Mayıs 14, 2021

8.Bölüm

ile payelll

 

İyi bayramlar canlarım.

Bomba gibi bölüm getirdim size. Şoklardan şok beğenin. Yorumlarınızı bekliyorum

Keyifle okuyun.

***

Barlas…

Gitti! 

Bunun başıma geleceğini onu tanıdığım ilk gün anlamıştım, elimde olsa zamanı geriye alır, teyzemin her bir sözünü bir kez daha düşünürdüm. Hayatta olsaydı bana darılırdı, yüzüme bile bakmazdı. Hayatımın son şansını ellerimle mahvetmiştim. Kapının önüne yatsam bile gidecekti, Raja tanıdığım en onurlu kadındı. Ve… Ben bir kadının onurunu kendi ellerimle parçalara ayırmıştım. 

Öfkemi kime neye kusacağımı bile bilmiyordum. En büyük hata benimdi, Donka’yı dinlemeliydim. Annemi, babamı, kardeşimi ve büyükbabamı… Hiçbirini dinlemeyecek kadar güvensiz varlığım hataların büyüğünü yapmıştı. 

Çöktüğüm duvar dibinden kalktım, bu ev bana artık yabancıydı. Her şey onunla var olmuştu, şimdi anlamsızdı. İçinden çıkamadığım öfke ruhumu talan ediyordu ve ben bunu kusacak, Raja’nın aksine tam bir cadı olan kuzenimden çıkartacaktım. Yumruklarımı sıktım tıpkı dişlerim gibi, daha farklı olabilirdi. Alıştırabilir, güvenini yerle bir etmeden de yapabilirdim, olabilirdi. 

Kapıdan çıktığımda aracını görmemenin verdiği acı bile daha fazla öfkelenmeme sebep oluyordu. Arabama binip, en kestirme yollarda, üçüncü köprüden geçip tüm kuralları ihlal ederek evime yarım saatte ulaştım. Hata benimdi ama Raja yoksa bana katlanmakta onlara düşecekti. Arabamın kapısını kırarcasına kapattığımda sevgili kuzenimin hâlâ burada olduğunu görmenin öfkesi ve sevinciyle eve girdim.

İki katlı büyük evin ışıltılı girişinden salona geçerken Zeliha abla bana bakmaya korkar gibiydi. Salona girdim, Berrin oturduğu yerden gözleri büyüyerek doğruldu, annem gerginlikle ayağa fırladı. “Barlas, anneciğim,” dedi ama onu duymayacaktım. Ona baktım, Donka kolları göğsünde bağlı geniş pencerenin önünde çenesi havada bana bakıyordu. Raja’nın ikizi olsa nu kadar benzemezdi. Yeşil gözleri aynıydı, teni aynıydı, yüzünün hatta fiziğinin her hâli aynıydı. 

“Konuştum!” dedim. “Mutlu musun, Donka? Kardeşin beni terk etti.” 

“Sen bunu hak etin,” dedi.

Öfkemi kontrol etmek istemiyordum. Hatalarım yüzüme bir bir vurulurken ve Raja yokken bunu yapmayacaktım. Hemen sağımdaki sehpaya tekme attım, bu da bir çeşit şiddetti. Babam ayağa kalktı ama çok sakin duruyordu. Annem gözleri kapalı, kız kardeşim eli kalbindeydi. 

“Hak ettim! Beni kışkırttın, daha iyi bir şekilde anlatabilirdim; daha iyi bir zamanda. Benden geçemeyeceği bir zaman da! Lanet olsun sana Donka! Sen bir meleğin ablası olamayacak kadar cadısın.”

“Barlas, kendine gel,” dedi babam. 

“Gelmeyeceğim!” diye bağırırken ellerim saçlarıma karıştı. “Gitti diyorum, baba, gitti!” 

Babam her zaman anlayışlı bir adam olmuştu, herkese karşı. Yaşadığım tüm travmalarda hep benim yanımda yakınımda yer almıştı. Benim artık en iyi arkadaşım yoktu, babam vardı. 

“Sana en başta yapmaman gerektiğini söyledim kahrolası!” dedi Donka. “Benim daha yüzüne bakamadığım kardeşim senin yüzünden acı çekiyor, Barlas!” 

Parmağını sallayarak bana yaklaştı. “Üzdün onu, en başında dönecektin, ben kaçınılmaz sonu erkene aldım! Şimdi kapısında köpek olsan seni ancak affeder, onun yerinde olsam seni asla affetmezdim.” 

“Kes sesini! Sen, seni öğrendiğinde başına gelecekleri düşün!” Donka’nın yeşil bakışları irileşti. 

“Sen beni tehdit mi ediyorsun?” 

Dümdüz baktım, Raja’ya gidecek her yolda yürürdüm. “Buradan sonrasının benimle zerre kadar ilgisi yok, sevdiğim kadından başka bir şey saklamayacağım. Bunu da yüklenmek istemiyorum. Üç günün var! Ya sen ya da ben! Çıkar karşısına ben senin ablanım dersin ya da ben onun güvenini kazanmak için ne varsa dökerim, anladın mı sevgili kuzenim?”

Gözbebekleri titredi, buna hazır olmadığı belliydi. Neyle karşılaşacağını bilmiyordu, Raja bir melek kadar masumdu ama yüce gönüllü değildi, aptal hiç değildi. Ablasını bağrına bassa bile önce gücünün son damlasına kadar savaşırdı. 

“Raja benim, onu seviyorum! O da beni seviyor! Hatalıyım ama biz bunu aşabiliriz, o aptal değil mantıksız hiç değil. Bana âşık ya sen kimsin?” Her sözüm de korkusu gözlerine yansıdı, dişleri birbirine girdi ve her kelime onu daha da hırslandı. 

“Tam bir pisliksin!” dedi, hiçbir zaman iyi biri olmamıştım ki. Bunu başaran tek insan şimdi yanımda yoktu. 

“Huyumdur,” derken sakinleştim. “Raja yoksa bu Barlas’a alışsanız iyi edersiniz. Sen de benim kadar hatalısın, aylardır gerçeği bilmene rağmen sustun, senin yerinde olsam beni dinlemezdim. Kardeş sonuçta, değil mi?” 

Üzerime doğru bir adım attığında tırnakları bana ulaşmadan babam onu geriye çekti. 

“Kendine gel kızım,” diyerek onu sakinleştirmek istedi babam ama Donka alev alıyordu. “Enişte neler söylüyor?” 

“İkiniz de gerginsiniz, yarın daha net konuşabilirsiniz,” dedi annem, yanıma gelip bana, “Sus!” dedi. 

Annemden uzaklaştım, geriye iki adım attım. “BEN. ONU. GERİ. ALACAĞIM.,” dedim. “Bunun için herkesi harcamaya hazırım. Başka konuşma yok!” 

Dördü de sessizce gözlerime odaklıydı. Arkamı döndüm, odama gidip kendime küfürler etmeye devam edecektim. Büyükbabam iki metre uzağımda, elleri arkasında bağlı, sert kahverengi bakışlarıyla dikiliyordu. Ona olan saygım çok derin, çok büyüktü. “İyi geceler büyükbaba,” dedim, başını salladı ama konuşmadı. Yanından geçip odama çıktım. Raja olmadan geçecek günler, geceler ve onsuz sabahlar vardı artık. Kapısının önünde yatmam gerekiyorsa bile onu geri alacaktım.

Buz gibi soğuk ve leylak kokmayan bir yatağın hiçbir anlamı yok. Saatlerdir dönüyor, tavanı izliyorum. Raja’nın uyumadığına eminim, elim telefona gidiyor, geri çekiyorum. Onu nasıl kırdığımı kendi içimde hissediyor olmam… Katlanılmaz bir sancı. Örtüyü fırlatıp doğruluyorum, başımı eskiden sıkça olduğu gibi ellerim arasına alıp, düşünüyorum ama her yol leylak çıkmazı. Eve gitmeyeceğim, bu daha acı. Odamdan çıkıp alt kata iniyorum. Mutfağa girip soğuk su alıyor, tam da yapmam gereken bir şeymiş gibi içiyorum. 

Bar tipi tezgâhın yüksek taburesine bıraktım kendimi. Elimdeki boş bardağı evirip çevirmeye başladım. Hayatımın en büyük hatasını en güzel kadına yapmıştım, her bir duygum azap çekiyordu. 

“Barlas?” dedi annem, geceleri ev sessiz olduğunda okumaya bayılırdı. Ona dönmedim, tepki bile vermedim. Yaklaşıp bir tabure çekti, yanıma oturup koluma sarıldı. 

“Uyuyamıyorum, anne. Ona çok alışmışım, her yer boş geliyor.” 

Başını koluma yasladı. “Senin bir daha bir kadını seveceğine asla ihtimal vermiyordum, durum içinden çıkılmaz olsa da buna mutluyum.” 

“Raja bir kadından fazlası… Onun yanında kendimi çok iyi hissediyorum. O kadar dingin bir ruhu var ki, huzurlu bir liman gibi. Yıllar süren yolculuktan sonra karaya ayak basmak, oraya yerleşmek gibi. Raja yanımda olunca öfkelenmek aklımın değil ruhumun bile gerek görmediği saçma bir his gibi geliyor.”

“Bunu az çok tahmin ediyordum, kendini yıpratma ve lütfen öfkene hâkim ol. Öfken sana Raja’yı getirmeyecek.” 

Mutfağın karanlık bir köşesine bakıyorum. “Ah, anne, tüm bunların yanında o kadar dürüst ve onurlu ki, ona ne yapsam bana geri dönecek asla bilmiyorum. Ben öyle bana âşık falan dedim ama gözlerimin içine baka baka beni sevmediğini söyledi, seven bir kadın bunu yapabilir mi?”

“Kırıldı, o an öyle demiş olabilir, ama bir süredir seninle hani öylesine bir ilişki yaşayacak bir kadın değil. Bunu ben bile biliyorum, bu konu hakkında kendini zorlama; o seven bir kadın.” 

“Buna tutunmak istiyorum ve…” Neden hamile değildi ki… Bunun için bile kafamı kırabilirdi ama o en asil yolu seçecekti, buna yüzde yüz emindim. Ona ulaşmam için kestirme yoldu. Evet, ben piçin tekiydim ama seven bir piç! Onun haberi bile olmadan sırf tutunacak bir dalım olsun diye yapmıştım. Pişman değildim. 

“Ve?” dedi annem, uykudan hızla uyanmış gibi başını kolumdan kaldırdı. Ona döndüğümde ela gözleri kuşkuyla çırpınıyordu. “Barlas, aranızda bir şeyler geçti.” 

“Anne,” diyerek başımı yana çevirdim. 

“Geçti. Yoksa hamile mi?” 

“Keşke öyle olsa o zaman ona ulaşmam en kolay yol olurdu, bilmiyorum olsa da şimdi bana söylemez.” İki gündür çok hâlsiz ve durmadan uyumak istediği, dünkü mide bulantısı anları zihnime doluştu. Anneme dönerek gözlerimi açtım. “Hamile kadınlar nasıldır? Anlaşılır mı?”

“Elbette anlaşılır, mide bulantısı ve hâlsizlik baştadır. Aşırı yeme isteği veya tam tersi sonra uyku hâlleri yorgunluk gibi şeyler başlıca belirtiler.” 

Gözlerimin parladığına yemin edebilirim, ben bir piçim ve yüzümde de piç bir gülüş olduğuna da yemin ederim. “Anne…” Annem yüzüme bakarken başını iki yana salladı. “Barlas, hayır…” 

“Dün saatlerce uyudu, midesi bulanıyordu ama sabah iyiydi. Akşamüzeri eve gittiğimde de uyurken buldum.”

“Üşüttüğünü söylemiştin, buradan bir yere varamazsın.” Annem beni ikna etmeye çalışıyordu ama Raja gibi topuklu ayakkabı üzerinde on saat çalışan bir kadının hastalık dışında yorgun olmasına inanmıyordum. Eğer üşütmüş olsaydı sabah kırıklığı devam ederdi, ama etmedi uyandığında çok canlıydı. 

Önüme dönerek boş bardağı bir tur daha çevirdim. “Göreceğiz,” dedim ve kalktım. 

“Uyumayı deneyeceğim.”

“Donka’ya dediklerinde ciddi değildin, değil mi?” Anneme dönüyorum. “Son derece ciddiyim, elini çabuk tutmazsa yapacağım. Gerçekten kardeş olduklarına inanamıyorum, Donka bir şeytan ama Raja bir melek.” 

“Peki, Donka’nın babasına benzediğini biliyor muydun?”

Bilmiyordum. “Raja’nın annesi bir melekti o hâlde, hoş teyzem de mükemmel kadındı ama kızı bir cadı.” 

Annem gülümseyerek kalkıp göğsüme yumruk attı. “Donka ve sen birbirinizi seversiniz, biliyorum.” Eh, doğruydu, o benim biricik kuzenimdi ve bana destek olduğu anlar çok anlayışlıydı. Kardeşi olduğunu öğrendiği andan sonra bir cadıya dönüşmüştü. “Kuzenine kötü davranmaktan seni men ediyorum.” 

“Bu aralar uyacağımı sanmıyorum.” 

“İyi geceler, Barlas.” Yanımdan geçip giderken benim aklım sadece Raja’nın hamile olup olmadığıydı. Yatağıma uzandığımda bu fikirle kendimi rahatlarken buluyorum. Kesinlikle iyi biri değildim. Onu mercek altına alacak, her şeyini izleyecektim. Eğer hamileyse bizim bebeğimize zarar vermeyeceğini biliyordum. Raja’ya olan güvenim kendime olandan fazlaydı; yıllar sonra bir kadına her şeyiyle güveniyordum. Bunu başaran kadını başımda taşıyacaktım. 

Üç gündür gözlerim onu aradı; sağda solda her yerde. Daha önce de rastlaşmazdık ama günün sonunda yanıma geleceğini, ona dokunacağımı biliyordum. Şimdi onu nasıl görecektim ve ne zaman konuşacaktık, tek bilmek istediğim buydu. Telefonlarıma cevap vermiyor, mesajlarıma okundu bile yapmıyordu. Ondan gelecek her şeye aç ve çaresizdim. Üç gündür ne yaşıyordum… Farkında bile değildim, yaşamıyordum ve sanki her an yerinde sayıyordu. 

Donka’ya verdiğim süre dolmuştu, benden günah gitmişti. Buradan çıkıp onu bulacaktım, gerekirse mahalleye gidecektim. İşleri olduğundan daha fazla batıracaktım ama bunu yapacaktım. Başka bir yalana yer vermeden onu geri alacaktım. 

Son merdivenin başında duruyordum, stajyerime yapması gereken son şeyleri birkaç kelimeyle anlatmaya çalışıyordum. Tüm bu geçen üç günü içinde debelendiğim gerginlikle geçirmiştim. Genç hâkim adayı karşımda benim kadar gerginlikle beni dinliyordu. Bakışlarım, adliyenin girişinin köşesinde, ışıltılı beyaz taş duvarlara sırtını vermiş Raja’yı buldu. Telefonla konuşuyordu, sustum. Tüm kargaşa tüm adliye siliniyordu, sadece onu görüyordum. Evrak çantasını omuzuna takmıştı, saçları salık ve eli alnındaydı. Kumral saçları yüzünü kapatsa bile en uzak görüş mesafesinden tanırdım; o benim kadınımdı. 

Yanına gitmeliydim ama korkuyordum. Durup izlemek, gitmesini seyretmek çok acınasıydı. Sonunda o acınası adam hâline gelmiştim, onun kalbini kırmıştım ve şimdi uzaktan izliyordum. Bu, çok acınasıydı. Belki de gerçekten hamileydi, bitkindi… Eli karnına çıktığında bedeni yavaşça duvardan aşağıya süzülmeye başladı. Olduğum yerden fırladığımda basamakları aşmam kaç saniye sürdü bilmiyorum. Ben ulaşana kadar yanındaki insanlar etrafını çevrelemişti. 

“Raja!” Yüksek sesime dönenlerin bana dönmesiyle kendime açılan alandan yakaladım. Başı omuzumu bulduğunda asla kendinde değildi. Yüzü solmuştu, onu cansız kollarımda tutarken hissettiğim tek şey gerçek bir cani olduğumdu. 

En yakın hastaneye ulaştığımda bile kendine gelmemişti. Doktorun dışarı çıkmasını beklerken yerimde duramıyordum, sürekli hareket hâlindeki bacağım isyan edince ayağa kalktığımda babam asansörden inmiş bana doğru geliyordu.

“Ne oldu Barlas?” 

“Bilmiyorum, ikinci kattan gördüm onu, bayıldı.” 

“Herhangi bir rahatsızlığı var mıydı?”

“Bildiğim kadarıyla yok,” dedim, umduğum gibiyse babama bunu nasıl izah edeceğimi bilmiyordum. Babam hemen arkamdaki plastik koltuğa oturdu, ben de ayakta kalıp kapının hemen önünde sırtımı duvara verdim. Asansör kapısı bir kez daha açıldı ve erkek bir doktor çıktı. Önünde olduğum kapıya yaklaşırken yaka kartını okudum. Jinekolog! 

Bunu babamın da fark etmesiyle bakışlarımızın kesişmesiyle doktor içeri girip kapıyı kapattı. Sırtımı duvara tam verip iki elimle yüzümü sıvazlayıp öylece kalıyorum. 

“Dede olacağımı böyle öğrenmek istemezdim.” 

Ben de asla bu şekilde baba olmak istemezdim… 

Ellerimi çekip önüme baktım, ama tek bir söz bile edemiyordum. 

“Eve git, Barlas, Raja’yı eve ben bırakırım. Seni görmek istediğini hiç sanmıyorum, sabır oğlum.” 

Onu görmek için deliriyordum, gözlerinin içine bakmak o leylak kokusunda sakinleşmek istiyordum ama babam haklıydı. “Buradaki evime gideceğim, anneme söylersin.” 

Ayaklarım geri geri adımlar atsa da çıkışı buluyorum. Bana onun söylemesini, gözlerimin içine baka baka gülümsemesini istiyordum ama bu gelecekte ne zamana denk gelecekti?