Mart 26, 2021

5.Bölüm

ile payelll

Masanın bir ucundan arkadaşlarıma gülümsüyordum. Ne kadar da güzel anılar biriktirmiştik. En güzel zamanlarımın bir kısmı da arkadaşlarımla geçen zamandı. Savcının eşi olan Meyra içimizde en neşeli en hayat dolu olandı, durmadan anlatır bizi de gülmekten kırar geçirirdi. Anlatma biçimi kendine hastı, Tarık asla yaşlanmayacaktı. 

Meyra’nın karşısında oturan Şeker de ondan aşağı kalmıyordu. İçlerinde en sakinleri bendim sanırım. Şeker’in yanında oturan Mustafa, onun karşısında Meyra’nın yanında oturan Engin ve kızıl saçları ortamı ateşe verecek kadar ateşli görünen Şahika’yla bu gece unutulmaz geçiyordu. 

Son kahkahanın ardından durdu Meyra, Engin’e döndü. “Bu kadar güldük, anlat bakalım neden boşandın?”

Engin’in tüm neşesi aniden soldu. Hepimiz kendi içimizde o büyük aşka ne olduğunu merak ediyorduk. “Sanırım âşık olan sadece bendim…” derken zorla gülümsedi. “Aldatıldım.” 

Beşimizin de soluğu dahi kesilmişti, öylece Engin’e bakıyorduk. Ama Engin anlatmaya devam etti. 

“Belki de hatalı benim, onu çok zorladım. Ben elmayı seviyordum, zorladım ve onun da beni sevdiğini düşündüm.”

“Bu, aldatmak için bir bahane değil, Semra’dan beklemezdim,” dedi Şahika. “Ayrıca kendini suçlama, seninle evlenmesi için Semra’nın başına silah dayamadın. Kocaman bir kadındı, kararlarını kendi veriyordu.”

“Şahika haklı,” dedi Mustafa. “Olan olmuş, kendini suçlama, daha çok genciz; karşına yeni şanslar çıkacaktır.”

“Mutlaka çıkacak,” dedi Engin ve kendinden çok emindi. Hayır, bir süre düşünmüyorum diyeceğini düşünmüştüm ama aksini düşünüyordu. 

“Güzel geceydi, ara sıra yapalım,” dedi konuyu değiştiren Şeker. 

“Evet,” dedim. “Kesinlikle daha sık yapalım bunu.” 

“Çok sık yapmayın,” dedi Meyra. “Malum ben evliyim, zaten zor görüşüyorum kocamla; bu gece de bir arkadaşıyla yemekte de rahatım. Ama şu an beni almak için buraya geliyor.”

“Sana kim dedi savcıyla evlen diye?” dedi Şahika. “Biz çağırınca geleceksin! Enişte de evde otursun.” 

“Ya…” derken kahkaha attı Meyra. “Sen öyle yaparsın.”

Şahika kızıl saçlarını geriye attı. “Ben düşünmüyorum, sanırım bir kediyle yaşlanacağım çünkü erkeklerden korkuyorum.”

“O neden?” dedi Engin. 

“Aldatılmak, sazlı sözlü şiddet ve bunların yanında bir erkeğin kaprislerine dayanacağımı sanmıyorum.”

“Senin kaprislerin ne olacak Şahika?” diye sordu Mustafa. 

Şahika onları umursamadı. “İşte beni çekebilecek de bir erkek yoktur. Neden kendimi yoracağım ki?”

“Sen çok güzelsin, Şahika, mutlaka biri senin her şeyini çekecektir,” dedi Şeker. 

“Eh,” dedi Şahika. “O zaman olur tabii.”

“Ya sen?” dedi Meyra, gözler bana döndü. 

“Ben ne?” dedim, Meyra göz devirdi. 

“Sevgili, eş, partner neyse işte…” dedi. 

Yerimde kıpırdanınca hepsinin antenleri net çeker hâle geldi. Bedenlerini masanın ucundaki bana çevirdiler. “A…,” dedi Şahika. “Bunda bir şey var.”

“Raja?” dedi Engin. “Gerçekten mi?” 

Engin benim sadece arkadaşımdı, net! Barlas kendince teori üretiyordu.

“Anlatsana kızım,” dedi Mustafa. 

“Henüz çok yeni,” dedim en sonunda. “Dün birdi bugün iki.” 

“Kim?” diye sordu Meyra. “Tanıyor muyuz?” 

“Bilmem,” dedim. “Belki.” 

Tanıdık sesle benden ayrılan gözler Tarık’a döndü. “Selamlar,” diyerek Meyra’nın tepesinden öptü. 

“Merhaba,” diyen başka bir sesle gözlerimi kapattım. Sesini duyuyor, saçlarıma bırakılan dokunuşun sahibinin sıcaklığını hissediyordum. Gözlerimi araladığımda karısının yanına oturan Tarık’ın sinsi sırıtışını, arkadaşlarımın kocaman açılmış bakışlarına tek tek göz attım. 

“Barlas Hanya,” diyordu, arkadaşlarıma; kendini tanıtıyordu ama başka bir şey söylemesine ne gerek vardı ki… Yanıma bir sandalye alıp oturdu. Zorla gülümseyerek ona döndüm, onun burada ne işi vardı? “Hoş geldin canım,” dedim, gözlerimin içine keyifle bakıyordu, ama benimkiler hiç keyifli değildi. 

“Tarık’la yemekteydik, uğrayıp size katılalım dedik,” dedi. Tarık’a döndüm, yüzümde gülümsememle. Arkadaşlarım şoktan çıkarsa konuşacak gibiydiler. 

“Ya evet,” dedi Tarık. “Meğer kız arkadaşı senmişsin, Raja. Barlas söylemese duymazdık her halde.”

“Yo…” dedi Meyra. “Bize şimdi anlatıyordu ama biraz ani oldu bu giriş. Hâkim Barlas Hanya… Türker Hanya’nın nesi oluyorsunuz?”

“Oğluyum,” dedi. Onun burada ne işi vardı? 

“Ooo…” dedi Şahika. “Han Hukuk Firmaları sahibinin veliahtıyla aynı masadayım, şanslı kulum ben.” 

Öyle miydi? Benim bundan haberim yoktu. 

Barlas gülümsedi, samimiydi. “Estafurullah,” dedi. 

Engin gülümseyerek başını sağa sola salladı. “Raja aşk orucunu bozdu, bu inanılmaz.” 

Bak bak! Bak da gör o benim arkadaşım. Onun burada ne işi vardı? Kahretsin!

Arkadaşlarım Engin’in sözlerine küçük gülüşlerle cevap veriyordu. Barlas da gülümsüyordu, bakışlarını bana çevirmişti. “Ben şanslı bir adamım.” 

“Ona ne şüphe,” dedi Şeker. 

Acaba ben ne kadar şanslıydım…

Evinin kapısını açtı, içeri girmem için yana kaydı. Ona yan bir bakış atarak içeri girdim. Ayakkabılarımı çıkarıp, çantamı konsolun üzerine bıraktım. Salona ilerlediğimde kapıyı kapatıp arkamdan geldi. Saçını geriye tarayıp Barlas’a döndüm. “Neden geldin?”

“Gelmek istedim,” dedi, şaka gibi, sinirle gülümsedim. 

“Gelmek istedin ve geldin, bu kadar mı?”

“Ne dememi bekliyorsun?”

Lanet bir sakinlik kuşanmıştı, benim sinirlerimi bozan bir sakinlik. “Bana Tarık’ı tanıdığını bile söylemedin, onunla akşam yemeğindeydin, sonra Tarık’la yanımıza geldin. Ve sen Han Hukuk Firmasının sahibisin. Bu kadar şeyi atlıyorsun ve sonuç ne çıkıyor biliyor musun? Sen benden şüphe ediyorsun, iki günlük sevgilinden şüphe ediyorsun. Eh bunda haklısın, sonuçta iki gün! Ama neden?”

Sakince derin bir soluk aldığında göğsü kabarıp dindi. Ceketini çıkartıp gelişigüzel koltuğa fırlattı. Elimden tuttuğunda ona izin verdim, bana açıklama yapmasını istiyordum. Koltuğun ortasına oturdu, beni de yanına çekti. Sarılmadı, bedenimle ona döndüm. “Ne var Barlas? Bir bakıyorum çok net bir adamsın, bir bakıyorum pandoranın kutusu gibisin. Seni anlayabilirim.”

Başını bana çevirdi. Gözleri yorgun, bıkkın bakıyordu. “Fazla kıskanç fazla gözetleyici olabilirim ama sorunun senle bir ilgisi yok, Raja.”

Onun bu bahsettiği şeylerin insanların hayatını nasıl sonlandırdığına şahitlik ediyordum, bu tam anlamıyla bir sorundu ve benim sorunumdu. “Bunları bende uygularsan bu benim sorunum olur; sorun ben olurum. Ben avukatım sen hâkim! Biz bunların ne olduğunu gayet iyi biliyoruz, Barlas.”

Gözlerimin içine kendine acıyan bir insanın bakışlarıyla bakıyordu. Acı çekiyordu, bunun nedeni ben değildim ama anlatmak da istemiyordu. Kalbimi kıracaktı, acınası olacaktık. Dönüşü, her sapakta kaçırıyordum. Kör değildim ama söz geçmeyen bir yan vardı, sol yanım. O böyle bakarken kalkıp gidemiyordum. Bu adama kim ne yapmıştı? Gidenin acısını ben mi yaşayacaktım? Yolun sonunda biri kalkıp bana ‘biliyordun ama yine de yolun sonuna yürüdün, hak ettin’ mi diyecekti? 

“Kötü biri değilim,” dedi, acı içinde. O, öyle sokakta kalmış bir evsiz gibi bakarken kötü biri olsa bile ona kucak açacağımı hissediyor, durumumu daha acınası hâle getiriyordum. 

Başını iki elimle yakalayıp göğsüme yaslarken koltukta geriye uzandım. Lâzım olan sadece buymuş gibi hissediyordum. Başını göğüs kafesime yaslarken saçları boynuma değiyordu. Elim siyah saçlarına uzandı, parmaklarım saç derilerine ulaştı. Başı yerini bilirmiş gibi usul bir kıpırtıyla yerine yerleşti. Bedenimin yarısını kaplamıştı. Saçlarını okşamaya devam ettim ama ne o ne ben tek söz etmedik. Ruhunda bunca yalnızlığı taşıyan ben, bir gün bir adama bu şekilde kanat olacaktım da ondan ne alacaktım? Sonra aşkın almak değil vermek olduğunu fark ettim. O da bana karşı net olduğunda bunu anlayacaktım, benden sadece alacak mıydı yoksa karşılıklı mı oynayacaktık bu oyunu…

“Gitme!” dedi. “Yanımda kal!”

Kolları hareket ederek beni sardı. Bunun iyi bir fikir olmadığını biliyordum ama sanki Barlas benden daha yalnız daha yaralıydı; onu bu şekilde bırakmak içime nasıl sinecekti? “Olur,” dedim, katı bedeni aniden gevşedi. 

Ne kadar süre bu şekilde kaldığımızı bilmiyordum, saatin kaç olduğunu. Kalkmak için kıpırdadığımda başını kaldırıp baktı. “Yeliz’e mesaj atacağım, hemen dönerim.” Gözleri kapanırken başını koltuğa rahatça geri bıraktı. 

Çantamdan telefonumu alıp Yeliz’i aradım, annesine haber vermesini söyledim, kız arkadaşımda kaldığımı üzerine basa basa söyledimse de Yeliz buna hiç inanmadığını ifade eden gülüşüyle kapattım telefonu. Üst kata çıkıp elimle yerleştirdiğim yastıklardan bir tane bir de örgü battaniyeyi aldım. Madem kalmamı istiyordu bu gece koltukta uyuyacaktık ya da sadece ben. 

Bileği gözlerini kapatmıştı, düşünüyordu ama bana anlatmak gibi bir düşünce değildi bu. Geldiğimi hissettiğinde gözlerini açtı. Elimdeki yastığı kaldırdığı başının altına bıraktım. “Madem bu gece buradayım, burada uyuyacağım, istiyorsan bana eşlik edersin ya da o dev yatağına gidebilirsin.”

Örtüyü onun üzerine örterken bileğimden tutup yanına çekti. Yanına ani bir iniş yapmıştım, saçlarım ikimizi çevreliyordu. Elini kaldırıp sağ tarafımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Çok yakındık, çok. 

“Dev yatağımı seninle paylaşacağım anı sabırla bekliyorum, bu gece burası bize yeter.” 

Dev yatak, dev yatakta neler yapılır? Barlas ve ben bir yatakta! Isınıyordum, hatta yanıyordum ve delice bir utanç her yanımı sarmıştı. “Susar mısın?” dedim ama onun keyfi yerine geldi. 

“Utandın mı?” Beni kolları arasına çekince başımı boyun çukuruna gömdüm. “Konuşma, lütfen!” dedim, ama Barlas kahkaha attı. 

“Karşıma senin gibi bir kadın çıkacağını hiç hayal etmemiştim.”

Ona gülmek çok yakışıyordu. “Keyfin yerine geldiğine göre,” dedim, başımı gömdüğüm yerden çıkarıp ona baktım, gözleri yüzümü arşınlıyordu. “Konuşursan daha kolay olur, bana güvenmen için ne yapabilirim, daha nasıl bir ispat bekliyorsun bilmiyorum ama ben sandığın kadın değilim.”

“Hiçbir şey yapmana gerek yok, sen oluşunla bile baştan aşağı güvensin. Seni bir süredir tanıyor olabilirim ama olduğun gibisin, bunu her hâlinden anlayabiliyorum. Aramadığım ama karşıma çıkan en güzel kadın sensin, fazlası olduğunu da biliyorum. Özür dilerim! Kendimi frenleyeceğime ve zamanla bunu senin sayende atlatacağıma inanıyorum.”

Yine anlatmayacaktı, bir gün duyabilecek miydim o bile şüpheliydi. “Bana anlatmazsan sana tam anlamıyla yardımcı olamam.”

“Zamanı gelince…” Başparmağı yanağımı usul usul okşuyordu. Aklım karışıyordu. Zihnim ne varsa unutuyordu. “Leylak kokuyorsun,” dedi dudaklarımı kavrarken. En son ne demişti, unuttum!

Gece bir ara uyudum, uyandım ama o hiç uyumadı. Her dokunuşunu uykumda bile algılamıştım. Bedenimi kıskaç gibi sarmış, parmakları ya göğüs boşluğumu ya omuzumu sürekli yavaş biçimde bedenimi keşfetmişti. Kulağımın arkasında, saçlarımın arasında sıcak öpüşlerini hissetmiştim. Kendimi hiç olmadığım kadar kadın hissetmiştim. Sanki beni daha önce kimse sevmemişti, tüm dünyam olmaya adaylığını koymuştu ve bedenimdeki bütün hücreler, tüm duyularım ona oy veriyor, onu seçiyordu. Ruhumun ve bedenimin tek sahibi oluyordu.

Dün sabah hayatımın en değişik sabahına yarı uykulu bir şekilde uyanmıştım. Ben yastığa sarılmış yatarken sabun kokularının güne eşlik ettiği, bir çift kahverengi gözün hâlâ uykulu yeşil gözlerime gülümseyerek bakışı bu hayattaki pek çok şeye değerdi. 

Hiç uymadığına emindim ama o, o kadar dinç görünüyordu ki… Çok tatlıydı. Şeker gibiydi ama çok da çekiciydi. 

Girmem gereken dava için şu an adliyedeydim. Barlas tüm gün davaların birinden diğerine girmişti. Arada mesaj yazıyordu, bu da bugüne hastı. Her gün yeni şeyler yapmaya başlıyorduk. 

Erkek kardeşi üzerinde uyuşturucuyla yakalanan genç bir adama bir sonraki duruşmayı ve neler olabileceğini kısaca aktarıyordum. Kurtulması pek mümkün değildi ama en az cezayı alması için uğraşıyordum. İnsanlar bazen bizden birer yargıç olmamızı istiyorlardı ama iş aslında öyle değildi. Umutları yarı yarıya yanımdan ayrıldı. 

Bugün üzerime son bahar ve kış mevsiminde giymeyi en sevdiğim şey olan boyunlu triko kırmızı mini bir elbise vardı. Saçlarımı kalem gibi dümdüz yapmıştım ve hâlâ bozulmamıştı. Siyah ince topuk ayakkabılar en sevdiğim şeylerdi. Ne kadar güzel olduğuma değil ama ne kadar güzel giyindiğime emindim. Ciddi paralar kazandığımdan bu yana giydiğime önem veriyordum ki yine de uçuk fiyata bir şey almazdım. 

Elimde telefonum, bir kolumda cübbem ve ince montum, diğer elimde evrak çantamla adım atmak üzereydim ki bildirim sesiyle durdum. Yükümle de olsa telefonu çevirip kimden geldiğine baktım. Barlas… Kocaman bir Barlas yazıyordu. Henüz ona bir sıfat bulmuş değildim, bulacağımı da sanmıyordum çünkü insanları olduğu gibi kayıt etmek gibi bir alışkanlığım vardı. 

“Çıkma! Beni bekle! Olduğun yerde!” 

Kısa kısa üç cümle, hepsinin de sonunda ünlem vardı. Beni görebiliyor muydu? Başımı kaldırıp etrafıma bakındım. Tam da tüm adliyenin boşalma saatleriydi. Yarım saate kalmadan buralar in cin top oyna havasına girerdi. Adliyede olan avukat, hâkim ve savcılar birer birer ayrılıyordu. 

Gözlerim uzun balkon merdivenlerini, basamakları tarardı. Ona ‘tamam’ yazamayacak kadar elim kolum doluydu. Tek istediğim arama gidip şunlardan kurtulmaktı. Ki onu gördüm. Son merdivenin en üst basamağında Barlas’ı gördüm. Bir yanında babası vardı, diğer yanında asistan hâkim. Durdu ve babasına bir şeyler söyledi. Savcı Türker’in sırtını görebiliyordum. Babası da ona bir şey söyledi ki bir süre dinledi. Başını aşağı yukarı sallayıp basamakları daha hızlı indi. Yanında geçen bir hâkime gülümsedi ve hızla bir şeyler mırıldandı. 

Yanıma gelecekti! Babasına göz attığımda adamın bana baktığını görmemle evrak çantamı tamamen dolan elime verip elimi saçıma götürdüm. Yüzümü çevirdim ama göz ucuyla Barlas’a bakıyordum. Adliye şu an boş değildi, bu adam ne yapıyordu? 

Karizmatik adımları, o tatlı gülüşüyle son basamağı da aştı. Yanındaki hâkim arkadaşıyla aralarında son bir şaka geçti. Adımları bana yöneldi. Rahatsızca kıpırdandım, kimden çekindiğimi bile bilmiyordum. En çok babası olabilirdi çünkü adam bana bakıyordu. Gelip geçen insanların arasından hem bana geliyor hem de elini uzatırcasına kaldırmıştı. Adımlarımı ben mi atıyordum yoksa ona mı itaat ediyordu çözemiyordum. Yanımızdan geçenlerin arasında karşı karşıya geldik. 

“Ne yapıyorsun?” dedim, o kadar kendinden emindi ki, kendimi savunmasız hissettim. Elini uzattı, gözlerim etrafımı kolluyordu ve kalbim ona hayran kalmakla coşuyordu. Saklamayacak derken bu kadarını hayal etmemiştim. “Baban bize bakıyor,” derken elimi avuçlarına bıraktım. 

Bana biraz daha yaklaştı. Kişisel alanıma sıfırdı. “Gösteriyorum,” dedi. 

“Neyi?” bakışları beni tepeden tırnağa süzdü. İçimin titrediğine yemin edebilirim.

“Raja benim sevgilim,” dedi, o çapkın gülüşüyle. “Bu güzel ve seksi kadın bana ait, benim. Kimse konuşmasın kimse farklı bakmasın.” 

Omuzlarım inerken ona ne kadar da iddialı olduğunu söyleme gereği görmedim. Eline megafon alıp ben bu kadının sevgilisiyim diyemeyeceğine göre bu şekilde anlatacaktı. Tatmin bir gülüşle başımı kaldırdım. “Bak sen…” 

“Bakıyorum, bugün ne kadar güzelsin. Tüm adliye arkamdan şunu diyecek.” Düşünür gibi yaparak etrafına bakındı, ama ben ona kilitlenmiş gibiydim. Kimlere malzeme oluyordum, kimin umurundaydı ki… 

“Çok şanslı adam!” dedi, kendimi tutmayı bırakıp kocaman gülümserken küçük bir kahkaha kaçtı sesimden. “Sen delisin,” dedim, yine beklemeyeceğim bir şey yaparak beni alnımdan öptü, çekilip gözlerimin içine gülümsedi. “Sana deli, sana…” dedi.

Kapıya döndü. Elim elleri arasında beni yanına çekti. Tüm adliyenin gözü önünde birlikte çıktık. Duyan duymayana söylerdi artık. Barlas Hanya Raja Korkmaz’a ait…

O günün ardından tam bir ay geçmişti. Her günüm ama her anım onun yanındaydı. Artık mahalledeki aileme bir şeyler uyduramaz olduğumda bir sevgilim olduğunu itiraf etmiştim. Aslında Reyhan ablaya itiraf etmiştim, ondan herkese söylemesini istemiştim. Emrah abimden uzunca bir nutuk dinlemiştim. Dikkat etmemi istemişti, kalbimin kırılmasını istemiyordu. Sözleri bu noktada son bulmuştu. Afet abla bana erkeklerin hepsinin aklının sadece bacak arasında olduğunu, ona bunu vermemi söylemişti; bilmiyordu ki Raja birçok geceyi onun kolları arasında geçirmiş ve hâlâ bir bakire. Gülümsemiş, ona dikkat edeceğimi söylemiştim. Ratri sadece ‘ne yaşıyorsan sonuna kadar git’ demişti. Bu ihtiyacım olan en güzel sözlerdi ve eklemişti. ‘Yolun sonunu kimse bilemez ve o yola çıktıysan varacağın bir istikamet var, seni bundan kimse alıkoyamaz, Raja. Yolun sonu çıkmazsa bile o yolda gördüğün güzellikler sana kalacak.’ 

O bir bilgeydi ve ne yaşarsam yaşayayım bunların hiçbiri bir hata olmayacaktı. Yaşamam gerekiyordu ve ben öyle güzel yaşıyordum ki… Kaderim bile buna şaşkındı. 

Birlikte pek çok geceyi İstanbul sokaklarında sabaha kavuşturmuştuk. Deli gibi gezmiş beni her bulduğu yerde, “Burada öpmezsem olmaz, anısı kalsın,” diyerek öpmüştü. Yirmi yedi senelik hayatımın en güzel aylarını yaşıyordum. Kendime sormadığım soru ‘onu seviyor muyum?’ Bu soruyu ne soruyordum ne de bekliyordum, sanki buna ihtiyacım yokmuş gibiydim. O, aşkın bataklığıydı ve ben hiç durmadan ona çekiliyordum. 

Babasıyla hiç yan yana gelmesek de bazı ağır davalarda mahkeme salonunda karşılaşıyorduk. Ailesiyle tanıştırmak gibi bir girişimi olmamıştı, henüz ben de beklemiyordum. 

Kıskançlık seviyesi o geceden sonra bir daha kendini göstermemişti ya da gereksiz gözetleyici bir tavır görmemiştim. Engin’in gerçekten masum olduğunu itiraf etmişti. Ama neden onu tehlike olarak algıladığını yine söylememişti. Bir gün anlatacaktı, emindim. 

Fakat şu an telefonuma dakikalardır uzaktan bakan Barlas bir süredir içinde bir yerde gizlediği o güvensiz adamla boğuşuyordu ve beni fark etmiyordu. Girişte konsolun üzerinde duran telefonuma eli gidiyor, geri çekiyordu. Bense salonun kemer duvarı altında, omuzum duvara yaslı, kollarım gözsümde bağlı ne yapacağını bekliyordum. 

Her ne düşünüyorsa kazandı. Telefona dokunmadan döneceği sırada, “Şifresi 5678,” dedim, irkildi. Bana döndüğünde yüzünde yine o çaresiz ifade vardı. Yaslandığım yerden doğrulup yanına vardım. “Başardın,” dedim. “Her ne bulmayı umuyorsan veya ummuyorsan da dokunmadın.” 

“Çok acınasıyım, değil mi?” dedi, sesinde yine o belirgin acı ton vardı. 

“Değilsin, ne olduğunu bilmiyorum ama değişiyorsun.” 

“Senin gibi bir kadın olmasa bunu aşabileceğimi sanmıyorum, seninle aşıyorum.” 

“Fazlası gerekiyor, bu telefona elini sürmedin ama aklından geçti. Aklını nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum.” 

“Farkında değilsin belki ama sen onu da aşacaksın. Kaderine ben düştüm, Raja, bana nasıl katlanıyorsun?” 

“Sana katlandığımı da nereden çıkarttın, ben seni anlıyorum ve sen bana bu konuda yardımcı oluyorsun, tamam, anlatmıyorsun ama bir şekilde ifade edebiliyorsun. Ben öyle bir şey yapmam diyerek üste de çıkabilirdin. Aslında sen aşmak istiyorsun, ben senin yanında yürüyorum.” 

Başını iki yana salladı, ensesini ovaladı. “Her zaman yürüyecek misin?” dedi.

“Beni bundan ne mahrum edebilir?”

“Yine ben olursam, o zaman da beni anlamaya çalışacak mısın?” 

Bunu anlamamıştım. “Bu ne demek?” 

“Hiç,” dedi. “Yani seni kıracak bir şey yaparsam yine böyle anlayışlı olacak mısın?” 

Omuz silktim, bu çok dolaylı bir soruydu. “Sana bağlı, bağlanmayacak yerden koparma kalbimi. Beni aldatma, yalan söyleme ve bana asla şiddete varacak herhangi bir girişimde bulunma. Kapris dediğinin çekilir yanı olur, hani seversin gözüne görünmez. Bir sorun varsa konuşabiliriz, Allah bu yeteneği bize boşuna vermemiş. Uzlaşamıyorsak bile konuya yine bir ortak yol bulunur, bu da karşılıklı saygı değil mi?” 

“Senin her şeyine ama her şeyine saygı duyuyorum,” dedi ve hızlı bir öpücük alarak salona yürüdü. Arkası dönük hâlâ konuşuyordu. “Hayatımda senin kadar saygı duyulası bir kadınla tanışmadım. Bundan sonrada tanışmak istemiyorum, zaten kimse bir sen etmez,” dedi uzun koltuğun ortasına oturdu. Beni de yanına çağırdı. Kollarımı çözerek yanına yürüdüm. Yine kaçış yolunu seçiyordu. 

“Biraz leylak kokusu alabilir miyim?” dedi, yüzünü saçlarıma gömerken. Bu gece tutuşu daha sertti, elleri daha istekli. Hayatında uzun bir süredir bir kadın yoktu, cinsel anlamda. Öncesinin de nasıl olduğunu bilmiyordum. Cinsellik, erkeklerin kadınlar kadar görmezden geldiği bir durum değildi. Bir gün talep edecekti ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum. İyiydik, güzel gidiyorduk ama onun aşamaya uğraştığı sorunlar vardı. Bu, çok önemliydi, bizi etkilerdi. Nasıl etkilerdi? Orasını kim bilebilirdi ki… 

“Barlas?” dedim, soru soracağımı ifade eden sesiyle. Başını gömdüğü yerden kaldırıp, yanağını omuzuma yasladı. Kahverengi bakışları çok masumdu. “Sen nasıl bir erkeksin?” dedim, sonuçta konuşarak anlaşanlara insan deniyordu. 

“Anlamadım?” dedi, işin bu kısmı nasıl anlatılacaktı? Yan dönerek onu tam bakış alanıma aldım. “Yani, sen… Bir erkeksin ve uzun süredir hayatında sadece ben varım…” Başka nasıl anlatacaktım, ben susunca uzunca bir süre yüzüme baktı. “Bilmem,” dedi, ama gülümsüyordu. “Bence iyiyimdir.” Gülüşü kıkırtıya ardından da kahkahaya dönüştü. 

“Gülme,” desem de kendime gülüyordum. “Onu demek istemedim.” 

Kesik gülüşleri arasından başını yaklaştırdı. “Ne demek istediğini anladım, ama senin kıvranman çok hoşuma gidiyor,” dedi ve göz kırptı. “Beni test etmek ister misin?” 

“Barlas!” Elimin tersiyle göğsüne vurdum, elimi tuttu. “Seninle nasıl olacağız çok merak ediyorum, sevgilim.” Elmacık kemiğime öpücük kondurdu. İçim ürperiyor, kanım hızlanıyor ama utanç beni ele geçiriyordu; o ise oldukça rahat ve utanmazdı. 

“Seni bekliyorum, Raja. Ne kadar süreceğine sen karar ver ama bir gece seni baştan çıkartırsam suçlu olamam,” dedi, bedenimi talan eden bakışlarıyla yerimde kıpırdadım. “Çünkü çok güzelsin, o avukat elbiselerinin altında daha nasıl bir hazine saklı, merak etmeyeyim de ne yapayım?”

“Artık bazı geceleri burada geçirmesem iyi ederim,” dedim, ama bu konuda güveniyordum; sadece şakaydı. 

“Benden ayrılmayı mı düşünüyorsun?” dedi aniden.

“Hayır, bunu neden söyledin?” 

“Ben seni çıkmaz sokağın değil miyim?” dedi başka bir soruyla karşılık verdi. Çıkmaz sokak gibiydi. Neden emin olamıyordum? 

“Barlas… Çok kısa bir zamandır birlikteyiz, biraz zaman daha iyi anlatmaz mı neler olacak?”

“Sen neden korkuyorsun?” 

Pek çok şeyden ama en çok yanılmaktan. 

“Ben mi bitiririm bu ilişkiyi?” dedi. “Seni bırakacağımı mı düşünüyorsun?” 

Tam tersini düşünüyordum. Ama ona bunu nasıl anlatırdım… “Sakin olur musun?” dedim, çünkü çaresiz bir gerginlik aramıza konuk oluyordu. “Bunları düşünmüyorum ama daha erken olarak görüyorum. Çok güzeliz, sen çok özelsin ve benim duvarlarımı aşan tek adamsın. Neden durduk yere senden ayrılayım ki?”

Gerginliği gelişi gibi kayboldu. Başını kucağıma bıraktı, çok değişik bir adamdı. “Ne olursa olsun benden ayrılma! Ne yaparsam yapayım beni bırakma! Benden vazgeçme! Çünkü ben senden vazgeçmeyi düşünmüyorum,” dedi.

Bu sözleri on sekiz yaşında duymuş olsam ayaklarım yerden kesilir, ona koşulsuz şartsız teslim olurdum ama şu yaşımda ayaklarım yere daha sağlam basıyordu ve ben onun bana saplanmasını önleyemiyordum tıpkı kendimi önleyemediğim gibi… Kimi kandırıyordum ki ayaklarım yere falan basmıyordu. Aşk beni ayakları altında eziyordu. 

“Bence kendine eziyet ediyorsun,” dedi. “Sen Hanya olacaksın!” Saçlarını karıştırdım, kalbim tekledi, hoşuma gitti, kimin gitmezdi ki? “Bu bir evlilik teklifi mi? Hem de iki aydır tanıdığın bir kadına…”

“Bazen çok uzun yıllar boyunca tanıdıkların bile yalan çıkabiliyor. Daha güzelini hak ediyorsun, ön hazırlık diyelim. Haberin olsun diye söyledim.” 

“Sağ ol ya…” derken saçlarını talan ettim. “Önceden haber verdiğin için teşekkür ederim.”

“Rica ederim, ama zaten bir aydır anlatmaya çalışıyordum.” Aniden başını kucağımdan kaldırdı. Karşımda oturma pozisyonu alıp ellerimi sıkıca tuttu. Çok tatlıydı, kimse diyemezdi mahkeme salonunda kapı duvar yüzlü adamın bu adam olduğunu. Barlas’a bakarken gülümsemelerime engel olamıyordum. 

“Ne var, biliyor musun?” dedi, bilmediğimi ifade eder şekilde başımı salladım. 

“Bu ev benim ama sen olmayınca içinde hiç keyif alamıyorum, bir şeyler hep eksik gibi. Senin gelmeni bekliyorum, eğer gelemiyorsan yatakta öylesine dönüp duruyorum, Raja, canım sıkılıyor. Koskoca adliyede seni görmeyi umuyorum, odamda değilsem gözüm her yerde seni arıyor, bazen leylak kokusu geliyor burnuma, gözlerimi kapatsam hayalin canlanıyor. Seninle olmaktan çok keyif alıyorum. Mutfağımda dolanırken sanki sen hep oraya aitmişsin gibi alıştım. Evin içinde dolaşman, kattığın hava huzur ve güven dolu; her şey çok tanıdık. Sen iki aydır değil iki asırdır benimle gibisin. Sen olmayınca ben seni özlüyorum. Bunlar aslında daha önce yaşamadığım duygular.”

Beni seviyordu… Tüm bunları ben de hissediyordum. Ben de onu seviyordum. Kalbim alev alev yanıyordu, bir daha sönmeyecekti. Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. İlk kez kendi cesaretimi giyindim ve dudaklarına yapıştım. Ağzımın içine bıraktığı boğuk iniltisiyle bedenim alev aldı. Elleri sırtıma ulaştı, kollarının kıskacına girdim. Koltukta geriye uzandı, üzerine çekildim. Saçlarım ikimizin yüzünü de çevreledi, bedenimi üzerine rahatça bırakırken desteğim oydu. Sıcacık dokunuşları bedenimi açlıkla talan ediyordu. 

Bir yerde sakladığım çılgın bir kadın vardı, dışarı çıkması an meselesiydi. Ne olacaksa olabilirdi, özgür bir kadındım, onu istiyordum o da beni istiyordu ki bunu benim için ayaklanmış bedeninden fazlasıyla anlayacak kadar kadındım. 

İki eli birden yüzümü kavradı, dudaklarımı bıraktı; gözlerimin içine bakıyordu. İçindeki kıvılcımlar şekil değiştirmişti. Yüz hatları daha keskin, daha karizmatikti. Bu tam olarak şehvetin gölgesi gibiydi. “Olduğumdan daha acınası hâle getirme beni,” dedi, bedeni kıvranıyordu hem de benim için ve bu beni daha da kamçılıyordu. “Ne yaptığımın farkındayım,” dedim.

“Hazır olmanı bekleyebilirim,” dedi, ben hiç bu kadar hazır olmamıştım. Sonumu düşünmeyi geçeli çok olmuştu ve gerçekten de çıkmaz sokaktı. Öyle değilse bile onu yaşamak istiyordum, her şeyiyle… 

“Hayatıma girdin, çıkmaya da niyetin yok. Ben de seninle aynı fikirdeyim, neyi bekleyeceğim Barlas? Seni yaşamak istiyorum.” 

Son sözlerim nefesinde kayboldu. Dokunuşları artık tam bir hâl aldı, beni kendine katabilmek için engel tanımıyordu ya da kendini tutmuyor, sıkmıyordu. 

Hiç tanımadığım hisler denizine taşındım, onun o dev yatağına… Barlas bana çok fazla şey katmıştı, hiç bilmediğim duyguları yaşatmıştı ama ben bu gece farklı bir duyguyla daha tanışmıştım. Arzu, arzulanmak ve onu arzulamak. Tutku, ritmi yüksek bir heyecan dalgası ve hiç susmayacak bir senfoni…

Bulutların üzerinde yatmanın ne olduğunu anladım, yumuşacık bir yatak. Ama nasıl yumuşak, içinde kaybolacağın türden. Yastıkları pamuk gibi, sıcacık kocaman yatağın içinde dibimden ayrılmayan adamın sıcağı daha bir başkaydı. Uyumuyordu, gece yine uyumamıştı; bu kez beni de uyutmamıştı. Ona nasıl bir erkek olduğunu sorarken tam da bundan söz ediyordum fakat ona, bana her dokunuşunda açlıkla karşılık vereceğimi hiç düşünmemiştim. Beni uyuşturuyordu ve bir kadının her konuda ilki olarak her anım muhteşemdi. En başından şimdiye kadar her şey olağanüstüydü. 

“Raja,” dedi, fısıltıyla. Tüm tüylerim ürperdi, yeni bir tutku dalgasına esirdim. “Efendim,” derken yatağın içine iyice gömüldüm o da bana daha sıkı sarıldı. “İyi misin,” diye sordu, iyi de söz müydü, muhteşemdim. “Gayet iyiyim, merak ettiğin şey iyi olduğum mu yoksa pişman falan olduğum mu?” 

“İnsan bir an düşünmüyor değil. Dün gece öyle ani bir karar vermiş olman, sabah farklı düşünmene yol açabilir.” 

Sırtım onun göğsüne yaslıydı, çıplaktım o da çıplaktı. Bütün gece ilk kez bir kadın bedeni görüyor gibi beni izlemişti. Kulağıma aşk sözleri fısıldarken tüm hücrelerim titremişti. Nasıl pişman olabilirdim? “Değilim. Senin beni baştan çıkaracağın yoktu ben yapayım dedim. Neden pişman olayım Barlas? Bu, çok doğal bir şey değil mi, sen erkek ben kadın ve biz birlikteyiz.” 

“Öyleyiz…” dedi, sırtımı ondan koparıp döndüm. Elimi yüzüne bırakıp, dünden beri çıkan sakallarını okşadım. “Sorun ne o zaman?” 

“Sorun senin muhteşem bir kadın olman,” dedi, başımı boynuna gömerek gizledim. “Hiç dün geceki gibi uçuk bir gece yaşamadığımı hissettim.”

Bir de bana sorsaydı… 

“Uçuk?” dedim. 

“Evet, uçuk. Sınırsız arzu…”

Hayatından kaç kadın geçtiğini umursamıyordum, bakire olmasam onunda bunu umursamayacağını biliyordum. Ona hayatından kimlerin gelip geçtiğini sormak kendi kalbime sıkacağım birkaç kurşun demekti. Hiç olmamış gibiydiler, ben vardım. Bu, adam benimdi ve hep öyle kalmalıydı. 

Gözlerimi yumarak burnumu tenine sürdüm. “Buna sevindim, sınırsız olması güzel bir şey tabii.”

“E…” dedi, ucu bucağı başka yöne bakan yatağın ortasına çekerken. Kesinlikle sınırsızdı, geceleri yanında kaldığım ama bana sarılmaktan öteye geçmeyen Barlas’ın içinden bambaşka bir adam çıkmıştı. 

Bulutların üzerine bir kez daha çıkıp indirmeden orada bırakacaktı beni… Hayatımın en güzel her ânı onunla geçirdiğim her andı.