Nisan 2, 2021

6.Bölüm

ile payelll

 

 

Evime ne kadar da az uğrar olduğumu sorguluyorum. Sorguladım. Ne yapabilirdim, beni bir an bile bırakmıyordu. Evinde birçok eşyam onun eşyasına karışmıştı. Neredeyse birlikte yaşıyor gibiydik. Git gide artan hisler vardı, git gide iç içe geçen hayatımız gibi.

Adliyede sadece çıkışta buluşuyor, el ele ayrılıyorduk. Bizim birbirimize itiraf etmediğimiz aşkımız İstanbul Adalet Sarayı’nın diline düşmüştü, artık bilmeyen yoktu. Ben onun kız arkadaşı o benim erkek arkadaşımdı.

Son davadan çıktım, müvekkilimle son konuşmalarımı gerçekleştirip beni bekleyen adamın yanına hızlı adımlarla ulaşmaya çalışıyorum. O da az önce odasından ayrılmış olmalıydı, yine çıkış kapısında buluşacaktık. Merdivenlerin son dönemecine geçtim. Gözlerim onu aradı ve buldu, yanında bir kadınla konuşuyordu. Olduğum yerden kadının kim olduğunu seçemiyordum, sarı saçlarının ve fiziğinin muhteşem oluşu dışında.

Son basamağı aşıp yanlarına ilerledim, Barlas beni kadının omzu üzerinden görmüş, genişçe gülümsemişti. Ben de ona gülümserken yaklaştım, elini bana uzattı, tuttum ve yanına geçtim. Kadının bakışları beni, benimkiler onu buldu. Çok güzeldi, fazla güzeldi, tehlikeli bir güzeldi.

“Merhaba canım,” dedi Barlas, “Raja, sevgilim. Eski arkadaşlardan, Yağmur, kendisi bir savcı,” diyerek hem beni hem onu tanıttı.

“Memnun oldum, Yağmur Hanım,” dedim, tüm samimiyetimle. O da samimi görünmeye çalıştı, buna kendini biraz zorladı dersem abartmış olmam. Zoraki gülümsemesini ortaya bırakırken zorlanmıştı. Koyu kahve gözleri beyaz bir teni uzun yüz hatları vardı ve kadın bir yetmiş beşin üzerinde bir boya sahipti.

“Ben de…” dedi. Barlas’a döndü. “Yine görüşürüz,” dedi ve bana bakmadan uzaklaştı. Bu adliyede onlarca kadın savcı vardı ve ben hepsini kıskanamazdım ama Yağmur buna en yakın aday gibiydi; yine de sözünü etmeyecektim, buna gerek yoktu. Sevgilim demişti, daha nasıl anlatsındı…

“Eve mi?” dedim, kapıdan çıkarken. “Hayır, yani istersen başka bir yere gidelim,” dedi.

“Nereye?”

“Senin mahalleye ne dersin?” dedi adımlarım durdu, o da benimle durup bana döndü. Bunu gerçekten istiyor muydu?

“Sen ciddi misin?” deyiverdim.

Başını sağa sola salladı. “Yani evine giremem herhalde tuhaf kaçar ama kıymetli Emrah abinde bir çay içerdik, onlarda seni sıkıştırmaktan vazgeçerdi. Beni tanımak istiyorlar ve sen, ben kabul etmem diye benden saklıyorsun; en azından bana öyle geliyor.”

Gerçekten de öyleydi ama bunu ne ara fark etmişti, çok zekiydi. “Ama Emrah abim evde değildir, akşamları da çalışıyor haftada bir gün izni var. O da bugün değil. İstersen seni Ratri’ye götürebilirim.”

“Olur,” dedi. “O, bir bilge dediğin kadınla tanışmak isterim.”

Mutlu oluyordum hem de nasıl. O, zengin bir adamdı ve bir Roman mahallesinde mütevazi bir eve konuk olmak istiyordu. Yaşadığı lüksle bizim fakirhaneleri asla kıyaslamayacak kadar da mükemmel biriydi.

“Kendi arabamla gideyim, beni takip et,” dedim, ama elimi çekiştirdi. “Hayır, kendi arabanla gidersen seni geri getiremem. Gece yalnız mı kalacağım?”

Bana her an daha fazla düşkünleşiyordu ve bu benim tüm kadınlık duyularımı arşa çıkartıyordu. İnanılmaz biriydi, yaşadığım anlara her gün yeni şeyler katıyordu ve beni bambaşka bir kadına dönüştürüyordu; artık ben de ona bağımlı gibiydim. Evime gittiğimde bana her yer yabancı geliyordu. Saki hiç oraya it olmamışım, hep Barlas’la yaşamışım…

Bir saat sonra Ratri’nin salonunda karşımda Ratri ve Gunnar ile karşılıklı demlediğim çayları içiyorduk. Gunnar, Ratri’den daha yakın davranıyordu, Barlas onunla muhabbet ediyordu. Ratri ne soğuk ne çık sıcaktı, arada bir Barlas’a bakışlarını yakalıyordum, anlamsızdı.

“Evlenecek misiniz?” dedi Ratri aniden.

“Mami!” dedim, gözlerim kocaman açılırken. Gunnar homurdandı ama Barlas gülüşünü gizledi.

“Ratri,” dedi Gunnar. “Rahat bırak çocukları.”

Canım Gunnar. Ratri neden hiç huyu olmadığı hâlde bunu sormuştu? O, böyle bir kadın değildi.

“Sen karışma!” dedi Ratri, Gunnar’a. “Raja bizim kızımız bunu sormak hakkımız.”

Gözler Barlas’a döndü. Kendinden çok emindi, hep emindi. Ama bu soru onu zorlasın istemezdim.

“Bunu ben de istiyorum,” dedi Barlas. “Bu soruyu sormak sizin hakkınız. Kızınız benim için herhangi biri değil, bunu o da biliyor. Zamanı geldiğinde, evet.”

Bu kadarını ona ben de söylerdim, durduk yere beni germişti Ratri. Koyu gözleri Barlas üzerinde gezindi. “Zaman hiçbir ZAMAN yetmez,” dedi Ratri. “Bir şeyin zamanı şu andır. Zamana bırakılan her şey kaybolur, delikanlı. Dikkat ette zamanın zamanı geçmesin.”
Barlas’ın bakışları Ratri üzerinde gergince gezindi ama sonunda gülümsedi. “Çok haklısınız. Raja sizin için o Bilge bir kadın diyordu, ama ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Raja ile bunu konuşacağız.”

Konuşması bitince bana döndü, ona gergince gülümsedim. Onun güzel gülüşüyle kalbim biraz ferahladı ama ne konuşacaktık? Sonsuza kadar susmalıydık sanki… Ah, Ratri…

Biz kapıdan çıkıp da sokağa adım attığımızda ardımızda hummalı bir tartışma yaşanıyordu. Kısık da olsa seslerini duyuyordum ama bizim dilimizde konuşuyorlardı. Zaten içimizde Romanca konuşan bir ikisi kalmıştı. Be anlıyordum ama dile hâkim değildim. Barlas eve bakıp gülümsedi.

“Evli değil demiştin?” diye sordu.

“Değiller ama ayrılmıyorlar da. Arlarında değişik bir bağ var, kimse bilmez neden birlikte değiller.” Düşünürken yine eve bakıyordu. “Onun adına özür dilerim, korumacı bir yanı var, biliyorsun.”

Kararmış gök altında ışıldayan gözleriyle baktı. “O, çok haklı, Raja. Benim de bir kızım olsa aynı şeyi düşünürdüm. Ona alınmadım ya da kızmadım, özür dileme,” dedi ve etrafına bakındı. “Senin evin nerede?”

“Tam solunda,” dedim, artık çok da evim sanmadığım evime baktı. Küçüktü ve ilk şiddetli depremde yıkılacak bir havası vardı. Hoş buradaki her ev aynı şekildeydi.

“Beni içeri almayacak mısın?”

Gülümsedim. “Alırdım ama sağ çaprazında Saniye abla bizi izliyor ve sol çaprazında Yeliz annesiyle perde arkasında. Şu an pek mümkün değil.”

Kahkaha attı, ona katıldım.

“Peki, Emrah abin yok ama Reyhan ablanla tanışabiliyor muyuz?”

“Tanışabilirsin, ama yarın size geldi bana gelmezdi kavgasına neden olacaksın,” derken koluna girdim, Reyhan ablanın evine ilerledik.

“Bu mahalleyi sevdim,” dedi. “Buraya ailem derken ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Ayrı evlerde bir hayatı yaşıyor gibisiniz.”

“Aynen öyle.” Reyhan ablanın kapısına vurdum, vurduğum anda açıldı. Yeliz ve Yeşim kocaman gülüşleriyle karşıladı bizi.

“Bize gelmeyeceksiniz sandım,” dedi Yeliz, anneleri de hemen arkalarında belirdi. Ayakkabılarımızı çıkartıp kızların cıvıltısı eşliğinde girdik içeri.

“Hoş geldiniz Hâkim Bey,” dedi Reyhan abla. Tam koltuğa yan yana oturmuştuk. Kızların neşesine diyecek yoktu.

“Hoş bulduk, Barlas derseniz sevinirim.”

“Nasılsın Barlas abi,” diyerek annesinin heyecanını kesti Yeliz. Annesi ona yan bir bakış attı ve daha önce tanıştıkları ortaya çıktı.

“İyiyim, Yeliz, okul nasıl gidiyor,” dedi Barlas ve tanıştıkları mühürlendi.

“Tanışıyorsunuz sanırım,” dedi Reyhan abla, burada devreye girmem şarttı.

“Geçenlerde alışveriş için kızlarla dışarı çıktığımızda Barlas’ta bizimleydi,” dedim, Reyhan ablanın tek kaşı kalktı, bir kızına bir bana bakıp gülümsedi. Yeliz umurunda olmadığını belli ediyordu; annesinin yanına çöktü ama Yeşim hiçbir şey söylemedi. Yonca usulca gelip kucağıma tırmandı. Barlas’a bakarken somurtuyordu.

“Sen Raja ablamı bizden alacak mısın?” diye sorarken küçük ağzı büklüm büklümdü. Barlas bana bakıp büyükçe gülümsedi.

“Sizden alacağım ama onu her zaman göreceğine eminim. Raja sizi bırakmaz.”

Sözleri ruhuma kadar aşkı inim inletir türden vericiydi. Yakınlarımın yanında bana nasıl değer verdiğini tekrar tekrar görmek… Mutluluk bu olsa gerekti.

“Evet,” dedi Yonca. “Bırakmaz bizi, biz onu çok seviyoruz; sen de seviyor musun onu?”

Altı yaşında küçük bir cadıydı. Bu kadarını duymak istemiyordum hem de burada hiç duymamışken. Elimle ağzını kapattım ama kızlar kıkırdıyor, Reyhan ablanın rengi atıyordu.

“Raja sevilmeyecek gibi mi Yonca?” dedi Barlas, değildim, öyle olmalıydım. Gülümserken biraz da utangaçlık hissediyordum. Reyhan abla ayağa kalktı. “Bir kahvemizi içer misin Barlas? Sabah ev baklavası yapmıştım, yemeden asla göndermem.”

Başını sallarken o kalbimi tekleten gülüşüyle, “Yerim,” dedi. Ben de seni severim dememek için dudağımı ısırdım. Çok tatlıydı. Reyhan abla mutfağa gidince Yonca’yı kollarımda sıktım. “Annenin yanında nasıl sorular soruyorsun Yonca? Sen nereden öğreniyorsun bunları?”

“Rahat bırak,” derken benden kopardığı Yonca’yı dizine oturttu. “Seninle güzel anlaşacağız Yonca, hissediyorum,” dedi, aralarında tatlı bir konuşma geçiyordu. Kızlarla onlara bakıyor, cidden iyi anlaşacaklarını düşünüyorduk. Şimdiden Yonca ona parmaklarını açmış sayıyordu. “Benim on tane tüllü eteğim var biliyor musun? Hepsini bana Raja ablam aldı, bir sonrakine mavi alacak.”

“Ben de sana turuncu renk alsam olur mu?” diye sordu Barlas. Yonca anında reddetti. “Hayır, ben sadece Raja ablamdan hediye kabul ediyorum. Annem ve babam buna çok kızıyor. Sen de alırsan daha çok kızar.”

Barlas’ın kaşları beklemediği sözler karşısında havalandı. Gözleri beni buldu, gönlü tok çocuk görmemiş gibiydi. “O zaman,” dedi Barlas, bakışları Yonca’ya geri döndü. “Biz Raja ile birlikte alırız, kabul mü?”

“Bilmem olur mu?” Yonca bana döndü, benden cevap bekliyordu. Başımı salladım. “Olur,” dedim, annesi odaya girdiğinde ayaklandı. Biz kahveler eşliğinde tatlılarımızı yedik. Barlas iki porsiyon yedi ve buna inanamadı. Ev baklavası sevdiğini bilmiyormuş, öyle dedi. En sevdiği tatlı baklavaydı ama tek markadan tüketiyordu. Reyhan abla artık o en sevdiği baklavanın yerini almıştı. Yine gelip yiyeceğini söyleyerek ayrıldık.

Arabanın yanına, sokağın ortasına geri döndük ama Yeliz kapıda duruyordu. Omuzunu yasladığı pervazdan bizi keyifle izliyordu. On sekiz yaşındaydı, aşkın deli çağlarının yaşandığı o güzel yaştaydı; sevgilisi yoktu ama bunu arzuladığı çok belliydi.

“İnanılmaz güzeldi, Raja. Sen de öğrensen mi nasıl yapılıyor, arada yaparsın bana?”

Kahkahamı serbest bıraktım, sokak sessiz ama kimsesiz değildi. Sesim pek çok eve ulaşıyor bile olabilirdi. “Sen benim sadece anayasa hukukunu okuyarak büyüdüğümü falan mı düşünüyorsun?”

“Bilmem,” derken gülüyordu.

“Barlas… Beni bu kadınlar büyüttü, o baklavayı Yeliz bile açar.”

Etrafına bakınıp bana döndü. “İyi yerden kız alacağım, anladım, tamam.”

Onu öpmek istiyordum, burada bu sokakta herkesin gözü önünde. Bunu çok belli ettiğim duruşumdan belli oluyordu ya da o beni çözmüştü.

“Bakma öyle, burası hiç yeri değil,” dedi. Çözmüştü.

“Aslında bu çok kötü,” dedi. “Benim tüm bu insanların onayını almam mı gerekiyor? Ya beni sevmezlerse?”

“Buna gerek ve seni şimdiden sevdiler,” dedim, gülüşleri başka güzeldi. Geriye birkaç adım atarken bile suratında o kolayca âşık olunası gülüşü vardı.

“Sevgili Karamar sakinleri,” derken bağırdı. Gözlerim kocaman olup soluğu dibinde aldım, ama iki adım daha geriledi. “Barlas!” dedim o hiç ilgilenmedi. Etrafıma bakındım, Saniye abla çoktan perdeyi aralamıştı. Reyhan ablayı da perdeyi aralarken gördüm ama Yeliz ve Yeşim kapının hemen önünde kıkırdıyordu.

“Bir dakika, Raja,” dedi yine bağırdı. “Karamar sakinleri ben Barlas Hanya. Yakında Raja’yı sizden alacağım. Şimdiden haberiniz olsun diye söylüyorum, beni seveceksiniz.”

Yeliz ve Yeşim kahkaha atarken kapının önüne yıkılmışlardı. Nasıl da keyiflik seyirdi. Ben mi… Allah’ım ölmem inşallah. Kalbim patlarcasına atıyordu. Ellerimi yüzüme kapattım, tüm mahallenin önünde neler söylüyordu.

“Sevdik sevdik,” diye bağırdı Saniye abla. “Gel iste Barlas oğlum.”

İşe gitmek için kapıdan henüz çıkan Afet, Sevda ve Emel abla gözleri kocaman hâlde bize bakıyordu. Makyajsız, günlük kıyafetleriyle onları az sonra almaya gelecek olan arabayla gideceklerdi.

“Yürü be aslanım,” dedi Sevda abla.

“Ulan kader, zalimsin be…” dedi Emel abla. “Şöyle bir yiğit düşmedi bahtımıza.”

“Heyt be!” dedi Afet abla. “Yürü koçum, sevdik gitti.”

Barlas hızla seslere döndü. Sözler onun için argoydu ama bunun aslında çok hoş bir şey olduğunu anlayacak kadar adamdı. Gülümserken eli ensesine gitti. “O hâlde,” dedi, uzanıp elimi tuttu. “Ben kızı aldım gidiyorum, teferruata sonra bakarız.”

Arabaya binerken ayaklarım yere basmıyordu, uçuyordum. O ise yaptığından büyük keyif almış, gülüşüyle beni yeniden kendine âşık ediyordu.

Bir erkek bu kadar mükemmel olamazdı. Beni korkutan şey de buydu.