Mayıs 21, 2021

9. Bölüm

ile payelll

Keyifli okumalar… 🌺

***

Raja…

Gözlerimi açtığımda kolumdaki serumun varlığının tok sancısını hissediyordum. Buraya nasıl geldiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. En son doktor randevusu için telefonda konuşuyordum çünkü almadığım ilaçlarım minik bir varlığın tüm bedenimi sömürdüğü son noktaya gelmiştim. Günlerdir evimin etrafındaki ailemden kaçıp duruyordum. Onlara hiçbir şey anlatmamıştım ama evime dönmüş olmam gerçeği haykırıyordu. 

“Hamileyim,” dedim doktora. “Tansiyonum düşmüş olmalı.” 

“Evet, geldiğinizde çok düşüktü. Dışarıdaki beyefendi eşiniz mi?” diye sordu.

Beni buraya kimin getirdiğini bile bilmiyordum. “Beni kim getirdi bilmiyorum, avukatım, adliyede kendimden geçtiğimi anımsıyorum.” 

Erkek doktor başını sallıyor, beni kim getirdi? Bir çare bulmak zorundaydım, çalışmam gerekiyordu ama bu şekilde nasıl olacağını bilmiyordum. Üç gündür ne yediğime ne içtiğime zerre kadar dikkat etmemiştim, aklımdan çıkmayan sözler ve yalanlar tüm mekanizmamı alt üst etmişti. 

Kırık bir kalbim, güveni yerle bir olmuş ruhum, evime yabancı gelen benliğim ve onu özlediğim ama kızgınlığı dibine kadar yaşadığım koca üç gün… Telefonları açmadım, mesajlarını okumadım. Beni denemişti, gözüm parasında mı değil mi? onu aldatır mıyım yoksa yapmaz mıyım? Üç ay bir yalanı yaşadığım en acıklı yanımdı. 

Yeni reçetem verildi, doğrulduğumda daha iyiydim. Başım hâlâ çok az dönüyordu ama beni buraya getirenin evime bırakması bugün son dileğim olacaktı. Ceketimi giyindim, kabanımı giyerken kapı açıldı. Gördüğüm adam beni buraya getirense bir kez daha bayılmak istiyordum. 

“Geçmiş olsun, Raja,” derken gülümsedi savcı Türker Hanya.” 

“Teşekkür ederim, Savcım,” derken yüzüm alev aldı. Bebeğimin dedesi mi getirmişti beni? Kapıyı kapatıp yaklaştı, “Biraz oturmaz mısın?” 

Yatağın ucuna zoraki iliştim. Hemen karşıma, benim gibi yan oturdu. “Beni siz mi getirdiniz?”

“Hayır, seni Barlas getirdi. Ben sadece uğradım ama ona gitmesini söyledim, Barlas’ı görmeye hazır olmadığını düşündüm.” 

Koskoca adliyede ondan başka iyilik sever yoktu ve beni o getirdi. Hamile olduğumu fark ettiyse bitmiştim. “Teşekkür ederim, onu görmeye hazır değilim.” 

“Ama onun bebeğini taşıyorsun.” 

Gözlerimi sertçe kapattım, yüzümü çevirdim. Utancın en büyüğünü yaşıyordum, babası biliyorsa o da biliyordu. 

“Benim de torunumu,” dedi. Sustum, dönmedim. 

“Bu şekilde öğrenmek istemezdim elbette ama bazı şeyler kendiliğinden olur, engel olamayız.”

Bu adamın ne ve kim olduğunu tam olarak bilmiyordum. Bana bebeğimi aldırmamı söylerse suratını parçalayabilirdim. “Ve benim bebeğim,” dedim, Türker Bey’e dönerek sertçe baktım. Anlık bir şokla bakıp gülümsedi. 

“Sakin ol, ben dede olacağım için mutluyum, elbette senin bebeğin. Sen ve Barlas’ın işte tam bunun için oturup iki yetişkin gibi konuşmanızı istiyorum. Kimse için değilse bile bebek için konuşun.”

Yanlış değerlendirme yaptığım için suçlu hissetmedim. Ama Barlas’la konuşacak en azında şu an sözlerim yoktu. “Onunla konuşmak istemiyorum, bana yeni yalanlar anlatacağını düşünüyorum.”

“Raja, oğlum diye demiyorum itin tekidir.” Bakışlarım irileşip savcıyı buldu. “Bakma kızım öyle, onu bu yaşa getirmek hiç kolay olmadı. Onu ite kaka okuttuğumu anlatmıyorum bile! Ucunu bıraksam kesinlikle mafya babası falan olurdu. Ama bir şey var ki onun o tüm bu gözü kara hâlleri bir yere kadar, aslında sevgi dolu, kedi kadar uysal olabiliyor. Seninleyken hayatında olmadığı kadar uysal ve sakin. Hatası çok büyük, ona yapmamasını söyledik ama bizi dinlemedi. Teyzesinin vasiyetini bu koşulla yerine getireceğini net bir dille anlattı. Ve ilk günden de pişman oldu, seni kaybetmek istemiyordu. Elinden geldiğince sustu, bu, daha büyük hataydı. Hatalarının içinde yeşeren güvendin onun için. 

Tüm bunların dışında sen hamilesin, sağlık sorunları yaşıyorsun ve bu devam edebilir. Sizin size ihtiyacınız var, işte bunları konuşun. Bir bebeğin hem anne hem babasına ihtiyacı vardır.” Sözlerinin sonunda kocaman gülümsedi. “Ve bizim de torunumuzu sevmeye hakkımız var, babam bunu duyduğunda seni kanatları altına almak isteyecek.”

Ne kadar iyimserler. Elimi alnıma vurup siz ne içiyorsunuz demek istiyorum ama o görmeden göz devirdim. 

“Düşüneceğim, adliyeye bırakabilir misiniz, arabamı almalıyım?” 

“Elbette,” derken kalktı ve yatağın üzerinde duran reçeteyi aldı. “Bunu ben halledebilir miyim?” diye sordu. Ne diyebilirdim ki, o bebeğimin dedesiydi ve kötü birine benzemiyordu. Bana benim oğlumdan bebek yaparak parama konmak istedin de diyebilirdi. 

Arabamı evimin önünde durduruyorum, Ratri’nin ışıkları kapalıydı. Fazla yaşlıydı ve bu saatte uyuması normaldi. Aracımdan çıkıp Reyhan ablanın kapısını çalıyorum, ilk açan Yeliz oluyor. “Annen nerede? 

“Gelsene abla, evde nerede olsun,” diyen Yeliz’in açtığı kapıdan içeri sızdım. Elinde çayıyla dizisine kapılmış olan Reyhan abla beni görünce ayaklandı, hâlimden bir şeyler olduğunu anladığına emindim. 

“Hoş geldin, nerelerdesin Raja?” derken bana sarıldı. Şu an istediğim tek şey beni anlayacak bir omuzdu ve bu da Reyhan ablaydı. Zorla gülümsedim, kabanımı Yeliz’e verdim; ceketimi çıkarıp kenara bıraktım. Karşılıklı oturduk ve yüzüme anlat dercesine bakıyordu. “Yeliz, ablana çay getir sonra da ortadan kaybol kızım.” 

Yeliz de anlarcasına sessizce uzaklaştı. Kızlar kendi odalarında olmalıydı ki hiç sesleri çıkmıyordu. Arkama yaslanırken saçlarımı elimle topladım. “Seninle gerçekten de konuşmam gerekiyor, başka ablam olmadığı gibi beni anlayacak insan sayısı da az.” 

“Günlerdir kaçtığını fark etmedik değil, bir şeyler olmuş belli ama sen çok bitkinsin, Raja.” 

Yeliz çayı getirip kapıyı da çekip çıktığında boş mideme sıcak bir yudum çayı indirdim ve rahatladığımı hissettim. “Abla ben hamileyim.” Hiç şaşırmadı, başını sağa sola salladı. 

“Bunun olacağını biliyordum, adamın evinde kalıyordun, Raja ama bu kadar çabuk beklemiyordum,” dedi. 

“Abla ben… Bunun nasıl olduğunu bile anlamadım. Oyuna getirildim.” Reyhan abla şimdi şaşırmıştı ve gözlerinde korku vardı. Ona en başından en sonuna kadar anlattım. Hiç sözümü kesmedi, beni benim istediğim gibi dinledi. 

“Peki, sonuç?” diye sordu. 

“Beni sevdiğine inanıyorum, onu sevdiğimi biliyorum. Sonucun bu olmasını o arzuladı. Beni hamile bırakarak kapana kıstırmak istedi ve başardı. Bu bebeği öldüremem ben, hiçbir bebeği öldüremem; o da bunu biliyordu onun için yaptı. Ondan ayrılacağımı bildiği için…” 

Utanıyordum ama söylemek de istiyordum. “O, korunuyordu, yani ben anlamadım. Aklıma başka bir şey gelmiyor. Bir erkek neden durduk yere bebek istesin hem de sevgilisinden, bekar?” 

Küçük bir kahkaha attı. “Bunun tersi olmaz mıydı? Sen zengin adamı avucuna almak için ondan bebek yapardın ama bu durum çok tersine. Güldüğüme bakma ablam, sorun var hem de kocaman ama ortada hem bebek var hem de birbirinizi seviyorsunuz.”

“Bunun yanında o bir yalancı,” dedim. “Ona bir daha nasıl güveneceğim?”

“Sorun da bu zaten, güven kuşun kanadındaki tüyden bile daha hassas artık. Babasız bir çocuk büyütmek istesen bile bu zor ve onlar senin peşini bırakmaz. Adamlar zengin diyorsun, tek oğullarının tek çocuğu olacak. Kaldı ki Barlas seni seviyor, ailesi bıraksa o bırakmaz! Bu da başına gelen kötü olayın içinde en iyisi. Ya arkasını dönerek gitseydi? Ya seni sevemeseydi ve seninle gerçek denecek bir oyun oynasaydı? Adamın bir kapının önüne yatmadığı kalmış.” 

Bu ihtimalleri hiç düşünmemiştim, bunlar olsa daha kötü hissedeceğime şimdi karar veriyorum. Yine de bunları yapmamış olması kırgınlığımı azaltmıyor. “O zaman gerçekten yoluma bakabilirdim, şimdi torunu olacak diye sevinen bir dede adayı bile var. Peşimi bırakmayacaklarına ben de eminim. Abla ben ne yapacağım?” 

“Seni, senden vazgeçemeyecek kadar seviyorsa güvenini kazanmasını bekleyeceğiz ama Raja, bu arada karnın büyüyecek ve sen çalışmakta bile zorlanıyorsun. Senin bu bebeğin babasına ihtiyacın var, sana hep paranı biriktirmeni söyledim durdum ama sen beni dinlemedin ki kızım. Şimdi çalışmadan doğuma kadar yatabilirdin.” 

Bu konuda haklıydı, arabama olan borcum dışında kimseye vereceğim yoktu ama kenarda birikmişim de yoktu. Çalışmak zorundaydım, hem de her gün. “Abla…” diyerek göz devirdim. 

“Kaç haftalık?” diye sordu. 

“Altı veya yedi olmalı, ultrasona girmedim? Ve ben bunu geç anladım, düzensiz bir yapım vardı, aklıma bile gelmezdi.” 

Gülümseyerek elini karnıma yerleştirdi. Ve ben bu ana kadar içimde bir canlı olduğunu sadece laftan ibaret sanıyormuşum. “Şimdi sen anne mi olacaksın?” dediğinde gözlerim doldu. Bunları düşünecek bir anım da olmamıştı, ben içimdeki bebeği çözüyordum. “Böyle olmasını istemezdim,” derken ağlamaya başladım. Ablam başımı omuzuna yatırdı. 

“Ağlama kızım, üzerimizde ne kadar bulut gezse de bir gün bahar gelir, bulut gideceği zamanı bekler durur. Baharın gelişine kim engel olabilir? Ve sana bir konuda kızgınım, bize bir ev vermek için bile olsa tanımadığım biriyle bir şeyleri düşünmen bile beni üzdü.”

İşin bir de bu kısmı vardı, o sözlü vasiyet gerçek miydi? O mektup gerçek miydi? Ve gerçek Ebru kimdi ve benden ne istiyordu? Neden o gece Barlas’la tartışma yaşamışlardı? Bunların cevabını bana kim verecekti? Tabii ki Barlas! Babası haklıydı, konuşmamız gerekiyordu. 

“Abla ben açım, günlerdir doğru düzgün bir şey yemedim.” 

“Sana sofraların şahını kurarım şimdi, az sonra abin de gelir.”

“Abime bir şey söyleme, utancımdan yüzüne bakamam.” 

“Biz de genç olduk, Raja, ama merak etme bilmeyecek.”

***

Güne kahvaltı yaparak, ilaçlarımı alarak başladım. Günlerce hasta kalsam içmeyeceğim ilaçları bebeğim için zorla yutmuştum. Ayakta kalmak zorundaydım. Öğün atlamayacak kendime iyi bakacaktım. Ve topuklu ayakkabılarıma şimdiden veda etmiştim çünkü yorgunluğumu üst seviyeye getiriyorlardı. Bugün daha iyiydim, uyku hâllerim dışında. Bazen olduğum yerde gözlerim kapanmak için direniyordu. Bu, çok delice bir histi; hayatımda hiç bu şekilde tatlı uykuya çekilmemiştim. 

Saat üçteki bugünün ilk ve son davasından çıktım. 

Evime gidip sonsuza kadar uyumak istiyordum. Buradan onunla el ele çıkmayı, birlikte döşediğim, kendimin gibi hissettiğim evi özledim. Kısa bir zamanda bu kadar içime işlediğini ondan kopunca anlıyor olmanın çetin sancısını yaşıyorum. Dünden bu yana asla aramamıştı, mesaj dahi atmamıştı. Aklınca beni garantiye almıştı, ama bilmiyordu ki Raja istemezse kimse ona zorla bir şey yaptıramaz. Bu hareketi beni buz kestirip daha çok soğutuyordu. 

En son merdivenin son basamağını aşıp önüme baktığımda çıkış kapısının hemen önünde Barlas’ı görüyorum. Beni beklediğini düşünmek istiyorum ama yanında savcı Yağmur olduğunu gördüğümde olduğum yerde çakılıp kalıyorum. Kadının omzu üzerinde bakışlarımız buluştu, bana bakarak savcıya bir şeyler söyleyip yanında geçerek adımlarını bana çevirdi. 

Attığı her adımda sevgisi ve yalanları bir bir aklımdan geçiyor ama kaybeden bendim, sevmenin özlem tarafı ağır bir kütle gibi üzerime düşüyor. 

Savcı Yağmur’un bakışlarını yakalıyorum, hatta hiç çekinmeden keskin ve kısık bakışları ok saplanıyordu. Burada yapacağım ters bir hareket her ne düşünüyorsa ona yağ sürmekten başka bir şey olmayacaktı. 

“Ona değil, Raja, bana bak. Önce buradan çıkacağız sonra konuşacağız.” 

Yağmur’dan aldığım bakışlarımı ona kaldırdım. Kimdi bu kadın? Barlas’la olan her şey beni tekrar sorgulamaya itiyordu. Artık herkes ve her şey yeniden yapılanmak zorunda gibiydi. Başımı salladım, Barlas kolumdaki evrak çantasını uzanıp aldı. Yaklaşıp uzaklaşırken derin soluklarını duyumsadım. Elini uzattığında ne kadar düşünsem de tutacağımı bildiğinden hemen tuttum. Yağmur’un bakışları şu an çenesi havada hüküm sürüyordu. Barlas beni kapıya çekerken ona uydum. 

Yağmur arkada kalıyordu, yağmur daha önce kimdi? 

Otoparka gelinceye kadar elimi tutmasına izin verdim ama anlaşılan o ki beni kendi aracına götürmeye niyetliydi. Elimi çekince durdu, birkaç saniye sırtını izledim. “Sen elinden tutup her yere çekeceğin Raja’yı kaçırdın, Hâkim Bey.”

Ağır şekilde döndü, gözlerinde yine o çaresizlik vardı ama artık kanamıyordum. “Konuşacağız, konuşmamız gerekiyor,” dedi. 

“İçeride kabul ettim şimdi vazgeçtim, seninle konuşacak hiçbir şeyim yok. Çantamı ver!” Vermedi, gözlerimin içine içine bakıyordu. Ve asla sakin görünmüyordu. Ben daha Barlas’la yeni tanışıyordum, başka bir adam daha vardı. 

“Benimle geliyorsun!” dedi, elindeki çantama asıldım ama o benden daha güçlüydü. “Gelmek istemiyorum.”

Başını sağa sola çevirip akıp giden insanlara baktı, yüzünde beni öfkelendiren gülüşü belirdi. Küstahtı, bencildi. Başka bir yerde olmalıydık mesela suratının ortasına bir tane geçirebileceğim bir yerde. 

“Seni bırakacağımı mı sanıyorsun hem de…” dedi ve tüm bedenim alev aldı; iplerim kopuyordu, bu adam yüzünden benliğim değişiyordu. “Hem de ne?” derken sesim yükseldi, üzerine bir adım attım. Kesinlikle bu hâlimden zevk alıyordu. Elindeki çantamı yere bırakışı, iki eliyle birden yüzümü kıskaca alışı ve burnumun ucuna kadar girdi. Gözleri ve dişleri kısıktı, Allah’ım… Çekici serseri. 

“Hem de seni deli gibi severken,” dedi, dizlerim titredi, gözlerimi kapattım. Buz gibi alnımda sıcak dudaklarını hissettim. 

“Yalancı,” diye fısıldadım. Bu kez o dondu, söylediği tüm yalanları arasından beni sevdiğine inanıyor olmam da başka bir ironiydi. “Bana bunu hep hatırlatacaksın ama benim yılmaya niyetim yok,” dedi, yüzümü bırakıp çantamı aldı. Elimi sıkıca tekrar tuttu, ben geri çektim. 

“Nerede konuşacaksak oraya gelirim, seninle gelmeyeceğim.”

“Anneme,” derken elimi ondan alamayacağım şekilde tuttu. Beni peşi sıra çekti, bunun iyi bir fikir olmadığını biliyordum. “Barlas bırak!” ne işim vardı annesinde? Anne ve gelincilik oynayacak durumda değildim. 

“Ben tuttuğum eli bırakmam! Bu gece uzun olacak, Raja ve son damla gözyaşına kadar ben senin yanında olacağım.” Durup bana döndü. 

“Bir gün beni affedeceksin.” 

“Sorun seni affetmem değil, sana artık güvenmiyor oluşum.” 

“O zaman bir gün yeniden güveneceksin, ben bunun için ne gerekiyorsa yapacağım. Üzgünüm, çok üzgünüm.” 

Benim kadar üzgün müydü? Benim kadar kırılmış mıydı? Ağzından çıkan her söz bende artık bir ama uyandıracaktı ve bu ikimizi de parçalayacaktı. Bunu yaşayacaktık, tüm duvarlar yıkılmıştı. 

***

Haftaya görüşürüz canlarım. 🌸💜 seviliyorsunuz.