deniz yinede kıyamıyordu ona. 

“Olursam bana bakmaz mısın?”Diye sordu Erdem. 

Deniz zorla açtığı gözlerini kocasına çevirdi.”Böyle şeyler söyleme!… Ne demek bakmaz mısın, tabiki bakarım.”

“O halde bana git deme…. şimdi bende sana bakıyorum. Sonra sen bana…  Yemin ettik. Hastalıkta ve sağlıkta…

Bir hafta sonra Deniz tamamen kendine gelmişti. Hatta eskisinden bile dinç hissediyordu. Üç gün yatakta iki gün ayakta geçirmişti. Her zaman hasta olan biri değildi. Ama olduğu zaman da yakasına yapışan türden geliyordu hastalık. Öylede olmuştu. 

Elizya, iki yandan bağlı sarı bukleli saçlarını savura savura geliyordu. “Anne-baba” 

Koltukta yan yana oturan karı-koca hemen arkalarına döndüler. Ve çılgınca koşan kızlarına  baktılar. Elizya’nın yüzünde kocaman bir merak vardı. Anne babasının önünde durduğunda Erdem uzanıp kızını kucağına aldı. Saçlarından öptü. Deniz baba kızın bu tatlı hallerine gülümsedi. 

“Ne oldu babacım.” 

Erdem kızını gülümseyerek izledi. Kırmızı minik ağzını sağa sola kıvıra kıvıra anlatıyordu Elizya.

“Biliyoy muşunuz. Beyiz’in kardeşi olacakmış.”

Erdem ve Deniz, Nergiz’in hamile olduğunu biliyorlardı. Şaşırmadılar. Çocuklar ışık hızıyla duyuyordu her şeyi. Gizlemek ne mümkündü…

“Evet kızım biliyoruz. Bunun için mi bu kadar heyecan yaptın?”Diye sordu Deniz. Kızına şevkatle bakmıştı. 

“Eyet anne, kaydeş ne oluyoy. Iyi biy şey mi? Eyer öyleyse bende istiyoyom. Beyiz çok mutyuydu.”diye yumuk ağzıyla bir çırpıda anlattı Elizya. 

Erdem, Deniz’e tek kaşını kaldırıp baktı. Bakışı altında yatan anlatımı, anlamamak mümkün değildi. Deniz de tek kaşını kaldırıp ‘yok ya’misali bakış attı. Kızına döndü Deniz.

“Evet. Kardeş iyi bir şey. Beliz’in evine yakında bir bebek gelecek Elizya.”dedi.

Elizya ellerini çırptı. Neşeyle bağırdı. “Bende istiyoyum o zaman. Nerden alınıyoysa bana da alın.”diyerek babasının kucağından atladı. Ve hızla geldiği yöne geri döndü. 

Kızlarının arkasından bakan çift gülümsedi. Hayatta evlattan tatlı ne olabilirdi. Katıksız bir sevgiydi. Nedensiz. Sualsiz. Sadece seviliyordu. 

Karısına yarım metre daha yaklaştı Erdem. Uzun süredir bunu Deniz’e söylüyordu. Ama Deniz ikinci çocuğa bir türlü ikna olmuyordu. Sebep diye sorduğunda “doğum yapmaya üşeniyorum”cevabını alıyordu Erdem. 

Yalan söylüyordu. Deniz asla hiç bir şeye üşenen biri olmamıştı. Heleki evlat söz konusuysa. Elizya’ya gece gündüz kendi bakmıştı. Uykusuz kaldığı zamanlarda Erdem ‘ben bakayım sen uyu’dediğinde bile itiraz etmişti. Sonuç üşeniyor değil ‘korkuyorum’du. 

Elbette kolay değildi. Bunu anlıyordu. Yinede korkularını anlatmıyordu Deniz. 

Erdem ne yapacak edecek. Deniz den bunu öğrenecekti. Zamanın gelmesini bekliyordu. Illaki bir yerde söylecekti. 

Kolunu atıp kendine çekti Deniz’i. Deniz gelecek sözleri biliyordu. Duymak istemiyordu ama. Hep aynı yere geliyordu konu. Kalkmak için hamle yaptı. Kaçmak türklerin en sevdiği huydu. Deniz de şansını denedi. “Ben mutfağa bir bakayım.”diye yerinde kıpırdadı. 

Erdem daha milim anca kımıldamış karısını kolundan tutup kendine iyice yaklaşırdı. “Nereye hırçın Deniz. Daha Elizya’ya kardeş yapacaktık.”dedi. Elleri rahat durmuyordu. Karısının belinde, sırtında bacaklarında usul usul geziniyordu. Deniz bu dokunuşlara canını verirdi ya, işin sonunun nereye gideceği belliydi. Bacağının üzerinde ki ele sertçe vurdu.” Bi uzak dur.”

Sivri sinek acısı bile daha fazlaydı Erdem için. Deniz’in vurduğu yerden kıvılcım çıkardı Erdem’e göre. Çünkü, hırçın Deniz’i ayrı seviyordu. Yıllarca kendine kök söktüren kadının o çılgın halleri aklına geldikçe yüzünde tebessüm oluşuyordu. Bu, o konuya ait en tatlı anıydı. Zaten başka da güzel yanı elbette yoktu. 

Ara-sıra ufak tefek konularda atışma yaşıyorlardı. Ve Deniz savunduğu olaya o günlerde olduğu gibi deli tarafıyla yaklaşıyordu. Tartışma mı ? Ne için mi ? 

Erdem’in eve getirdiği boşanma davaları!…

Kumandayı paylaşamayan evli çift kavgaya başlıyor ve konu alıp başını giderken yolları adliyeden geçiyordu. Bir kumanda yüzünden medeni halleri değişiyor ve saçma sapan bir aleme geçiş yapıyorlardı. Sonuç elbette büyük pişmanlıklar…

Ve bunlar gibi değişik dava dosyaları. Kadın haklı. Hayır adam haklı tartışması alıp başını gidiyor ve Erdem’le Deniz’in yolu yatak odasından geçiyordu. Evliliği pekmez sanmayan yegane insanlardandı onlar. Acı da karı kocanındı. Tatlı da. Hem acıyı bilenle bilmeyen arasında fark vardı. 

“Kızımız kardeş istiyor tatlım. Bak söz konusu Elizya. Yoksa ben seni yormak ister miyim?” 

Deniz gözlerini kısıp kocasına baktı. “Hiç ister misin Aşkım sen. Sen kim çocuk istemek kim. Elizya daha bir yaşındayken başlamamıştın zaten. ‘Deniz bir tane daha güzelim.’diye yalvaran sen degildin.”

Erdem’in dudakları yukarı kıvrıldı. “Bunlar hep sana olan sevgimden.”dedi.

“Ne alakası var canım sevginle… Sen kendine elvat istiyorsun.” Deniz kollarını göğsünde bağlayıp koltukta düz oturdu. Önündeki taş duvarın taşlarını saymaya başladı. 

Erdem az daha kaydı koltukta Deniz’e sıfır yaklaştı. Ellerini karısının saçlarına götürüp okşadı. “Ben evlat istiyorum doğru. Ama senden istiyorum. Senden geleni sevmeyi bile seviyorum. Annesi sen olan çocuklar bana dünyada verilen en büyük hediye.”Dudaklarını karısının açıkta olan omzuna dokundurdu. Deniz, parmağının ucunu bile dokundursa hücrelerini uyandıran adama asla karşı koyamıyordu. Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. 

“Kaleye oynuyorsun. Bu haksızlık. Uzaktan ikna etsene beni.”diye mırıldandı. 

Erdem kahkaha attı. “Seni uzaktan sevmeyi sevmiyorum bir tek. Onu yapamam. O kısmi geçelim.”dedi. 

Omuz silkti Deniz. “Ben istemiyorum yinede…”

Erdem, Deniz’i omzundan çekerek başını kucağına yatırdı. Adamın kucağına dökülen koyu kahve saçlar bile aklını başından alıyordu. Parmaklarını saçlar arasında gezdirdi. 

“Bana nedenini açıklarsan seni bir daha zorlamayacağım.”dedi ciddi ses tonuyla. Ve Deniz’den gelecek sözleri beklemeye başladı.

Bir-kaç dakika kocasının kucağında yatıp sesizce bekledi Deniz. Anlatmayı çok istiyordu aslında. Erdem’i üzmek istemiyordu. Ama kocası bu işin peşini bırakmayacak sürekli gündeme taşıyacaktı. 

“Korkuyorum”diye fısıldadı. Erdem’in sacları arasında gezen parmakları durdu. Hemen sonra tekrar hareket etti.

“Neden korkuyorsun?”dedi Deniz’i izlerken. 

Doğum yapmaktan korkuyordu Deniz. Elizya’nın doğumu çok problemli olmuştu. Bunu Erdem’de biliyordu. Çok ağrısı olduğu için ve Elizya dünyaya bir türlü gelmek istemediği için Deniz ölümden dönmüştü. Iç kanama geçirerek aslında normal yaptığı doğumdan sonra ameliyathaneye alınmış uyutulmuştu. Bebeğini kucağına saatler sonra almıştı. 

“Doğum yapmaktan korkuyorsa..”diyen kocasının sözünü kesti Deniz.

“Ölmekten korkuyorum.”doğrulup kocasıyla yüz yüze geldi. Erdem’in çatık kaşları ve gözlerine çöken hüznü görüyordu. 

“Hayır Deniz. Bunu nasıl düşünürsün. Tamam biliyorum Elizya biraz zorladı. Ama o zaman da doktor söylemişti. Bir daha olacak diye bir şey yok. Hem ameliyatlı doğumlarda var.”diyerek karısını kendine çekti. Göğsüne yasladığı kadını içine sokarcasına sıktı kollarında. 

“Ölürsem diye çok korkuyorum Erdem. Çocuklarım annesiz kalır. Sen bensiz.” Boğazına bir yumru oturmuştu Deniz’in. Kocasının gerildiğini kendini sıkan kollardan hissediyordu. 

Deniz zor bir doğum geçirmişti. Evet ihmal edilseydi ölümle sonuçlanma ihtimali yüzde yüzdü. Böyle bir şey olmamıştı tabiki. Deniz’in hisleri tamamen psikoljikti. Başka bir bebek elbette istiyordu. Hatta bir kaç tane daha…

“Bunları o güzel aklına nasıl getiriyorsun Deniz’im. Öyle bir şey olmayacak. Doktorlar bunu söylemişti.”dedi Erdem. Kollarını çözüp karısıyla göz göze geldi. Omuzlarından iki eliyle tuttu karısını. 

“Özür dilerim. Bizim zaten bir çocuğumuz var. Olmasaydı bile bir önemi yoktu. Sen nasıl istersen öyle öyle olacak. Bencilce davrandım Deniz affet beni…” 

Dolan gözleriyle kocasına bakan Deniz, Erdem gibi büyük gönüllü bir adamla evli oldukları için Allah’a ne kadar şükür etse azdı. 

Burukça gülümsedi. “Seni çok seviyorum ben…”diyebildi. Sıkıca sarılırken. Erdem’in gülümsediğini nefsinden anlamıştı.

“Çok sevmek nedir bilmiyorum ben yer ve gök, aşksın sen Deniz. 

💞

Sekiz ay sonra…

On beş günlük olan Nergiz ve Murat’ın ikinci kızları Belinay, salona taşınan prenses beşiğinde gözleri açık etrafı izliyordu. Tepesinde bulunan, Hilal, halaların sultanı olur kendisi. Ve Kemal, Erdem, Deniz, Murat ve Nergiz sevgi dolu halde bebeklerini izliyorlardı. 

Hilal dilini damağına vurdu. “Olmamış bu! Bana benzemiyor.”dedi. Kemal karısını kolu altına çekti. “Beliz benziyor ya işte buda annesine benzesin.”dedi. 

Hilal omuz silkti. “Banane benim kızım ona beziyor oğlum da size benziyor.”dedi. 

Hemen yanında olan Deniz göz devirdi. “Ne önemi var Hilal.”bebeğe döndü. “Ne kadar tatlı baksana kime benzerse benzesin.”diyerek parmağını Belinay’ın yangında gezdirdi. 

Erdem de hayran, hayran izliyordu. “Deniz haklı kızınız harika…”dedi Nergiz’e. 

Kocasını süzdü Deniz. Biliyordu ki ikinci çocuk aşkı hiç sönmeyecekti. Hep aklında kalacaktı. Sevgi dolu kalbi belki, belki Deniz’i hiç suçlamayacaktı. Ama Deniz hep kendini suçlayacaktı. Tabi bu Deniz ikinci çocuğa karar vermeden önceydi. Ama Erdem bunu bilmiyordu. 

Nergiz’lerin bahçede yapılan barbeküden sonra herkes evine dağılmıştı. Zaten dip dibe yaşıyorlardı. Çokta yorumlamışlardı evlerine geçerken. 

Elizya’yı yatağına yatırıp uyumasını bekledi Deniz. Uyuduğunu anlayınca kızının tepesine öpücük bırakıp odanın ışığını da kıstıktan sonra kapısını çekip çıktı. 

Aşağı salona indiğinde kocasını büyük koltuğa uzanmış olarak buldu. Tek kolunu gözlerine kapatmıştı. Ve Deniz’e şu an limonlu pasta kadar çekici geliyordu. 

“Limonlu pasta ne ya…”diye mırıldandı kendi kendine. Başını sağa sola salladı. “Hormonlar…”

Erdem’in yanına gidip baş hizasında yere çöktü. Yıllar içinde oturan yüz hatları Erdem’i dokuz yıl öncesinden daha çekici ve yakışıklı hale getirmişti. 

Hep erkekler mi ölecekti kadın için. Deniz, Erdem için ölürdü. Saplantılısıydı. Hastalıklı aşkıydı. En kötü zamanlarında bile deli gibi sevdiği ve istediği tek adamdı. 

Kendisini aldattığını düşündüğü zamanlarda bile onun kollarında olmak için deliren bir kalbi vardı. Kalbine karşı koyamamıştı. Ama aklına karşı koyarak ten temasından hep kaçmıştı. Tek bir kez öpseydi Erdem, Deniz orda ona teslim olurdu. 

Koluna dokundu. “Erdem.” Dedi. Yapılacak bir kavgaları vardı şu an uyumak yoktu. 

Kolunu kaldırıp karısına bakan Erdem yan döndü. Uyumuyordu ama her an dalabilirdi.”Sevgilim.”diye mırıldandı. 

Ellerini kocasının saçlarına götürüp karışmış olan yerleri birazda o karıştırdı. “Çok ayıp ettin biliyor musun?”dedi Deniz. 

Kaşlarını çatan Erdem gözlerini kıstı. “Ne yaptım.”dedi.

Ayağa kalkan Deniz karşısında kollarını göğsünde bağladı. Ve ciddi bir ifadeyle “utanmasan yeter artık ben çocuk istiyorum diyecektin herkesin içinde…”dedi. 

Gözleri fal taşı gibi açılan Erdem yerinde doğruldu. “Deniz ne diyorsun sen ben hiç bir şey anlamadım.”diyebildi. Anlamamıştı da zaten. 

“Neyi anlamıyorsun. Balinay’a benim olsun der gibi bakıyordun. Sanki ben sana çocuk vermedim.”dedi. Tatlı sert sesiyle. 

Kafası daha çok karışan Erdem ayağa kalkıp Deniz’in karşısında durdu. Elini karısının alnına götürüp ateşi varmı diye baktı.

“Ateşinde yok. Ne saçmalıyorsun sen. Ben öyle bir şey yapmadım.”dedi.

Zavallı adam yapmamıştı cidden. Ama karısının bu konuda tamamen psikolojisinin bozulmaya başladığını düşündü o an. Elini uzatıp Deniz’i kendine çekmek istedi. “Karıcığım sen iyi misin?”

Deniz elini çekti. Bir adım geri gitti.” Neden kötümü olmalıyım. Gerçekleri söylüyorum. Çocukta çocuk bu nedir. Çok zoruma gitti. Sanki hiç çocuğumuz yokmuş gibiydin.”dedi.

Erdem’in sinirleri taşmak üzereydi. Deniz oldukça ciddi görünüyordu. ‘Hayır’dedi içinden. Evlilikte kavgalar hep böyle başlıyordu. Binlerce saçma sebep görmüştü. Ve şimdi karısına, canının yarısına tek bir kötü söz bile söylemeyecekti. Öpmek! Deli gibi öperse Deniz’in sakinleşmesi bir kaç saniyesini alırdı. 

“İstiyorsun işte neden susuyorsun? Söylemiyorsun ama her bakışından bebek fırlıyor gibi…”diyen Deniz biraz abarttığını düşünse de çok üzerinde durmadı. Ve kocasına ters bir bakış fırlattı. 

“İstemiyorum Deniz. Nereden çıkartıyorsun. Sen ve kızımız bana yeterli.”dedi bıkkınlıkla Erdem. Bu işin sonu hayır olaydı iyiydi.

Karısına bir adım attı. “Canım benim güzel karım hadi gel gidelim uyuyalım.”dedi. 

Deniz geriye bir adım daha attı. “Hayır ben uyumak istemiyorum. Sen çocuk istiyorsun ve bu gece bunu konuşacağız.”diyerek ayak diretti Deniz. 

Burun kemerini sıkan Erdem derin bir nefes alıp verdi. Karısına baktı. Sert bir ses tonuyla konuştu. 

“Senin derdin ne bilmiyorum ama ben çocuk istemiyorum. Seni istiyorum. Aslında sen haklısın. Çocuk yapmak çok keyifli ama ya sonrası? Geceleri ağlar, hemde ne zaman tam seni öpceceğim esnada. Sonra sen bana ayırdığın zamanı da bebekle geçirirsin ben yalnız kalırım. Yok istemiyorum. Vazgeçtim. Ben seninle gecelere akmak istiyorum. Elizya bize yeter.”dedi tek nefeste. Karısının kalkan kaşlarını izledi bir süre. 

Deniz gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. “Bunu düşünen anne-baba olamaz.”dedi Deniz. 

“Olduk ya işte…”Erdem sıkılmaya başlamıştı. “Olduk ağladı sustu, büyüdü.”Tek kaşını kaldırıp  karısına imâyla baktı. “Bak başbaşayız. Daha güzel etkinlik ne olabilir”diyerek hızla karısının bileğinden tutup kendine hapsetti. Burun buruna geldiler. “Sence de haklı değil miyim?”diye sorarken Deniz’in nefesine doğru ilerliyordu. 

Son bir gayret Erdem’i itince Erdem yüzünü buruşturup Deniz’i bıraktı. Parmağını kocasına sallayan Deniz “açık açık doğruyu söyle istiyorsun!” 

“İstemiyorum Deniz, istemiyorum.”diye bağırdı Erdem. 

Kıvama geldiğini anlamış oldu Deniz. 

“Öyle yani…istemiyorsun.”

“Evet. İstemiyorum.”arkasını dönüp iki adım attı. Gidip uyusa iyi olacaktı. Yada biraz Deniz’in yatışmasını beklerdi. Karısına sarılıp uyurdu. Evlendiklerinden bu güne tek bir kez bile küs yatmamışlardı. Bu günün bir ayrıcalığı yoktu. 

“Hamileyim ben!”diye bağırdı Deniz. Erdem olduğu yerde, adımı havada kaldı. Deniz, Erdem’in ağır çekim halini yüzünde kocaman bir gülümsemeyle izliyordu. Kollarını göğsünde bağlamıştı.

Ağır şekilde bedenini karısına çeviren adamın şaşkın yüzü çok komikti. “Nesin?”Diye sordu. 

Deniz omuz silkti. “Gebeyim, yüklüyüm, iki canlıyım daha açık şöyle söyleyim istersen altı hafta önce tutkulu bir geceden sen bana senden bir tane daha verd…”

Sözünü bitirmesine izin vermeden aradaki mesafeyi ışık hızıyla kapatan Erdem, Deniz’in sözlerini nefesinde bitirmişti. Anlık gelen tepkiyle koları boşta kalsada hemen kocasına sokulmuştu Deniz. Geri çekilip alnını karısının alnına dayadı Erdem. Yüzündeki mutluluk gülümsemesi Deniz’in ne kadar doğru bir karar verdiğini anlatıyordu. 

“Sen, beni kandırdın.”dedi. 

“Evet. Ama şimdi bilemedim. Geceleri ağlar, tam da seni öpecek sevecekke…”tekrar öptü Deniz’i. 

“Ben bakarım uyutur yanına gelirim. Yine severim seni. Bu mu yani derdin.”dedi Erdem. 

Deniz kahkaha attı. “Benim mi? Az önce senin derdindi sanki…”dedi. 

“Dert mi daha neler… Ben sizin gibi derdi hem yüreğimde hem başımda taşırım.”

Dudakları yol almış gidiyordu karısının göğüs boşluğunda ki mabedine doğru…

“Senin şimdi hormonların da değişmiştir. Canın ne istiyor.”dedi Erdem. Nefesi kesilen Deniz belli belirsiz gülümsedi. 

“Seni…”

Karısını tek hamlede kucağına aldı. “Dokuz, artı ömür boyu emrine amadeyim. Sen iste dünyayı ayaklarına sereyim. Tek bir isteğim var.”dedi. 

Karısını koltuğun üzerine boylu boyunca yatırırken sordu. Elini Deniz’in karnında gezdirdi. Gözlerinin en derinlerine iniyordu. 

“İstegin”dedi Deniz tek kaşını kaldırıp. Erdem kalkan kaşından öptü Deniz’i. 

“Beni sevmekten hiç vazgeçme Deniz. Sen benim uçsuz bucaksız sevdamsın.”

Kadının ruhuna aşk veren adamdı o. Aşkla yaşayan aşkla ölecek olan adam. Seven ve sevilendi. Aşka kurban adamıştı ömrünü. Yok yere sevmiş ve beklemişti. Aşkın en sabırlı haliydi Erdem. Çünkü hırçın bir Deniz’e tutkundu. Kollarında durulan ve sakinleşen. Deniz demek aşk demekti. Aşk demek Deniz. 

Aşk nedir diye soranlara hiç gocunmadan “Deniz”derdi. 

Masum sevginin aşk ateşiyle harman olmuş haliydiler. Tutku yüreklerinden geliyordu.