Haziran 4, 2021

11. Bölüm

ile payelll

 

Raja…

Gözlerim karanlıkta ışık ararcasına açık ve sabitti. Elini tişörtümden geçirip, göğüs boşluğumu başparmağıyla usulca okşayan Barlas da uyumuyordu. Beni nasıl kullanacağını biliyordu, acınası taraf bendim ki ona engel olamıyordum. Seviyordum, tutkuluydu ve başka açıklaması yoktu; bunlar onu yalanlarının arasından sıyırıyordu, ama unutturmuyordu. Evlenecektim, bu adam kocam, çocuğumun babası olacaktı. Kadınlık vazifem falan olmayacaktı bu durum, bayağı bayağı ben de onu istiyordum, yine de olacağımız her şey bizi nereye götürecekti, asla kestiremiyordum. Sözleşme beni güvende tutacaktı belki ama Barlas bir baba olarak her zaman hayatımda kalacaktı.

Bir ablam olduğu gerçeğiyse bambaşka bir şeydi; ne hissedeceğimi bilmiyordum. Barlas’ın -ne kadar saçma gelse de- yanımda olması bana iyi geliyordu. Babam Nisan Hanım’la ne yaşamıştı? Annem bunu biliyor muydu? Neler olmuştu da ben bir ablam olduğunu öğrenememiştim. Donka’nın yeni haberi olması beni rahatlatırken, duygu karmaşası yaşıyordum. Bir abla bir kardeş için neler hissedilirdi, bilmiyordum. Bir daha onu göreceğime emindim, neler olacağını ne konuşacağımı düşünüyordum ama hiç kolay bir düşünce değildi. Yirmi yedi sene sonra kardeşi olan bir insan o insana neler hissederdi? Ve bana ya da ben ona ne kadar çok benziyorduk, ikizim olsa bu kadar olamazdı. Babamın gözlerini taşıyorduk, boyunu, bakışlarını pek çok şeyini.

“O nasıl biri?” diye sordum, göğsümdeki parmak bir an durdu ve devam etti usulca.

“Sen bir melek o bir şeytan,” dedi hafifçe güldü, nefes saçlarıma çarptı. Donka kötü biri miydi?

“Senin tam tersine bir kişiliği var, sen ne kadar mantıklı, iyimsersen o, o kadar cadı ve dişli. Onun canını yakarsan ciğerini söker, asla peşini bırakmaz ve nefret ettiği birini bir daha asla sevmez. Özünde mükemmel bir kadın, ailesine çok bağlı ve çok inatçı. Bir kez hayır demişse o artık evet olmaz, ama o hayırı diyene kadar da çok sabırlıdır. Benim canım kuzenim, aslında hiç anlaşamayız ama birbirimizi çok severiz.”

Oldukça değişik biri gibi görünüyordu, babama benzetiyorum ya da Barlas abartıyordu. “Ne hissedeceğimi, kime hesap sormam gerektiğini bilmiyorum.” Kolları sıkılaştı, saçlarımın arasını kokladı, öptü. “Akışına bırak, o, seni tanımak istiyor, Donka da hayatta tek başına sayılır. Bizler onun akrabalarıyız, sıkı sıkıya bağlı olsak da sen onun gerçek ailesisin. Ve bir yeğenin var.”

Gözlerim sonuna kadar açıldı, sırtımı göğsünden alıp döndüm. “Ne?”

“Donka’nın bir oğlu var, beş yaşında.”

“Evli yani?”

“Hayır, değil. Bunu kendisi anlatmak isteyecektir. Benden bu kadar, başka sözüm yok Avukat Hanım, dosyayı kapatıyorum.”

“Savcı mütalaası yok, dosya kapanamaz. Biraz daha anlat, merak ettim.”

“Bir ablan olduğu değil de yeğenin olduğu gerçeğini merak ediyorsun, bu ilginç.”

Başımı yastığa çekiyorum, gözlerimi kapatıyor küçük bir çocuğun hayalini kuruyorum. Ben teyzeydim… “Davayı ikinci celseye ertele daha fazla aklım karışmadan uyumak istiyorum.” Aklımda çok fazla düşünceyle dalmam uzun sürdü, benliğim hiçliğe çekilirken ruhum asla huzurlu değildi.

 

 

Sabahın dokuzunda beni ayağa diktiğinde ilk bulduğum yerde uykuya dalacak kadar sersemdim. Arabaya bindiğimizde kımıldamadan annesini aradı, doktoru, adresini sorup kapattı. “Annem doktordan sonra bizi bekliyor,” dedi.

Dün ayrılışım hiç hoş olmamıştı, o anları hatırlayınca gerildim. Sessiz kalışıma göz ucuyla bakıyordu. Öteleyemeyeceğim gerçeklerden biri de onun ailesiydi. Ben, paldır küldür ailesine giriyordum. “Bundan kaçamayacağım değil mi?” diyorum. Sitenin uzun yolunu aşarken başını salladı. “Sanırım, hayır. Olması gerekenler şeyler var, bu ve bunun gibileri onlardan biri. Donka’yla ne zaman istersen o zaman konuşabilirsin ama ailemden kaçamazsın. Hem dedemle tanışmadın, şu an havalarda uçuyor; torunu olacak.”

Yüzümü buruşturuyorum, ne kadar değişik bir aile. Kızları birinden hamile kalsa bu şekilde sevinebilecekler miydi? Gerçi Nisan Hanım kalmıştı. Yıllar önce neler olduğunu öğrenmek için deliriyordum. “Donka’yla konuşmak istiyorum,” dedim. “Nereye kadar erteleyeceğim, buna gerek yok. Geçmişte neler olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu merakla yaşamak istemiyorum sonra da mahalleye gideceğim. Sorulacak hesaplarım olacak. Sen en azından üç aydır beni kandırıyorsun ama onlar beni doğduğumdan beri ayakta uyutmuşlar.”

“Söyleme şöyle,” derken yandan ona bakıyorum, yüzü geriliyor. “Bunu unutarak başlasak, olmaz mı?” dedi.

“Bana bunu günün birinde unutturacağını mı sanıyorsun?”

“Evet, boşuna mı uğraşıyorum, gün gelecek bana eskisinden daha fazla güveneceksin. Özümde bir yalancı değilim, Raja.”

Beklediğim çatışmalar başlıyordu. Ben ona güvenemeyecektim bu da onu her an yaralayacaktı. Başka bir söz etmeme gerek yoktu, bir gün aşılmaz olduğunu o da görecekti. O gün tükenecektik.

 

 

Kırklı yaşlarının sonunda olduğu belli olan kadın doktorun hasta kontrol yatağında uzanıyordum. Bir yanımda Doktor Nurten Hanım diğer yanımda tabureye oturmuş olan Barlas elimi tutmuş bekliyorduk. Benden daha heyecanlıydı, gözleri parlıyor, eli ayağı kıpır kıpırdı. Karnıma dökülen soğuk sıvıyı hissediyorum ardından ultrasonun ucu karnımda gezintiye çıkıyor. Barlas’ın gözü ekranda beninki duvara asılmış ikici ekranda.

“Annen söyledi Barlas,” diyor Doktor. “Sevindim, düğün ne zaman?” Doktorun bakışları ekrana kilitliydi.

“Düğünü sonra düşünüyoruz, önce nikâh kıyacağız,” dedi, göz devirmemek için kendimi tuttum.

“Güzel…” diyen doktor, “İşte burada,” dedi. “Altı haftasını bitirmek üzere, on iki milimetre, kafası ve vücudu hızla gelişiyor. Bu zamanlarda elleri ve ayakları küçük paletlere benzer.” Nefesimizi tutmuş doktora bakıyorduk, bize dönerek, “Hazır mısınız?” dedi, bizim şaşkınlığımız ona tanıdık geliyor olmalıydı ki odayı kalp atış sesleri doldurdu. Bedenimin içinde ikinci bir kalp vardı durmadan atıyordu. Barlas’ın tatlı gülüşüne eşlik ettim, bu çok farklıydı. Benim bedenimde bana ait bir bebek… Elimi daha sıkı tuttu, izin verirsem asla bırakmayacağını biliyordum. Bir kalp atışı dengemi sarsıyordu, ama aynı zamanda da kendi kalp atışlarımı hızlandırıyordu. Yaman bir çelişki yaşıyorum geleceğe doğru, sonum ne olacaktı…

 

Dün ağlayarak ayrıldığım evin kapısı tekrar açıldı. Zeliha abla aynı gülümsemesiyle kapıyı sonuna kadar açtı. Salona gireceğimiz anda annesi önümüze çıktı. Yüzünde çok parlak bir gülüş vardı, insanda tebessüm uyandıran türden. Bana sarılmak isteyince kendimi onun kolları arasında buldum. “Nasıl geçti?” diye sordu beni salona alırken.

“Kalp atışlarını duyduk anne,” diyen Barlas çocuksu heyecanına gülmemek için dudaklarımı sıktım. “Ya…” dedi Eylül Hanım, sesinde merak ve mutluluk vardı. “Bir sonraki sefere ben de gelmek istiyorum,” derken bana döndü. “Senin için mahsuru yoksa?” dedi.

Geniş aile, geniş. Zorla tebessüm ediyorum, topluca değişikler. “Hayır, ebette gelebilirsiniz,” dedim, salon boştu. Dün kalktığım yere tekrar oturdum, aslında her şey dün yaşanmamış gibiydi. Bu kadın tüm gerçekleri bilen tek insandı. Kız kardeşinin neler yaşadığını en iyi o bilebilirdi, bir gün bana anlatacaktı.

Karşımızdaki tekli koltuğa oturdu, heyecanlıydı. “Ya siz?” dedi, içinde sorular barındıran ya siz. Henüz tanıyor olduğum bu insanlara karşı konuşmakta zorlanıyordum, Barlas bunu anlıyordu. “Biz anlaştık, yıldırım nikâhına karar verdik, düğünü yazın bebek doğduktan sonra yapacağız.”

Pes ediyorum çünkü Barlas ancak çenesini yoruyordu, öyle bir şey olmayacaktı. “Öyle mi?” diyen annesi buna hiç sevinmiş görünmüyordu, biz gelmeden önce şaşalı bir düğün hayal ettiğine hiç şüphe yoktu.

“Evet,” dedim. “Yaz düğünü hayal etmiştim, deniz kenarı kumsal falan.” Sadece kurtulmak için konuşuyordum bir de elimde tutmam gereken iplerin adına.

“Siz öyle istiyorsanız, doğum ne zaman?”

“Temmuz ortaları,” dedi Barlas. “Ağustos sonuna yetişir düğün.”

Sabır Raja…

“Kaç haftalık?” diye sorduğunda Barlas ona tek tek anlattı, oğlu konuştu annesi mutluluktan eridi. Onları izlerken gülümsediğimi bile bilmiyordum ki başımda, “Hoş geldin Raja,” diyen sesle gülüşüme son verdim. Ses beni ürkütmüştü. Başımı çevirdiğimde zeki kahverengi bakışlarla buluştum. Derin çizgilerin kapladığı, ama hâlâ yakışıklıyım diyen yaşlı adam dedesi olmalıydı fakat tanıdık gelen bir siması vardı. Ayağa kalktığımda elini uzatmasını bekledim ama onun yerine başını salladı. “Teşekkür ederim,” dedim, yanımdan geçip pencerelere yakın olan başka bir tekli koltuğa oturdu, ben de usulca yerime oturdum.

“Büyükbabam, Aslan Hanya.” Gülüşümle başımı sallayıp arkama yaslandım. “Büyükbabam Hukuk Profesörü hâlâ öğretim üyeliği yapıyor.”

Kaşlarım havaya kalkarken Aslan Bey’e dönüyorum. “İstanbul Hukuk Fakültesi?” diyorum.

Dudakları kıvrılırken hafifte gülümsüyor. “Okul ikincisi Raja Korkmaz, dersine birkaç kez girdim ama gözüm üzerindeydi, yıllar geçti ve ben biraz daha yaşlandım.”

“Hiç bahsetmedin,” dedi Barlas. Dedesi ona kısık gözlerle bakıyordu.

“Bir şeyleri saklamak genlerimiz de varsa…” dedi, kahkaha atmak istedim, ama dudaklarımı sıkarak sağa sola kıvırdım. İyi anlaşabilirdik hatta kesin iyi anlaşırdık.

“Büyükbaba!” diyerek göz devirdi Barlas. “Raja hâkimlik sınavına girecek,” diye devam etti Barlas. “Onu çalıştırabilirsin.”

“Raja da profesör olacak kapasite var.” Torununa bakan Aslan Bey aniden bana döndü. “Hâkimlikle kalma kızım, elimden geleni yaparım da belki soyumu sana devir ederim.”

Gözlerimin açılmasına engel olamıyordum, bu ihtiyar çok güzel laf sokuyordu. “Teşekkür ederim,” dedim, başka ne diyeceğimi bilemedim çünkü Eylül Hanım’ın göz devirmesi ve sohbetten sıkılmasına şahit oluyordum.

“Allah Allah,” dedi Barlas. “E ben de hâkimim, beni beğenmiyor musun?” dedi ama gülümsüyordu, dedesine alınmadığını anladım. Arlarında gelişen tatlı atışmayı izledim, keyifliydi. Aslan dede güzüme girmişti.

Ne dün olanlardan ne de Donka’dan kimse bahsetmemişti. Bu beni rahatlamıyordu, bu aile bir şeylerin üzerini kapamakta çok ustaydı oysa ben birinin bana bir şeyler anlatmasını bekliyordum. İçlerinde sorunları olan, babasının başka bir kadından kızı olan bendim, hayatın onlara akışı bambaşkaydı benimse her şey havada sallanıyordu.

“Ben onunla konuşmak istiyorum,” dedim, öğle yemeğinin sonunda. Bir süre önce babası da biz katılmıştı ama Berrin hâlâ ortalarda değildi, demek ki onun yanından dönmemişti. Babası su bardağını masaya bırakırken bana bakıyordu.

“Kendini hazır hissediyorsan elbette konuşabilirsin. Evde çocuğu var, o yüzden rahat edemeyebilirsiniz. Eğer istersen buraya gelsin veya dışarıda bir yerde konuşabilirsiniz.”

Çocuğu deli gibi merak ediyordum, adını kimse bahşetmiyordu. Bu gizemle bu insanları mahkemeye versem aslanlar gibi kendimi savunur davayı kazanırdım. “Fark etmez, konuşmak istiyorum çünkü çok fazla soru işaretine maruz durumdayım. Aslında sabırlı biriyim ama bu pek sabır göstereceğim bir durum değil. Hayatımdaki tüm insanların benden bu gerçeği saklamış olması çok can sıkıcı. Kime ne düşüneceğimi kestiremiyorum. Netlik severim, belirsiz şeyler beni yoruyor.”

“Bu en doğal hakkın, Raja,” dedi, Aslan dede. “Ancak unutma, Donka da senin kadar mağdur. Babasının yıllar önce rahmetli olan, annesinin evli olduğu adam sanıyordu. Onunla konuşurken bunları göz önünde bulundurmalısın.”

Bir gizem daha, Donka’nın üvey babası vardı ve babası olduğunu sanıyordu. Parçalar yerine oturmuyordu, aklım git gide daha çok karışıyordu. “Konuşmak istediğim konuları bana o veremeyecekse kim verecek? Benim babam geçen yıl vefat etti, Nisan Hanım vefat etti. Bu gerçeklerin altında ne yaşandı, ben onları bilmek istiyorum.” Bakışlarım Eylül Hanım’a kaydı. Kadının gözleri büyüdü ve küçüldü.

“Bana öyle bakma!” dedi. “Nisan tam bir sır küpüydü, ben, biz o ne anlattıysa o kadarını biliyorum. Peki,” dedi Eylül Hanım. “Bunları neden gidip Ratri’ye sormuyorsun, o sana benden daha çok yardım edecektir, kardeşimin benden sakladığı ama ondan saklamadığı çok şey vardı. Benim sana anlatacaklarımı bu masada olanlar ve Donka da anlatabilir, herkes ne biliyorsa ben de o kadarını biliyorum. Aslında birinin Ratri’yi sarsmasını isterdim, benim de bilmeye hakkım olan şeyleri biliyor.”

Ratri’yi değil sarsmak kessek bile o istemedikçe tek kelime etmezdi. Başımı sağa sola salladım. “Ratri konuşmaz, eğer istemiyorsa kimse ona tek kelime ettiremez,” dedi.

“Kardeşim onu bu yüzden seviyordu çünkü kendisi de aynen öyleydi. Ben kötü bir abla değildim ama ona her zaman benden daha çok güvendi. Buna alıştım ve görmemezlikten geldim.” Sözlerinin sonunda gözleri doldu. “Onu özlüyorum, keşke yanımda olsa ve hiç konuşmasaydı.” Dolu dolu gözlerini bana çevirdi. “Aklınız varsa Donka ile kaçırdığınız geçmişi yakalarsınız, beni o zaman anlayabilirsin. Tek kardeşim vardı ve o artık yok ama sizin hâlâ şansınız var.”

Sözleri yüreğime oturdu ama ben kardeşin nasıl sevildiği hakkında bilgiye ya da şefkate mazhar değildim. Eylül Hanım’a üzülmüştüm. “Peki,” dedim. “O zaman bana Donka anlatsın, ama önce Ratri’yle konuşacağım.”